Mut İlçemiz

CÜCE ŞEYHMUS

CÜCE ŞEYHMUS
Musa DİNÇ
Musa DİNÇ( musadinc2109@gmail.com )
21 Ocak 2020 - 10:40

“ Mardin kapı şen olur

       Dibi değirmen olur

       Buralarda yar seven

       Mutlaka verem olur.

                                             Celâl Güzelses

Keçi Burcu’na çıktınız mı hiç? Keçi Burcu deyip, geçmeyelim hemen. Buradan kuş bakışı baktığınızda, yeşilin bütün tonlarını bağrında barındıran, zerzevatın kaynağı Hevsel Bahçelerini, haram suyla çalışan değirmenleri; bulanık ve küskün akan Dicle Nehri ve ta uzaklardan göz kırpan tarihi On Gözlü Köprüyü görürsünüz.

Diyarbakır’ın güneyi boyunca Dicle Nehri akar. Çevresi verimli topraktan beslenmenin verdiği rehavetle gelişmiş kavak, söğüt, çınar ve yaşlı dut ağaçlarıyla doludur. Bahar gelince ağaçlar güneşten utanıyormuşçasına yeşil giysilerine bürünür. Gazi Köşkü yaz sıcağının yardımıyla yersizlerin, yurtsuzların, sarhoşların evi olur. Tabiat anaları onlara, çimenlerinden bir yatak hazırlar, onlar da bu misafirperver kucakta cömertçe vakit öldürürler.

Cüce Şeyhmus da Sur dibi, Gazi Köşk’ü, Ben-u-Sen üçgeninde barınan yersiz, yurtsuzlardan biriydi. On bir yaşlarında ya vardı ya yoktu. Ufak tefek, cılız bir çocuktu. Onun yaşındakiler hayatın “H” sini bilmezlerdi. Şeyhmus’unsa bilginceydi.

Küçük yaşta babasını kaybetmişti. Anasıysa, dayanamamış hayatın yıkıcı, yıpratıcı şartlarına, kocaya gitmişti. Üvey evlat olmak, Şeymus’a hayatın “H” sini öğretmeye yetmişti, artmıştı da. Dövmeler, azarlar, küfürler biteviyeliği içinde Şeyhmus büyüdü, serpildi. Herkesçe tatlı gün damgası vurulan çocukluk günleri, onun için azap oldu.

Nihayet, Şeyhmus dayanamadı ve kaçtı.

Taşı toprağı altın edebiyatıyla, mıknatıs gibi çekiciliğiyle düşlediği İstanbul’daydı artık; ama o İstanbul’da bir zerrecikti. Kendine göre bir iş bulamadı. Sokak çocuklarıyla yatıp kalktı. Şeyhmus, kos koca on milyonluk bir şehirde tanımadığı insanlar arasında yapayalnız buluverdi kendini. İşte bundan sonradır ki, zaman Şeyhmus’a hayatın gerçek alfabesini öğretmeye başladı.

Şeyhmus, Sur dibinde esrar çekenler, şeş- beş atanlar, bally çekenler, tiner koklayanlar, şarap içenlerle tanıştı.

Kırıklara yarenlik etti. Kavgalar, didişmeler, çöplükten topladığı hurdalar v.s…

Şeyhmus’u eli, yüzü kir içinde bir sokak çocuğu olarak görmek mümkündür artık.

Düşlediği gibi çıkmamıştı İstanbul; gizliden bir nakliye kamyonunun kasasına binerek, gelmişti Diyarbakır’a.

Eline geçen parayla bally alan Şeyhmus, boş bulduğu arazilerde ballyi körpe akciğerlerine çekerek hûlyalara, özlem çektiği hayallere dalardı.

Bu böyle sürüp gidemezdi. Şeyhmus’un akciğerleri iflas etmişti.

 Bir gün Diyarbakır Devlet Hastanesi Dâhiliye Servisi’nde uygulamadaydım. Sedyede cansız bedeniyle yatan bir çocuğun, acilden getirildiğini gördüm. Bu çocuk Şeyhmus’du. Şeyhmus yaşamıyordu artık. Üç gün morgda kalan Şeyhmus’a sahiplenen de yoktu.

“ Solmasın filizler!

   Unutmayalım, daha nice

   Şeyhmuslar var!”

CÜCE ŞEYHMUS  / Öykü, Musa Dinç

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com