Mut İlçemiz

MODA GARI’NIN KONAĞI

MODA GARI’NIN KONAĞI
Celal Necati ÜÇYILDIZ
Celal Necati ÜÇYILDIZ( celalnecatiucyildiz@hotmail.com )
KİRMEN
21
03 Haziran 2019 - 11:30

Bir zamanlar Silifke Say Mahallesi’nde bir Kadın yaşamış. Tepenin başına iki katlı bir ev yaptırmış. Alta mutfak, kiler, üstte iki odalı bir ev. Çok şık giyinir, hoş sohbeti ve güzel sesi ile dinleyeni büyülermiş. Hatırı sayılı dostları gelirler, yemekler hazırlanır, sonra duvarda aslılı duran cümbüşü eline alır çalıp söylemeye başlarmış.

Gündüzleri Kemaneci Hüseyin, Topak Mustafa yanına gelir, kendi aralarında çalıp söylerlermiş. Onlara zaman zaman karşı mahalleden Mehmet Emin katılırmış. Onun yanında o da cümbüş çalmayı öğrenmiş. Gün olmuş başka çocuklar da gelmiş, orası bir müzik okulu gibi olmuş. Mara’dan, Sarıaydın, Taburelli’den arkadaşları ile kendi aralarında meşk etmişler. Topal Şıh GOCA gelince günlerce evinde misafir kalırmış. Küçük Karacaoğlan’dan öğrendiği türküleri şarkıları ona öğretmiş. Gelen konuklar o uzun havalar, oturak havalarını dinledikçe coşarlar, oyuna kalkarlarmış. Avenizde Geldim türküsü, Gelin Ayşem, Portakal Zeybeği, Yayla Tolları, Yaylanın Suyu sonra Kıbrıs Zeybeği, Kıbrıs’tan gelen dostlarından çok şarkılar öğrenmiş, gün olmuş yaylaya gitmiş. Küçük Karacaoğlan’ın yanında kalmış.

Bir akşam Ermeni bir usta gelir, hoş muhabbet derken, ocak başına kabartma yapıvermiş. Moda Garı bir konuğunun eline ibrikle su döker, omzunda havlu hazırdır. Günlerce bu hediye konuşulmuş.

Bir başka bir konuk gelir, ocaktaki kabartmayı görünce :

“Aman nasıl da yapmış hele?”

Ocaklık yüzündeki kabartma ortadan çatlamış. Moda Garı Kızmış.

“Adı batasıca, nazarın değdi. Ortadan çatlattın hoynu.” diyerek onu kapı dışarı etmiş.

Moda Garı’nın giysileri, al ipek, basmalar Mardin’den, Diyarbekir’den gelirmiş. Oralardan hatırı sayılır dostları ona hediye getirirlermiş. Gelen konuklar gelirler, yerler içerler, türküler, şarkılar dinlemişler. Giderken bir küpe altın, sikke, gönlülerinden ne koparsa atıyorlarmış.

Bir akşam Kayserili Mara’dan dostları gelmiş. Hoş muhabbet;

Yemekler yenmiş, içilmiş, sazlar duvardan bir türlü indirilmemiş. Bir suskunluk olmuş.

Konuklardan birisi:

“ Ölü evine mi geldik? “

Moda Garı :

“Bugün benden hayır yok. Siz çalıp, siz söyleyeceksiniz “ demiş.

Duvarda asılı duran cümbüşü birisi almış eline; evirmiş, çevirmiş, iyice bakmış:

“Bu saz ağlıyor “ demiş. Diğer birisi almış eline bakmış.

“Cümbüş’ten sanki sular damlıyor. “

Mara’dan Orhan Ağa ;

“Anladım, bu evin damı akıyor, bugün gidelim. Yarın damın üstünü yaptıralım. O akşam herkes evine gider. Bir gün sonra iki üç usta gelir, evin üstünün toprakları temizlenir, mertek üstündeki tahtalar yeniden çakılır, çam pürleri döşenir, at arabası ile ovadan getirilen çorak toprak serilir. Üzerine bir de tuz atarlar. Dam yuvağı ile güzelce yuvulur. Taşların üstüne gez atılır. Beyaz kireç ile boyanır. O günden sonra Moda Garı’nın evi, Moda Garı’nın Konağı olur. Günlerce bu tamir işi konuşulur. Mara’dan gelenler Akyokuş’a gelince Say Mahallesinde Moda Garı’nın konağının parladığını görürler.

Birkaç gün sonra Orhan Ağa dostları ie gelir. Sofralar kurulur. Rakılar, Mara’dan gelen şarap küpleri açılır. Hoş sohbet derken, Moda Garı cümbüşü alır eline;

“Bakın artık cümbüş ağlamıyor. Yakup Ağa’nın emeklerine sağlık, kesesine bereket versin. “

Orhan Ağa, böbürlenir, sevinir.

“Dolsun bardaklar, açılsın kapılar, gönül kapısı şen olsun. Yaptığımız hizmet ne ola ki; senin kurduğun gönül köprüsü, Anadolu Bozkırı ile Rum diyarı güzel kaynaşmış. İçelim, çalsın sazlar, türkülerimizi çığıralım. “

Hep birlikte kadehler kalkar.

“ Orhan Ağa’nın şerefine”

“ Moda Garı’nın şerefine “

Moda Garı eline cümbüşü alır. Topak Mustafa da yanında kemanesini alır. Çalıp söylemeye başlarlar.

Moda Garı’nın evinde türküler hep birlikte söylenir. Sabah gün doğuncaya kadar muhabbet devam eder. Tekir üstünden güneş doğarken, herkes geldiği yere gider. Moda Garı onları tek tek uğurlar. Arkalarından su döker. O gün kimse atı arabası ile gitmez. Aşağı doğru koşarcasına inerler. Hiç kimse sallanmaz, dimdik aşağı koşarcasına giderler.

“Bakın Allahın işine, muhabbet olunca, ne güzel oluyor. Herkes mutlu. Herkes umutlu, evlerine sevgi yumağı götürüyorlar. “

O günden sonra her gelen mutluluk sepetinden bir demet güzellik götürmüşler. Bir sevda ateşi, Say Mahallesi tepesinden yayılmış. Gün olmuş yaylalara gitmişler. Akyokuş’u dolanmışlar. Kerem olmuş, Gökbelen’i dolaşmışlar. Kayrak’tan geçip soğuk sular içmişler.

“ Anamur yolları kayrak çakıllı “

Kurtuluş Savaşı, Rumlar, Ermeniler Silifke’den gitmişler. Moda Garı’nın dostları gelmez olmuş. Evini yakın dostu bildiği Mehmet – Durdu Şık Şık dostlarına satmış. Onların çocukları olmuş, beslemeleri Leyla’yı Anamurlu Ali Tekin ile evlendirmiş. Ona evlerinin önünde bir ev yaptırmış. Onlar da hakka yürüyünce bir süre ev bakımsız kalmış. Moda Garı’nın Konağı gariban eve dönmüş. Çocukları evi paylaşamamışlar. İş mahkemelik olmuş, konak satışa çıkmış. Tahsildar Duran ;

“Aman doğru dürüst komşu gelsin” demiş. Kirada oturan çok sevdiği dostu Berber Hızır’a;

“Hızır’ım gel bu evi sana alalım“ demiş. Berber Hızır köydeki evini, tarla, bahçesini satmış, ihaleden 3.500 liraya evi satın almış.

Köydeki evin kapısının birisi yukarı eve takılmış. Zeynel Usta, Rıza Çavuş birer kapı yapıvermiş, sıva yapmışlar, Kulakçı Süleyman, tahta üstüne beton dökmüş, Berber Hızır kiradaki oturduğu Keleş‘in evinden taşınıvermiş. Konu komşu el vermişler, hep birlikte taşımışlar. Yerleştirmişler. Pencere açalım demişler, uzun uzun kesme taşları bir uçtan, bir uca döşemişler. İki metre, üç metre uzun kesme taşlar. Sıvaların altında bir tarih yatıyor. Sanki su kanalı geçmiş gibi. Alt evde küçük bir pencere, üst evde küçük bir pencere…duvarlara dokunmak mümkün olmamış.

Evin altında ini kazmışlar bir mezar çıkmış. İçinde kemikler ve tarihi kupalar çıkmaya başlamış. Büyük oğlan müze gönüllüsü Mehmet Belen Öğretmenine,

“Bizim de kazı var. Mezar çıktı“ demiş. İki jandarma ve müze görevlileri gelmişler. Çıkan tarihi taşları, süs eşyalarını; götürüp gitmişler. İşbirliği deyip, ceza işlemi yapmamışlar.

O günden sonra Moda Garı’nı kayıp altınlarını çok arayan olmuş. Ama daha bulan yok. Evin altındaki in en az üç kere kazılmış. Ama altınları bulan olmamış.

Sonra Defineciler gelmiş, alet ile aramışlar. İkinci kattaki Ustanın yaptığı Ocaklık üstündeki Kabartmaya bakmışlar, işaret aramışlar yok.

Şimdilerde Moda Garı’nın evi boş. Berber Hızır, Tahsildar Duran ile öbür dünyada dostlukları devam ediyor olmalı. Ama hep hayallerde Moda Garı’nın altınları.

Döndü Usta ya da Berber Garı da oturmaz olmuş. Artık çocuklarının yanında. Ektiği dutu gelen geçen yiyor, onları anıyorlar. Say Mahallesi’nde tüm evler tarih kokuyor. Açık hava müzesi olmak üzere kazı yapılırsa, Moda Garı’nı altınları, hazineler ortaya çıkar mı bilmem.

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com