Mut İlçemiz

ÇAMLICA – BECİ KÖYÜ

ÇAMLICA – BECİ KÖYÜ
26 Ocak 2020 - 23:34

ÇAMLICA – BECİ

Genel Bilgi

Eski adı Beci olan köyün kökeni, Mamalı Aşiretinin Becili Cemaati’dir.

II. Beyazıd döneminde Beciler ismiyle bir köy bulunmaktadır.

Köyün, daha önce Evren ile Çamlıca köyleri arasında “Yıkık Cami” denen yerleşim yerinde oturduğu, ancak bir veba salgınından sonra burayı terk edip şimdi bulunduğu yere yerleştiği anlatılmaktadır.

Mut – Ermenek karayolu üzerinde yer alan köy, Mut’tan Ermenek’e giden ve Ermenek’ten Mut’a gelen arabaların mola vermeleri gereken bir yerde bulunmasından dolayı önemli bir uğrak yeridir. Mola yerinde buz gibi suyu ve asırlık çınarları vardır.

Merkez köy statüsünde olan Çamlıca’nın, kırsal kesimde üç yerleşim yeri vardır. 2005 yılı nüfus sayımına göre 270’i kadın, 299’u erkek olmak üzere nüfusu 569; hane sayısı 170’dir. il merkezine 195, ilçe merkezine 35 km uzaklıktadır. 1985 yılında kadastro çalışmaları tamamlanan köy 10022 dönümdür.

Köyün geçim kaynağı hayvancılık ve tarımdır. 2006 yılı sonu itibariyle yaklaşık 313 sığır, 650 koyun, 2000 keçi, 20 at, 684 tavuk bulunmaktadır. Köyde 1982 yılında Çamlıca Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi kurulmuş, 1995 yılında da 100×2 Süt Sığırcılık Projesi hayata geçirilmiştir.

Köyün, sağlık evi, köy konağı, içme suyu, su deposu ve umumi VVC’si ile 35 km asfalt yolu bununmaktadır.

Köy, yaklaşık 40 sene önce yaşandığı anlatılan şaka ile ünlüdür. “Köye, Ermenek’ten eşeğiyle tak tak helva satan bir seyyar satıcı gelir. Satıcı helvayı çok fazla fiyata satmak istemektedir. Köyün gençleri ne kadar pazarlık ederlerse etsinler satıcı bir türlü indirim yapmaz. Bu duruma çok sinirlenen gençler helvacıya bir şaka yapmaya karar verirler ve helvacının eşeğini iple bağlayıp gece köy camisinin damına çıkarırlar. Ertesi gün satıcı eşeğini ne kadar aradıysa bulamaz. Bu arada köyün imamı sabah ezan okumaya başlayınca eşek anırmaya başlar. Eşeği caminin damından indirmenin oldukça zor olacağını gören helvacı, köylülere (gençlere) bedava helva vermenin karşılığında eşeğini indirtir ve olay tatlıya bağlanır. Ama o günden sonra Beci adı duyulunca herkesin aklına ‘Becili Şakası’ gelir”…

ÇAMLICA



Adı: Çamlıca (Beci)

Nüfusu: 569 (299 Erkek, 270 Kadın)

İlçeye Uzaklığı: 30 km.

İle Uzaklığı: 190 km.

Konumu: Mut’un batısında ve Mut-Ermenek karayolu üzerinde olup: ilçe merkezine 30 km. Mesafededir. 

İnternet Adresi: 
http://www.becikoyu.com 
http://becili.blogspot.com

Tarih:

Çamlıca (eski adıyla Beci), ilçenin tarihi geçmişe sahip köylerinden biridir.
Nitekim 1500 yılına ait Tapu Tahrir Defterinde “Beci” adıyla kayıtlı 44 haneli bir köy olduğu görülür. Buna göre köyün, Osmanlı Devleti’nin ilk yıllarında ve daha önceki bir tarihte; belkide Türkmen aşiretlerinin bölgeye ilk gelişleri sırasında kurulmuş olması muhtemeldir.

Coğrafya:

Mut’un batısında, ve Mut-Ermenek karayolunun sola doğru kıvrıldığı yer ile Sazak deresi arasındakı yamaçta kurulmuştur. Eski ve yeni yapıların iç içe geçtiği köy, toplu yerleşim özelliği gösterir.
Köyün içinde bulunan tarihi çinar ağaçlarinin gölgesinde serinler ve gürül gürül akan çeşmenin suyundan içerken, oldukca yeşil bir köyde olduğunuz hissine kapılırsınız. Fakat yukarıya çıkıp Ermenek karayolu kenarından baktığınızda, aslında köyün, bitki örtüsü bakımından (oraya buraya dağılmış birkaç zeytin ve dut ağacı ile çalılıklar dışında) oldukça fakir oldugunu görürsünüz.

Nüfus:

Çamlıca, 1500 yılı Tapu Tahrir Defterinde 44 haneli (tahmini 220 kişi); 1584’te ise 48 haneli (tahmini 277 kişi) bir köy olarak kayıtlıdır. 1913’te nüfusu biraz artarak 312 kişiye çıkmıştır (53 hane; 169 kadın ve 143 erkek).
Köyün nüfusu Cumhuriyet döneminde de 1990’lı yıllara kadar istikrarlı bir artiş göstermesine rağmen, bu tarihtan sonra, ilçenin diğer bazı köylerinde de görüleceği gibi gerilemiştir.

1500: 220
1584: 277
1913: 312
1935: 237
1945: 359
1950: 408
1970: 646
1980: 678
1990: 717
1997: 588
2000: 604
2007: 569

Sosyal ve Ekonomik Hayat:

İlçenin oldukça dinamik nufus yapısına sahip köylerden biridir. Bir yandan tarım ve hayvancılık yapılmaya devam edilirken, diğer yandan belirgin bir ticari hayatın olduğu da görülür. Ayıca eğitim-öğretim seviyesi de yüksektir. Köyde üniversite bitirmiş kişi sayisi oldukca yüksektir.
Tarım alanında meyvcilik oldukça yağındır. Başta gelen tarım ürünleri zeytin ve kayısıdır. Çamlıca köyünde hayvancılık geleneksel olarak yapılamaktadır. Eskiden beri daha çok küçükbaş (keçi,koyun) yaygın olmasına rağmen, otlak alanlarındaki daralma nedeniyle son yıllarda et ve süt (büyükbaş) hayvancılığına yöneliş olduğu görülmektedir. Devlet destegi ile Hollanda’dan cins sığırlar getirilmiş ve bunun sonunda büyükbaş hayvancılığında belirgin bir kalite artışı sağlanmıştır. Kücükbaş hayvancılığı yapanlar yaz aylarında Beci Güzeliği denilen yaylaya cıkarlar.
Köyde sağlık evi vardır, fakat faal değildir.
İlköğretim okulu faaliyettedir.
İçmesuyu yeterli, sulama suyu yetersizdir.


Rivayet olunur ki;

Derler ki ; bir zamanlar dağ başında kendi yağıyla kavrulan bu küçük Anadolu köyünün kaderi vakti zamanında Ermenek yolu yakınlardan geçerken köyümüzün o zamanki ileri gelen eşrafının toplanıp karar alıp müteahhite giderek ‘yolu bizim köyün ortasından ve de tarlalardan geçir istediğin evi yık istediğin tarladan geçir biz hiçbir istimlak bedeli istemeyiz tek isteğimiz yolun köyümüzün içinden geçmesi ‘ demesiyle değişmiş.. Bu şartlara aklı yatan o zamanki müteahhit sayesinde köylülerimizin de ufku açılmış şehre gelip giderek modern yaşama çok çabuk uyum sağlamışlar. Tarım ürünlerini pazara ulaştırma kolaylaşmış, köylünün malı para etmiş ve köylü de ilk defa parayla tanışmış. Bu sayede köyümüzde bir çok yenilikler olmuş. Çevre köylere nazaran nispeten bir iyileşme görülmüş. Birçok ilkler yaşanmış ; ilk dükkan, market, İlk cami, ilk değirmen (2 tane), ilk hızar (2 tane),ilk kasap,lokanta gibi. Ancak 60 lı yıllardaki Avrupaya göçlere bizim köyden de katılanlar olmuş. Sanayileşmenin getirdiği işgücü ihtiyacı ve özellikle kuraklıktan dolayı tarım yapmanın çok zorlaştığı 70 li yıllarda ise Mut a ve büyük şehirlere göç bizde de başlamış. Bizim tertip arkadaşların başlattığı 90 lı yıllardaki İstanbulıa akın ise hala sürüyor. Birkaç kişi geri dönse de artık gidenlerin oralarda yer yurt tutmalarından dönmeleri iyice zorlaşmıştır. Bu sebeplerle köyümüz boşalmaya başlamış nüfusta da hatırı sayılır biz azalma baş göstermiştir.

Kaynak: Mutlu Köyler – Ensar Köse

Beci Köyü Şiirleri

VATAN

Akdeniz bölgesi Mersinin, Mutun.
Yüce dağlarında esen yel vatan.
Gönlümdeki kaybolmayan umudun.
Gözlerinden akıttığı sel vatan.

Müsaade almadan, aman demeden.
Karacaoğlanın sazındaki nağmeden.
Kendi mutlu, halkı mutlu bahçeden.
Koparıp ta kokladığım gül vatan.

Meyveler bahşeden, bahar yazınan.
Anam, bacım geliniylen, kızıylan.
Sele, serpe ormanlarda uzanan.
Gölgesinde oturduğum dal vatan.

Ah çekip te içli, içli solurken.
Arayıp ta sevdiklerim bulurken.
Eşime dostuma gidip gelirken.
Üzerinde yürüdüğüm yol vatan.

Güller vatan açıp kokular saçan.
Çoban vatan koçu kuzudan seçen.
Sinan derki üzerinde her geçen.
Günler vatan, aylar vatan, yıl vatan.
05.04.1989



SEYRAN EYLESEM
SEYRAN EYLESEM

Çıksam Adırasa seyran eylesem.
Sıraya dizilmiş bağlar görünür.
Elimi kulağıma atsam söylesem.
Ermenek Göksuyu çağlar görünür.

İlice, Bozdoğan, Dorla, Alaçam.
Beci en güzeli, o benim vatan.
Suçatı, Çungurlu, Evren, Kırkyalan.
Birbirinden güzel köyler görünür.

Karacaoğlan yurdu, kayısı yatağı.
Şirin Mutum Torosların eteği.
Yaz gününde güzellerin otağı.
Soğuk sularıyla yaylam görünür.

Bu özlemle yanmış Sinanın bağrı.
Neylesin gurbette, yıllardır ayrı.
Çevir gözlerini Gülnara doğru.
Enginli, yüksekli dağlar görünür.
13.11.1981


BECİ KÖYÜ
Doğup, büyüdüğüm Beci köyünün.
Ulu yolda yokuşunu seyrettim.
Çınarlar altında soğuk suyunun.
Şırıl, şırıl akışını seyrettim.

Ardında dağ, ön yüzünde ovanın.
Türlü nimet bahşettiği doğanın.
Üzümün, incirin, narın, ayvanın.
Burcu, burcu kokuşunu özledim.

Minareden çağırışını hocanın.
İnce, ince tütüşünü bacanın.
Anamın, babamın, garip bacımın.
Nazlı, nazlı bakışını seyrettim.

Dinledim sesini akan derenin.
Aldım selamını selam verenin.
Çınarlar altında dostun, yarenin.
Birbirine su döküşünü seyrettim.

Kimisi harmandan buğdayın çeker.
Kimi eve, kimi tüccara döker.
Kimisi bahçeye birşeyler eker.
Dane, dane ekişini seyrettim.

Oturmuş çay içer kimi serinde.
Fakir olanların derdi derinde.
Çocuklar oynaşır harman yerinde.
Birbirini yıkışını seyrettim.


Nane, yarpız, teresini özlerin.
Kekik, yavşan kokuşunu düzlerin.
Anam, bacım, gelinlerin, kızların.
Çeşmeden su çekişini özledim.

Sinan der ki köyüm güzel görmeli.
Eğlenip koynunda canlar vermeli.
Güvercin topuklu göksü sürmeli.
Kekliklerin sekişini seyrettim.

Osman SİNAN
16.08.1985


ADIRAS

İlkbahar geldi mi çıksam başına.
Çoban olup koyun gütsem adıras.
Tülek, keklik olsam konsam taşına.
Tan yeri sökerken ötsem adıras.

Yoğurt, kaymak yesem obalarında.
Avlansam yemyeşil korularında.
Hiç ayak basmamış kayalarında.
Lale, sümbül olup bitsem adıras.

Kuz yerlere koyunları yatırsam.
İçme suyum kara inden getirsem.
İlmekenin tepesine otursam.
Enginleri seyran etsem adıras.

Sinan der gençliğin ilkbaharında.
Boran olup yağsam kışın karında.
Teke tepesinde hisar karında.
Yar ile can cana katsam adıras. 11.10.1985
10:36:09

BAZI

Toros dağlarının doruklarına,
Çıkar deli gönül, dolaşır bazı.
Düzünde yurt tutmuş yörüklerine,
Bakar deli gönül dolaşır bazı.

Dolu olsun ister taşlarda kaklık.
Ötsün ister sabah sürmeli keklik.
Omuza çifteyi, bele fişeklik,
Takar deli gönül, dolaşır bazı.

Haber sorar çamdan, kara meşeden.
Soğuk ister, seher vakti üşüden.
Sarp kayada biten, mor menekşeden.
Kokar deli gönül, dolaşır bazı.

Yurdum olsun ister, Toroslar başı.
Hem de olsun ister, yanında eşi.
Issız kayalarda sevda ateşi.
Yakar deli gönül, dolaşır bazı.

Haline bakmadan ister hakkını.
Yenmek kolay değil böyle çapkını.
Sinan derki, gurbet elin yükünü.
Yıkar deli gönül, dolaşır bazı.
28.02.1989

MUT ŞEHRİ

Toros dağlarının güney yüzünde.
Bir şehir var o da şirin Mut şehri.
Bir neşe var ovasında, düzünde.
Çınarlar altında serin Mut şehri.

Vaktinde üretir, vaktinde satar.
Meyvesi üzümü Dünyaya yeter.
Kanı eksen toprağında can biter.
Türkiyeye kayısı veren Mut şehri.

İnsanlara neşe saçar her yanı.
Üstünde kalesi, içinde hanı.
Ünlü halk ozanı Karacaoğlanı.
Çekip sinesine saran Mut şehri.

Sinan der ki kalamadım doyunca.
Her mevsimde taze gülleri gonca.
Uzundur mazisi tarih boyunca.
Nice kara günler gören Mut şehri.
05.08.1977


AVDAN KOYAĞI

Koyun ardıcından çıktığın zaman.
Karşında görünür avdan koyağı.
Kirazlıya doğru baktığın zaman.
Görenler imrenir avdan koyağı.

Bir yanı bayamlı, bir yanı cırga.
Cırganın başında ötüşür karga.
Doyulmaz üstünden dökülen arga.
Suyu ile sevinir avdan koyağı.

Mor koyunlar çayırına dönenir.
Kuşlar gibi sayvandın da tünenir.
İlkbaharda çiçeklerle donanır.
Kokular sürünür avdan koyağı.

Üst yanında kaya ağıl yatar koyunlar.
Koyundan süt sağar kızlar gelinler.
Harmanda oynanır akşam oyunlar.
Neşeye bürünür avdan koyağı.

İçinde bahçeler, güzel korular.
Uzamış selviler, taze darılar.
Dört yanında küren, küren arılar.
Balıyla övünür avdan koyağı.

Kurduna, kuşuna, koyun kuzuna.
Burcu, burcu baharına, yazına.
Yoncalı, çayırlı, geniş düzüne.
Selam gurbet elden avdan koyağı.


Çok özledim kaymağını, balını.
Çatma çakan insanını, elini.
Tatlı pınar kaynar bekler yolunu.
Selam gurbet elden avdan koyağı.

Geçti ömür varamadım farkına.
Şu kahpe Feleğin düştüm çarkına.
Arılığa, kirazlıya, sorkuna.
Selam gurbet elden avdan koyağı.

Kimler ekti, dikti kimler gönene.
Gerçeği söylesem kimler inana.
Kavaklarda aşkın ile yanana.
Selam gurbet elden avdan koyağı.

Ne günler yaşadım gelinli, kızlı.
Sinan senin ile ezelden sözlü.
Daha neler vardır sinende gizli.
Selam gurbet elden avdan koyağı.
21.02.1984

MUT‘TA

Her mevsimde emek verip ektiği.
Bahçede bülbüller ötüşür Mutta
Güzellerin demet yapıp koktuğu.
Menekşe, sümbüller yetişir Mutta.

Kayısı ekip, Bayramına yetişen.
Dört bir yandan akın, akın koşuşan.
Karacaoğlan sevdasıyla tutuşan.
Saz ile Ozanlar atışır Mutta.

Eser Toroslardan yel ince, ince.
Her mevsim açılır gülleri gonca.
Hayat verir her yaşlıya, her gence.
Çocuklar çayırda yıkışır Mutta.

Sevgiden bahsedip aşkı yazanlar.
Menekşe toplayıp çiğdem kazanlar.
Saz çalarak, türkü yakan Ozanlar.
Karasevda ile tutuşur Mutta.

Şekerden tatlıdır ayvası, narı.
Her zaman cennettir yazı, baharı.
Yavrusu yanında, kolunda yari.
Sinana gezmesi yakışır Mutta.
13.09.1984

BECİ GÜZLEĞİ

İlkbaharda çatma çaksam başına,
Eğlensem başında beci güzleği.
Yaslansam arkamı beci taşına.
Söylensem başında, beci güzleği.

Yemiş pınarından toplasam avar.
Yüksek kırlarında otlatsam davar.
İlkbahar, nisandan bahara kadar.
Avlansam başında beci güzleği.

Çayırlıktan yolsam ot kucak, kucak.
Eğlensem başında köşe ve bucak.
Ardıçlara kursam ipten salıncak.
Sallansam başında beci güzleği.

Kavaklarda içe, içe ayranı.
Dört bir yana ede, ede seyranı.
Çözsem düğmeleri açsam bağrımı.
Yellensem başında beci güzleği.

Sinan derki gitmez serden hayali.
Ayıranda bu sevgimin vebali.
Gül dalında öten bülbül misali.
Dillensem başında beci güzleği. 
30.04.1997


http://becili.blogspot.com/2007/06/beci-ky-ve-irleri.html Alınmıştır.

Egitmen Emmi(OSMAN ÇIFÇI)

Sadece Yalnızcabağlı’ların değil, başta Becili’lerin (şimdiki adıyla Çamlıca), Tekelilerin, İliceli’lerin, yakın zamanda köy statüsüne kavuşan Çatakbağlı’ların çok yakından tanıdığı ve rahmetle andığı merhum Osman Çiftçi, yöredeki lakabıyla Eğitmen, baba tarafıyla Çatakbağ’dan Yalnızcabağa gelmiştir. Babası Sarı Yusuftur. Anasının adı Assiyedir. Yeni nesil Yalnızcabağlı’ların tanıdığı İbrahim Çiftçinin anası olan rahmetli Assiye Ebe değildir. Eğitmenin anası olan Assiye Ebe daha önceleri rahmetli olmuştur.

İbrahim Çiftçinin anlattıklarına göre rahmetli Sarı Yusuf, eğitim ve öğretime meraklı birisi olduğu için, oğlu Osmanı o zamanın imkansızlıkları içerisinde iyi bir şekilde okutmaya çalışmıştır. Oğlu Osman, evin en büyüğü olduğu için eğitimine, şartların el verdiği ölçüde özen gösterilmiştir. Elde ettiğimiz Osmanlıca mektuplarından, diğer yazılarından anladığımız kadarıyla, çocuklarının anlattıklarına göre rahmetli Eğirtmen EmmiOsmanlıca yazmasını ve okumasını çok iyi derecede biliyordu. Civardaki okunamayan pek çok Osmanlıca belgeleri okuyor, bu yöndeki müşkillerin çözümünde yardımcı oluyordu.

Birinci dünya savaşı ve ardından kurtuluş savaşı bitip, yeni Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Daha sonrasında kullanılmakta olan alfabe yasaklanıp yeni alfabe kabul edilince, daha öncesinden belirli bir kültür seviyesi olan Eğirtmen Emmi, yeni harflerin öğrenilmesi gerektiğine inandığı için, büyüklerinden aldığı destekle derhal harekete geçmiştir.

O dönemde köye en yakın yeni harfli eğitim öğretim veren yer, Ermenek ve Muttadır. Eğirtmen EmmiErmeneki tercih etmiştir. Çünkü orada gerek babasından, gerek hanımı tarafından akrabaları vardır. Ermenekte üç yıl yeni harfli eğitim alıyor ve köyüne dönüyor. Aslında bu eğitime köyden başkaları da katılmıştır. Ama diğerleri, ailevi nedenlerden olsa gerek, bu eğitimlerini devam ettirmemişlerdir.

Eğirtmen Emmi, bu üç yıllık eğitimin devamını Adana  Düziçi Öğretmen Okulunda devam etmiştir. Çocuklarının, rahmetlinin ifadelerine dayanarak anlattıklarına göre o yıllarda Düziçi Öğretmen Okulunda okuyup, namaz kılan birkaç kişiden biri olduğu için, namazlarını gizlice kılıyormuş ve bu okullarda okunması gerektiğini, memlekete ancak böyle yararlı olunacağını savunuyormuş. Neticede, Düziçi Öğretmen Okulunu başarıyla bitirip, Eğitmensıfatıyla köyüne geri dönüyor ve aynı sıfatla göreve başlıyor.

Rahmetlinin ifadelerine dayanarak onu tanıyanların anlattıklarına göre, köyde göreve başladığı ilk yıllarda köylü bazı kişiler Eğirtmen Emmi ile selamı sabahı kesmişler. Zira, Eğirtmen Emmiyeni harfleri öğrenmiş ve bu harflerin öğretilmesinde görev almıştır. Ama zamanla, kimin haklı, kimin haksız olduğu ortaya çıktığı için, problem kendiliğinden aşılmıştır.

Eğitmen sıfatıyla köy okulunda göreve başlamış ve okulun 3.sınıftan sonrası açılıncaya kadar tek başına köyün ve Çatakbağ’ın çocuklarına da eğitim ve öğretim vermiştir .Zira o zamanlar Çatakbağ köyünün çocukları da Yalnızcabağa gelirlerdi. Köyün okulunda beş yıllık eğitime geçildikten sonra da emekli oluncaya kadar üçüncü sınıfa kadar çocukları okutmaya devam etmiştir.

Eğirtmen Emmi, sıradan bir eğitmen değildi. Bugün Yalnızcabağlı olan 40 yaş ve üzeri herkes onun elinden, tedrisinden geçmiştir. O, öğrencisinin her şeyiyle ilgilendiği için, bilinen öğretmenlik kavramının çok dışında bir kişiliği vardı. Öğrencinin ailesini, anasını, babasını, sülalesini bilir, ona göre davranırdı.

Öğrencileri arasında asla ve asla ayırım yapmazdı. Dersine çalışmadan gelen, yada tembellik yapan öğrenci kim olursa olsun affetmezdi. Anlattıklarına göre kendi kızı Münevveri sınıfta bırakmıştır.

İlkokul üçü köyde bitiren öğrencilerin devam etmelerini teşvik ederdi. Onları Beci, Ermenek veya Mutta okumaları için teşvik ederdi. Bu sayede köyden pek çok okuyan, üniversite bitiren insan olmuştur.

Eğirtmen Emmiileri görüşlü birisiydi. Köyün geçim kaynaklarından birisi üzümdür. O zamana kadar, ilaçlama bilinmediği için üzümler çorlanırdı. Rahmetli eşeğiyle Muta kadar gitmiş, kendi parasıyla iki torba kükürt almış, yaya olarak köye gelmiş, ve örnek olsun diye köylülere tanıtmış. Çorlanma %80 azaldığı için bütün köylüler kükürte yönelmişlerdir. Tabi bu arada, ona karşı çıkanlar, yaptığının gavur işi olduğunu söyleyenler olduğu için, köylünün kükürtü kabullenmesi iki üç yılı bulmuştur.

Bu gün Yalnızcabağ köyünün önemli geçim kaynaklarından biri olan Antepfıstığı da rahmetli tarafından köye getirilen bir ürün olmuştur. Bu konuda çok ciddi mücadeleler yaptığını biliyoruz. Zaman zaman eli silahlı fıstıklık beklemiştir. Zamanın cahilleri, keyfi bir şekilde fıstıklarını kesiyor, aşılarını kırıyorlardı. Onun yol gösterdiği yıllarda imkanı olan köylüler bu işi sahiplenselerdi, Yalnızcabağ köyü bu gün geçim sıkıntısı çekmezdi.

Eğirtmen Emmihali vakti iyi olan köylüleri yönlendirmek için eline geçen parayla Muta yatırımlar yapmıştır. Ancak, pek çok kişi ona gülmüş, parasını boşa harcıyor demişlerdir.

Sadık Süleymanın anlattıklarına göre, 1960lı yıllarda elindeki davarın büyük bir kısmını satmış ve Muttan köye dönüyormuş. O zamanlar yol olmadığı için bugünkü hastanın yanından, Deveci mahallesinden geçip köye gelecek. Hastanenin olduğu yerde ekin deren Suçatlı bir arkadaşına rastlamış. Arkadaşının hanımı çok ağır hastadır ve derhal Silifkeye götürmesi gereklidir. Ancak parası yoktur. Sadık Süleymanda da Mutun yarısını alabilecek para vardır. Arsa karşılığı para isteyince, ben buralara gelip ekin filan deremem, arsa marsa alamamdiye cevap verir. Buna benzer pek çok örnek söz konusudur.

Eğirtmen Emmiçalışmayı çok seven birisiydi. Evlatlarına ve öğrencilerine daima çalışmayı tavsiye ederdi. Kendisi de çok çalışırdı. Oğlu Süleymana yazdığı bir mektuptan biliyorum, bir gününü şöyle anlatıyor: Ben er (yazının bahsedildiği mevsime göre saat: 03.00) kalkıyorum. İnekleri yemliyorum, Saat 4te Çayırınbucaka götürüyorum ve bir saat güdüyorum. Beşte geliyorum. Hazırlanıyorum ve saat 11e kadar çift sürüyorum. Eve geliyorum, üzerimi değişiyorum, saat 13te okula gidiyorum. Akşam okuldan çıkınca eve geliyorum. Onları yemliyorum, yarınki tohumları ilaçlıyorum ve yatıyorum.

Eğirtmen Emminin dinine bağlı bir kişi olduğundan bahsetmeye gerek yok sanırım. Mut civarında onu tanıyanlardan hiç kimse bu güne kadar aksi görüş belirtmemişlerdir. Kadınların okutulmasından yana olduğu için kızı Ayşeyi Mutta okutmuştur.

1977 yılında vefat ettiğinde henüz 62 yaşında, 2 yıllık emekli idi. Sağ iki kardeşinden biri İbrahim ÇİFÇİ ve Fatma YILDIRIM (değirmencinin hanımı)dır.

1982 yılında rahmetli olan Fatma hanımla (Emmicik Mehmet rahmetlinin kızı) evlenmiş olan rahmetlinin Sadi, Muslahiddin(dede) ve Süleyman adında 3 erkek, Asiye, Adile, Münevver,Ayşe ve Emine adında 5 kızı vardır.

Allah Rahmet Etsin, Nur içinde yatsın.

http://becili.blogspot.com/ alınmıştır

Fotoğraf: Mustafa Gümüş

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com