Mut İlçemiz

MUT’LU BİR RUM GÖÇMENİN ANISI

MUT’LU BİR RUM GÖÇMENİN ANISI
İbrahim ARI
İbrahim ARI( borawien@hotmail.com )
YAŞAMDAN İZLER
666
17 Kasım 2018 - 18:22

30 Ocak 1923’te Lozan’da yapılan ve resmi adı “Yunan ve Türk halklarının mübadelesine ilişkin sözleşme ve protokol” olan bir sözleşme imzalanıyor. Sözleşmeye göre, Türkiye ve Yunanistan, 1 Mayıs 1923’ten başlayarak 1930 yılına kadar, kendi yurttaşlarını din esası üzerinden “değiş-tokuş yöntemi” ile zorunlu göçe tabi tutuyor. Ancak en büyük göç 1923/1924 yıllarında gerçekleşiyor.

Araştırmalarıma göre mübadele ile 1.200.000 Ortodoks Hıristiyan Rum Anadolu’dan Yunanistan’a, 500.000 Müslüman Türk de Yunanistan’dan Türkiye’ye göç etmek zorunda kalıyor. Mübadele kapsamına giren kişiler ile girmeyen kişiler arasındaki ayrımın ana kıstası ırk ya da dil değil, esas alınan kıstas “din” oluyor.

O yüzden, göç eden Rumların arasında Türkçe’den başka dil bilmeyen ve konuşmayan Türk Ortodoks Hıristiyanlar, Yunanistan’dan gelen Müslümanların arasında da Türkçe bilmeyen, Rumca ya da kendi ana dillerini konuşan insanlar var. (İlgi duyanlar YouTube’den “Karamanlı Rumlar” diye aratıp Karaman’dan göç edenlerin nasıl hala gelenek ve göreneklerini yaşattıklarını görebilir, hatta Türkçe türküler seslendirdikleri kayıtları izleyebilirler.)

Türkiye’ye yerleştirilen mübadiller genellikle Drama, Girit, Kavala, Selanik, Vodina ve Yanya’dan, Doğu Trakya ve Batı Anadolu’da Rum azınlığın ayrılışı ile boşalan yerlere iskan edilmişler. İskan edilen şehirler; Adana, Balıkesir, Bilecik, Bursa, Çanakkale, Edirne, İstanbul, İzmir, Kırklareli, Kocaeli, Manisa, Samsun, Tekirdağ ve Mersin…

O zorunlu göç yıllarına dair anısını Mut’lu bir Rum göçmen olan Sofokles Bergos şöyle anlatıyor:

“Mut’ta bir jandarma Deli Hüseyin vardı. Yaşlı bir yiğitti, çok iyi insandı. Bu kişi (göçe çıkışlarında) Hıristiyanlara yoldaşlık etti ve onları korudu. Bizimkiler, hayvanlar (binek hayvanları) kiraladılar ve giysilerini, el altında çabucak bulabildikleri kadarıyla yiyeceği, olabildiğince bunlara yüklediler. Silifke’ye inmek üzere yola çıktılar. Hüseyin, at üstünde, onlara eşlik etti. 

Bizimkilerin erkekleri 1920’de sürgüne gönderilmişti. Diyarbekir’de bulunuyorlardı. Yalnız benim erkek kardeşim, bir de ihtiyar bir erkek Mut’ta idi. Diğerlerinin hepsi kadınlarla çocuklardı. 

Mut’ta yeni yetme birkaç Türk vardı ve bunlar Rum nüfusa karşı düşmanca tutum içindeydiler. Geçimsizlik çıkarıyorlardı. Yerli Türklere de karşı geliyorlardı. Birkaç hırsızlık olayına dahi bulaşmışlardı. Hüseyin yanına gönüllü olarak gelen Türklerden beş altı kişi aldı, geceleri Kale Mahallesi’ndeki Hıristiyan evlerinin çevresinde devriye gezdi. Bizi, göç için yola çıkacağımız güne kadar korudu. Böylece, yük hayvanlarıyla, Silifke’ye doğru yola çıktık. Yolda, (yabancı) Türkler bizi soymasın diye, Hıristiyanlar altınlarını ve paralarını ona teslim ettiler. Deli Hüseyin bunları Taşucu’na (iskeleye) geldiğimiz zaman herkese geri verdi. 

Taşucu’nda takalar kiraladık ve Kıbrıs’a gittik. Larnaka’ya. Bir yıl orada kaldık…“

Bu öykü, Yazar Bilge Umar’ın kaleme aldığı “Yunanlıların ve Anadolu Rumlarının anlatımıyla İzmir Savaşı” adlı kitabın 188 ve 189’cu sayfalarından “Mut göçmeni Sofokles Bergos’un anlatımından” bölümünden alıntıdır. (Ayrıca not olarak “Bu anlatım, Exodos c. II s. 528-529’da yayımlanmıştır” denilmektedir.)

Şimdi sözü Mut’lu Rum göçmen Sofokles Bergos’un anısında geçen Deli Hüseyin’in torunu Necati Uğur Gürgen’e bırakayım: “1923 Lozan Anlaşması ile mübadele gerçekleşmiş, Türkiye’den 1.200.000 Ortodoks Hıristiyan Rum Yunanistan’a,Yunanistan’dan da 500.000 Müslüman Türk bize gelmiştir. Yalnız Trakya ve İstanbul’da 200.000 Ortodoks Hıristiyan Rum Türkiye’de kalmıştır. 

Mut’da, 1923 yılı sonlarına doğru Rumlar ayrılmışlar, Taşucu’ndan Kıbrıs’a gönderilmişler. Oradan dağılmışlar. Mut’da Kale Mahallesi’nde oturuyorlarmış, göçle birlikte hiç Rum aile kalmamış, hepsi gitmişler… 

1966 yılında “Vasil” isimli, Dedem Deli Hüseyin’in gençlik arkadaşı bir Rum gezmeye geldi. Bizde kaldı. Herkesi gezdi, yemeğe aldılar. “Türkiye Atatürk ile ne kadar gelişmiş” diyordu. Dükkan tabelalarında Türkçe yazıları görüyor “çok gelişmişsiniz” diyordu. Kendisi eski Türkçe’yi biliyordu. Ortaköy’e gittiklerini, ne güzel cümbüş ettiklerini, sabaha karşı SARI YAYLAMI çaldırdıklarını anlatıyordu… Dedem, “Vasil çok karıştırma o işleri” diye takılıyordu, çünkü dedem namaz kılardı o zamanlar… Vasil bir ay kadar kaldı. Mut’da gezdi ve sonra ağlayarak gitti. Biraz mektuplaşıldı… Eski Türkçe mektup yazar, babam ve dedem okurlardı…“

Kozlarlı Sadık olarak bilinen, Şoför Sadık’ın oğlu 64 yaşındaki Sadık Keskin’in kaleme aldığı anlatımından Deli Hüseyin’i (d.1885-ö.1975) merak etmiştim. Biraz araştırınca, Necati Uğur Gürgen’in, Deli Hüseyin olarak tanınan ve 1975 yılında aramızdan ayrılan Hüseyin Gürgen’in torunu olduğunu öğrendim ve bu merakımdan bu köşe yazım çıktı…

Yazıma katkıda bulunan Necati Uğur Gürgen ve Sadık Keskin’e teşekkür ederim.