Mut İlçemiz

KOMŞU KIZI SİLİFKE

KOMŞU KIZI SİLİFKE
Şerife ÜNÜVAR
Şerife ÜNÜVAR( serife_unuvar@hotmail.com )
MUTLU HAYAT
335
14 Kasım 2018 - 20:30

Silifke, İç Anadolu’nun karayolu ile gidildiğinde Mut ilçesini ve Toros dağlarını geçtikten sonrasındaki deniz kapısıdır. Akdeniz bölgesinde Mut’un denize açılan en kısa mesafedeki kapısı olan ve Adana- Antalya karayolunu birbirine bağlayan Silifke’deyim. Mut’un sınır komşusu, kardeş şehri, 45 dakika uzaklıktaki ağabeyi.  Resmiyetle ilgili çoğu işler ve denize girmek için Mut’luların tercih ettikleri ilk yer. Sakin, huzurlu, güzel ve henüz kötülüğün  bulaşmadığı bir ilçe.

Oturduğum kafenin huzur veren ortamında, Fransızca müzik eşliğinde hep burada kal duygusunu yaşıyorum. Nostaljik müziklerin çaldığı huzur ve keyfin buluştuğu bu kafede köpüklü kahvemi yudumlarken ömrümü buraya ve şu ana sabitlesem diye düşünüyorum. Yazdığım yazıda kelimeler dans ediyor kendiliğinden yerlerini buluyorlar. Geçmiş zamanlarda kullanılan nostaljik eski eşyaların her birinden beşer onar tane, şık şekilde yerleştirilmiş, bunların yanı sıra motor, bisiklet, dikiş makinalarının da bulunduğu alan, eşyaların tersine son derece modern döşenmiş. Kırmızı masa örtülü masaları, kilim minderlerin kullanıldığı beyaz sandalyeler tamamlıyor. Duvarlarını ise ilçenin hemen hemen tüm tarihinin sergilendiği resimler süslüyor.

Silifke Kalesine bakıyorum, Toros sıradağlarının uzantısı olan yavru dağlardan birinin üzerinde tüm ihtişamı ile sanki eteklerindeki yavrusu gibi olan en çok turunçgilleri.. Yoğurdu…Ayranı…Kekliği ..Ham çökelek  ve diğer  pek çok türkülerinin yanı sıra folkloruyla da meşhur Silifke’yi kontrol ediyor gibi.

Kale çam ormanlarının bittiği son dağın üstünde, Göksu nehrinin denizle buluştuğu noktaya kadar tüm deltaya hakim … Muhteşem manzarayı ve anne babanın çocuklarına baktığı gibi  bir gururla Silifke’yi seyrediyor..  sanki şehri kolluyor.. gözetiyor gibi…Eteklerinden akan ve bu toprakların bereketi olan, denize kavuşmak için dağları yarıp tüm deltayı bazen nazlı nazlı… bazen şımarıkça.. İlkbahar da ise coşkulu, yaramaz bir çocuk gibi haylaz geçen, Göksu Nehrine şükranla bakıyor.

Torosların nazlı gelini Göksu’nun Şımarıklığı bu topraklara kattığı bereketlerden, yaramazlığı ise İlkbaharda dağlarda eriyen karlar ve yağmurlar nedeniyle sanki kabına sığamamasından kaynaklanıyor. Göksu’nun haylazlıkları pekte az değil, bazı zamanlarda ilçenin içinden geçtiği yerlere yapılan yüksek beton duvarlara rağmen taşarak oralara zarar verdiği zamanlarda çok olmuş . Sükunetli.. sessiz ve sakin aktığı vakitlerinde ise adeta bereket yağdırıyor.

Silifke; bu muhteşem kalenin eteklerinde, nazlı gelin Göksu Nehrinin iki yakasında, denize paralel şekilde yerleşmiş hep üç mevsim genellikle de hep yazın yaşandığı bir Avrupa kenti görüntüsünde.

Nehrin iki tarafında nehir boyunca yürüyüş yolları ve çok güzel parklar yapılmış. Geniş yürüyüş yollarına çiçekler ve yüzyıllık salkım söğüt ağaçları süslüyor ve yürüyenlere eşlik ediyorlar.   Buralarda keyifle ve huzurla gezen mutlu insanlar kafelerde oturarak dinleniyorlar. Yol boyunca hem modern hem nostaljik her telden kır kahveleri, şık oturma ve dinlenme mekanları bulunuyor. Danimarkada’ki  Nyhavn (Nühan) caddesine ve koyuna benziyor . Kendi memleketimizin pek kıymetini bilemiyoruz galiba…Yürü ..dinlen…doğa ..Göksu nehri…ne ararsan var..Gerçi şehir denizden biraz içeride kalmış. Denize turistik modern liman mahallesi Taşucu, birbirinden harika mahalleler, Susanoğlu, mavi bayraklı Kız Kalesi gibi tam bir cennet olan şahane kumsallarından giriliyor.    Yazları çok sıcak ve nemli geçiyor. Bereketli Tarımı, şahane denizi, muhteşem sahilleri, doğası, başı dumanlı dağları, yüzyılları bağrında barındıran tarihi, Narlı Kuyudaki cennet- cehennem ve astım mağaraları, nostaljik taş evleri ile gezmekle bitmeyen pek çok özelliği bünyesinde barındırıyor.

Atatürk’ün buraya geldiğinde misafir edildiği konak restore edilmiş ve o zaman konakta kullanılan eşyaların çoğunluğu korunarak döşenmiş. Gezilecek şahane bir konak olmuş, hem geçmişi, hem de günümüzü yaşıyor gibi hissettiğiniz duygularla oradan hiç ayrılmak istemiyorsunuz. Diğer restore edilen yerlerde de aynı hissiyatı yaşıyorsunuz. Bazı eski binalarda da sanki restorasyon sırasını beklemenin hüznünü görüyorsunuz. Bize sıra ne zaman gelecek diye ümitle bekleme içindeler. Biraz bıkmışlık, biraz yılmışlık, biraz yorgunlukları var ama içlerinde yıllarca yaşanmış hatıralarla teselli buluyorlar şimdilik.  Şehir merkezindeki  müzeler Ayatekla(Meryemlik),Anıt mezar, Roma Tapınağı, Tekir Ambarı  ile  Tarihi ve ören yerleri ile meşhur…Tarih, doğa, deniz Silifke ile bütünleşmiş görülmeye değer.

Tarım on iki ay yapılıyor Yeni yapılanmalarda Göksu’nun iki yakası dikey gelişirken diğer yerlerin bazıları restorasyon ile o şahane eski taş evler yeni kimliklerine kavuşturulurken kimi güzelim binalar ise ne yazık ki kaderlerine terk edilmiş.

Silifke doğası, ,turizmi, denizi,  tarihi, bütün yıl ürün veren verimli toprakları ve seracılığı ile insanın ne ararsa bulduğu,  genel olarak bakımlı temiz görüntülü muhteşem güzellikte bir şehir. Çoğu yerde tarihi binalarda direnme olmasına rağmen çoğunlukla, eski bina ruhunu terk etmeye başlayıp, yeni bir yüze sahip olmaya yöneldiğini, bu şehrinde yeninin vazgeçilmez cazibesine kapıldığını görebiliyorsunuz.

Göksu nehri bu sıralar dağlardaki karların erimesi ve yağan yağmurlar nedeniyle gök değil bulanık ama, tüm coşkusuyla Göksu Deltasına kuş cennetine ve oradan da Akdenize  koşuyor..Denize kavuştuğu yerlere kadar da, bu toprakların bereketi oluyor.

Turizmin yoğun olduğu bir bölge olması nedeniyle kültürlerini ve geleneklerini mümkün olduğunca korumaya çalışmışlar ama  yörüklerin  çoğunlukta  olduğu Silifke halkının büyük kısmı yerleşik hayata geçmiş..Yayla kültürü hala var fakat, artık çoğu, sadece yazın tatil amaçlı, sıcakta durmamak için yaylaya çıkıyorlar.

Dağlarda sürekli yerleşik yaşayanların sayıları da hayli azalmış …Çok belirgin olmamakla birlikte ülkenin her yerinde olduğu gibi burasıda göç almaya başlamış ve yurtdışında yaşayanların geri döndüklerinde yerleşmeyi tercih ettikleri bir yer haline dönüşmek üzere. Konumu Mersin’e bir saat mesafede ve Antalya karayolu üzerinde…

Birkaç gündür resmi bir iş nedeniyle dağlarda gezerken, sanki kaderlerine terk edilmişler gibi derme çatma barınaklarda yaşayan, dağların esas sahibi olan, değerli insanlar göçerler yani yörüklerle  görüştük..Dağlar taş ve kısa maki bitkileriyle dolu..O  taşların arasında kendilerine has bir yaşam biçimi kurmuşlar.. Etinden..sütünden  ..kılından faydalandıkları  hayvanları onlar için çok  kıymetli… Hayvancılık özellikle, keçi yetiştiriciliği hemen hemen tek geçim kaynakları..Hayvanlar hastalandığın da tedavi  yöntemleri çok ilginç ve öğrenilmeye değer. O zorunlu şartlarda, sanki her biri birer veteriner hekim olmuş.

Gittikleri yerlerde iki taşın arasındaki bir karış toprağa yiyecek sebzelerini  bir parça biraz büyükçe toprağı varsa oraya da kışlık ihtiyaçlar için buğday ve nohut ekiyorlar.. .

Çevremizde Anadolu’nun her yerinde olduğu gibi çok da varlıklı olmayan ama gönülleri zengin, çok mutlu, tok gözlü, ellerinde ne varsa sizinle paylaşmak isteyen, bizlere özgü, geleneksel misafirperver harika insanlar vardı. Uğradığınız anda kaşla göz arasında size mükemmel sofralar kuruyorlar..Bizim yol uğrattığımız, geleceğimizden önceden haberi olmayan aile de sanki  günler öncesinden haberdarmış gibi  anında, odun ateşinde demlenmiş, mis gibi çay eşliğinde, sıcak sıkma, yoğurt, peynir, kavurmadan ve sebzelerden oluşmuş şahane sofraya içten duygularla  davet ettiler. Hangi arada hazırladıklarını anlayamadığınız bu sofrada, az yediğinizde darılan, güzel insanların arasında olmak çok büyük bir mutluluk. Bu nesilleri azalmış, çok içten, samimi ve dürüst insanları alıp, unutulmuş değerleri hatırlatmak ve huzuru göstermek için büyük şehirlere getirmek istiyorsunuz..

Ailelerde ikinci ve üçüncü nesil Kuş Cenneti Göksu deltasına yerleşmişler, seracılıkla uğraşıyorlar ve artık pek hayvancılık yapmıyorlar.   Silifke’de  her mevsim mutlaka bir ürün ekiliyor..Domates ..biber ..çilek, patlıcan  en çok ekilenler..Turunçgillerin memleketi olan Silifke limon ve portakalı ile Türkiye’yi besliyor..Can eriğin ilk çıktığı yer ..ilk turfanda can erik mutlaka haberlere de konu oluyor. Bu toprakların meyvesi ayrı,sebzesi, ayrı lezzetli.

Dağlardan, Göksu vadisine bakıldığında; denizden önceki kısımdaki seralar, ikinci bir deniz gibi muhteşem görünüyor. Ufukta  ise uçsuz bucaksız adeta hep sizi çağıran masmavi denizi. Yazın biraz nemli ama özellikle diğer mevsimler hava çok güzel ve her daim mis gibi. Silifke sizlerle tanışmayı dört gözle bekliyor.

 

Şerife Ünüvar

Gıda Teknolojisi Formatörü/Uzman Eğitimci/Araştırmacı Yazar