Mut İlçemiz

NASIL MİZAH YAZARI OLDUM / 4

NASIL MİZAH YAZARI OLDUM / 4
Musa DİNÇ
Musa DİNÇ( musadinc2109@gmail.com )
19 Mayıs 2020 - 19:42

Köyümüz Çınar / Aşağıkonak’ta elektrik ne gezer, civar köylerin hiç birisinde olmadığı gibi, nahiyelerde bile yoktu. Televizyon dersen; öylesine teknolojik bir medya cihazıyla tanışmamış,  hatta ömrümüzde böyle bir kelimeyi de duymamıştık.   Radyomuz da yoktu; belli bir süre sonra radyonun varlığından haberdar olan Babam, Philips, Alman malı; albenili, gıcır gıcır şahane bir radyo satın aldı. Radyoyu dönüşümlü olarak, abilerim dinlerdi. Pil ile çalışırdı. Bir gece Hüsnü Abim, bir gece de Gencer Abim dinlerdi.

Babam; 93. Şube Karayolları / Trafik Şefliği, Aşur Çavuş Ekibinde çalışırdı.  Haftada bir gün izinli olarak eve gelebilirdi ancak. Geldiği gün de Babam radyodan Kısa Dalga’yı dinlerdi. Babamın geldiği gün, onu karşılamaya Davut’un Kahvesi ‘nin önüne kadar gider, orada karşılardım, elindeki sarı çantasını elinden alır, eve öyle gelirdik. Her gelişinde çantasında mutlaka birkaç sarı elma ve ortası delik, halkalı şehir ekmeği bulunurdu. Mardin’e has, fırın ekmeğiydi; köy yerinde şehir ekmeğidir diye kapışırdık ve bu ekmek kıymetli görünüyordu bize. Hayat işte; yıllar sonra, bu sefer şehre yerleşince, tandır ekmeğini arar olduk.  Elmaları da paylaşır, yerdik. Elmalar; Karayolları Şeyhan Şantiyesinin bahçesindeki ağaçlardan toplayıp, getirmişti Babam.  Yalnız ekmek ile elmalara benzin kokusunun sindiğini hissederdik, buna rağmen yine de kıymetli bir ganimetmiş gibi yerdik.

 ‘Radyoyu bozarım,’  diye korkudan dokunmazdım. Radyoda Neşet Ertaş, Bedia Akartürk, Ayşe Şan, Celal Güzelses, Nuri Sesigüzel’den türküler dinlerdik. Gencer abimle beraber birkaç gece de radyo tiyatrosunu dinlemiştik, çok hoşumuza gitmişti.  Bir gece Gencer abimin radyonun arka kapağını tornavida ile açmaya yeltendiğini gördüm.

“Abi ne yapıyorsun?”

“Saz çalanları merak ediyorum. Onları görmek istiyorum,” dedi.

Radyolu ev sayısının parmakla gösterildiği 1967’li yıllar, garibinize gitmesin.  Radyonun arka kapağını titizlikle açtı, arkasına baktık. Transistor, bakır teller, bağlantılar, bir anlam veremedik. Abim tekrar arka kapağını kapattı. Demek ki saz ekibi ve sanatçı radyonun içinde değilmiş. Gencer abim merakını gidermiş oluyordu. 

 İletişim konusuna gelince;  köyümüzün Karakolu’nda bir telefon iletişim ağı vardı.  Sekiz yaşına kadar çocukluğum köyde geçti. Köyümüz Gırık Tepesi’nde öyle mermer taşlar vardı ki, bu taşlardan köyümüzün gençleri, çocukları çok güzel taştan misket yaparlardı. Öyle güzel misket yaparlardı ki, yörede en güzel misketler bizim köyden çıkardı. Pürüzsüz, saydam, mermerin içinden geçen rengârenk desenleri bir harikuladelik katıyordu.  Misketlerle toprak zeminde oynamanın vermiş olduğu haz, anlatılmaz derecede insanlara keyif ve neşe  veriyordu. Köyümüzde ayrıca yabani şebeşok / karpuzcuklar yetişirdi. Tadı enfesti. Köyün büyükleri, gençleri Karaçay’a gidip yüzer, piknik yapar, tarla sulamaya gider, odun toplar, balık avlardı. Biz köyün çocukları için piknik yeri Veyso Kayalığıydı, köyümüzün içinden geçen dere kenarında iki kilometre uzağındaki Veyso Kayalığı’na takılırdık. Piknik yemeğimiz ise; kuru soğan, salça ve sıcak tandır ekmeği idi. Ben şahsen bu lezzetli yemeği bugünkü kıytırık hamburgerle değişmem.

Köyümüzde benden büyük olan gençler; demir tel ve bakır kablolardan kamyonlar yaparlardı. Yıllar sonra bunların çoğu usta birer tır, kamyon veya otobüs şoförü oldular.

Köyümüz Diyarbakır / Çınar ilçesine bağlı büyük bir köy idi. 1936 ‘lı yıllarda köyümüz; ilçeymiş. Çınar dediğimiz yer ise, köyümüze bağlı bir mezra imiş.  Nerden nereye?… Köyümüzün efendileri, köyümüzün ilçe halinden memnun kalmayıp, köy haline dönüştürmeyi istemişler ve ilçe olan köyümüz, ne yazık ki köy statüsüne dönüştürülmüştür.

‘Millet gider Mersin’e bizim köylüler ise gider tersine!…’

Mardin’e giden karayolu buradan geçerdi. Haliyle köyde çoğu arkadaşlarımın babası Karayollarında,  DSİ’ de, Köy Hizmetleri veya Toprak Su’da işçi olarak çalışırlardı.

Köyümüzde iki tane de büyük kahvesi vardı, ayrıca bir sağlık evi; yıllar sonra öğretmenliğim ve yazarlığım dönemimde çabalarımla A tipi sağlık ocağına dönüştürüldü.

Köy yerlerinde yaşamanın ön koşulu; güçlü olacaksın, sayıca üstün olacaksın, varlıklı olacaksın ve aşiret bağların güçlü olması lazım; yoksa ezilmeye ve sömürülmeye mahkûmsunuz.

***

Devam edecek

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com