Mut İlçemiz

BODRUM YOKUŞBAŞINDAN KIZILAĞAÇ’A YOL EYLEDİK

BODRUM YOKUŞBAŞINDAN KIZILAĞAÇ’A YOL EYLEDİK
Celal Necati ÜÇYILDIZ
Celal Necati ÜÇYILDIZ( celalnecatiucyildiz@hotmail.com )
KİRMEN
37
07 Ocak 2019 - 10:35

“Yokuş başına geldiğinde Bodrum’u göreceksin,
Sanma ki geldiğin gibi gideceksin,
Senden öncekiler de böyleydiler,
Akıllarını Bodrum’da bırakıp gittiler.”
Halikarnas Balıkçısı Cevat Şakir

Bodrum Dağ Sporları Derneği ile 2. Leleg Yolu  Yokuşbaşı – Kızılağaç yürüyüşümüze yaptık. Akşam, gece gök gürledi, şimşek çaktı. Yağmur gökten düşercesine yağdı. Sabah olurken, bulutlar kuzeyden esen rüzgar ile güneye doğru gittiler.

Sabah itfaiye meydanında toplanırken, güneş dağların, adaların ardından doğuverdi.  Deve güreşi hazırlıkları ile itfaiyede rampalardan develer arabalara bindirilip, güreş alanına götürülüyordu. Saat 09.00’da sayı tamam, teker döndü. Bu kez Hıdır Çam rehberimiz yoktu. Fethiye Muğla’da dost ziyaretlerinde olduğunu öğrendik. Ergül Çetin rehberimiz gelenleri karşıladı. Ayaküstü hoş sohbetler edildi. Deve güreşleri, Karadeniz Balık Festivali ve yürüyüşler.

Aracımız itfaiye meydanından Yokuş Başına doğru tırmanıverdi. Yalı Sapağı’nda durduk. Çok kısa bir süre olmuştu. Aracımızdan indik. Yürüyüş levhası önünde yürüyüş bilgileri verildi. Yaklaşık 40 kişiye yakın gezginci bir araya gelmişti. Bodrum’un içinde kültür zenginliği burada yer alıyordu.

Yokuş yukarı yürümeye başladık. Aydın Dağları’ndan gelen soğuk rüzgarı içimize alarak yürüyorduk. Esinti içimize geldi. Başlarımızı, boyunlarımızı biraz daha kapattık. Tempolar hızlandı. Deve güreş alanına yaklaşınca arabalar yolun kenarına park ediyordu. Onarın yanından, daha yukarılara doğru yürümeye başladık.

Kızılca Ağaç, çam, maki ağaçları, yerlerde hafif ıslaklık. Ama çam pürleri üstünden yürümek keyifli idi. Kızıldağ tepesine doğru bir  ses geldi:

“Soluklanın. “

İlk molamız verildi. Aşağılarda Milas yolu, yan tarafta, Torba koyu gözüküyordu. Ta uzaklarda Aydın’ın karlı dağları bize el sallıyor gibiydi.

Patika yollardan yürümek. Önceden belirlenen güzergah. Taşların üstünde beyaz, kırımızı işaretleri gördükçe emin  adımlarla yürümek. Bodrum gezgincileri bu konuda rahat, Ticaret ve Sanayi Odası projeye destek vermiş. Harita Mühendisi olan Hıdır Çam bölgenin tüm gezi parkurlarını işaretlemişler.

Bizi ara yollarda bu levhalar karşıladı. Yolun kenarında su birikintisini geçiyoruz. İkinci soluklanma molası. Aşağılarda Bodrum, Kale, adacıklar, Akyaka ve denizin öte yanında Kos Adası. En arkada Bodrum’un volkanik dağları.

Resimler çekildi. Soluklanma yapıldı. Tekrar sağa dönüverdik. Kızılağaç, sandal ağaçları, bir zamanlar gemiler, kayıklar bu ağaçlardan yapılmış. Yürüyüş yolları temizlenmiş. Aşağılarda deve güreş alanı gözüküyor. Alanda deve güreşleri hazırlıkları sürüyor. Yörükler kendileri yerine develeri güreştirip izliyorlar. Muğla, Aydın’ın değişik yöresinden gelen Yörükler, bu geleneklerini sürdürüyorlar. Aşağıdan müzik sesleri geliyor.

“Aman Ormancı, aman Ormancı… “

Yol boyu hayvanların yayıldığı alanlar, su sarnıçları bizi karşılıyor. Ama artık hayvan güden çoban yok. Üretim bitmiş. Etrafı çevrilmiş alanlar var. Birkaç zeytin bahçesi.

Dağdan aşağı doğru inmeye başlıyoruz. Aşağılarda sıra ovası, ya da kızılağaç ovası uzanıyor. Kızılağaç dağları uzanıp gidiyor. Mazı koyları, Ören’e doğru giden dağ silsilesi devam ediyor. Aşağılardan gelen Milaslı gezginler ile karşılaşıyoruz. Onlar Kızılağaç’tan yürümeye başlamışlar. Yaklaşık 15 kişi.  Biz inerken onlar çıkıyorlar.

Artık uzun soluklanma molası veriliyor. Azıklardan atıştırmalıklar çıkıyor. Bir iki, hem atıştırma, hem sohbet başlıyor. Dostluklar kuruluyor. Biz Mersinli arkadaşlar ile bir araya geliyoruz. Meryem Atıcı Öğretmen, Deniz Cennet Yiğit Öğretmen ve Emel Aydoğan Ertuna. Üzerimizdeki terler soğumaya başlıyor. Hafif üşüme geliyor.

Mola bitiyor, tekrar yürüme zamanı. Bir yamaç, ondan sonra aşağılara doğru kayıyoruz. Kayalıklara sarılmış, sarmaşıklar, yosunlar. Yaşlı, pürleri dökülmüş, çam ağaçları, dalları öksüz, öksüz duruyor. Ara ara  avcıların boş kovanlarını görüyoruz.

Kızılağaç evleri aşağıda, ezan sesleri arasında yürüyüşümüz deva ediyor. Kolay gibi geliyor ama, dizler kızıyor.

Deveye sormuşlar:

“İnişi mi, yokuşu mu seversin? “ 

“Düzü ne ettiniz?” demiş.

Yollar hem ıslak, hem iniş aşağı yürürken  dikkatli yürümek istiyorsun. Ama doğa güzellikleri de bütün görkemi ile önünde bir filim şeridi gibi kayıp gidiyor.

Tünel yapmışlar, ama sular içinde çamur, büyük kayaların, taşların üstünden hoplaya zıplaya yola çıkıyoruz. Artık yürüyüş bitiyor. Aracımıza eşyalarımızı koyuyoruz. Az ilerde  Kızılağaç pazarı kurulmuş.  Kuru bakliyat, bal, mantar, ya da  çıntar getirmişler. Yöreden, en yakın Aydın, Denizli, Muğla’dan sebze ve meyveler yer alıyor. Güzel bir Pazar yeri, gelenler için araç park sorunu yok. Tek kusuru, Bodrum, Konacık pazarından biraz pahalı.  Gözlemeci  böreklerini yapmış, ısıtıp ısıtıp sunuyor. Peynir, çökelek, mantarlı ya da ot börekleri, alıp, yan tarafta yemeye başlıyorsun. Çaycı naz ediyor, çay gelmiyor. Az ilerdeki kahveye gidip, çay üstüne içiyoruz. 

Yöredeki zeytinleri işleyecek bir de zeytinyağı fabrikası kurulmuş. Pazar yerinde bol miktarda zeytin, zeytinyağı ve çam balları yer alıyor.

Saat 15.00’e doğru  Pazar yeri mola süresi doluyor, aracımıza biniyoruz. Artık dönüş zamanı.