Mut İlçemiz

ON İKİNCİ GEZEGEN (*)

ON İKİNCİ GEZEGEN (*)
Celal Necati ÜÇYILDIZ
Celal Necati ÜÇYILDIZ( celalnecatiucyildiz@hotmail.com )
KİRMEN
70
14 Temmuz 2019 - 22:24

Bir sabah yürüyüşünde sokak ağzında tahta parmaklıklar üstüne konulmuş bir kitap gördüm. Gökten bir kitap mı inmişti bilmem. Şubat 1977 yılında yayına girmiş.  Sonra öğrendim ki, komşum hastane dönüşü eve girerken düşürmüş, birisi de ayak altında kalmasın diye yüksekçe bir yere koymuş.

“ Okuyunca veririm komşu “ dedim.

Aldım okumaya başladım. On ikinci gezegen. Yazarın belgelere dayanarak hazırladığı bir DÜNYA TARİHÇESİ.

Anavatan Mu‘dan sonraları Atlantis’ten göçler ile oluşan kolonilerle birlikte yeryüzünde çeşitli kültür odakları kurulmuş. Mezopotamya, Mısır ve Hint Uygarlıkları.

13 bin yıllık tarih içinde 12. gezegenin her 36 yüzyılda bir Dünya’nın yakınlarına geldiğinde neler oluyor?

İşte bu kitap Sümer belgelerine dayalı bir kurgu kitabı. Yaratılış destanları, insanlığın oluşumu, tufanlar, kurulan yaşam alanları, düne kadar bilinmeyen Mısır uygarlığının, Napolyon’un Mısır’ı fethi sırasında tarihçilerin araştırmaları sonucu çıkan uygarlıklar, bunların gün ışığına çıkması.

Kitabı okudukça anladım ki, Tevrat, İncil, Sümer uygarlığından bilgiler almış, hem de ucu açık bilgiler. Ortaya çıkan tabletlerden anlam çıkarmışlar. Hani Batı Uygarlığı diyorlar ya, işte ipucu burada. İslam ülkelerinin neden ileri gidemediği sorusu da yanıtlanıyor. Çünkü Kur’an, Sümer tabletlerinden referans almıyor. Her şey vahiye göre olunca bilgiler olduğu çağa göre yorumlanıyor. Ucu açık değil.

Uzay çağı ucu açık bilgiler sayesinde yakalanıyor. Var olan bir uzay yaşamına ulaşınca, tekrar işte Ay’a gidiyorlar, Mars’a gidiyorlar.  Bir uygarlık aranıyor. Bulunca , dünyaya tekrar 12. Gezegenden varlıklar gelince, bunlar çok daha akıllı olacağa benzer. Belki toplum yeninden şekillenir. İnsan motifi yeniden çizilir. Tanrıların yarattığı CAN,  olan varlıklar yeninden ortaya çıkınca, sevgi dili konuşulmaya başlar. Buna dünyanın o kadar gereksinimi var ki; Sömüren ülkeler, açlıkla cebelleşen toplumlar. Birbirlerine kırdırılan insanlar. Hem de çoğu Müslüman toplumlar. İran, Irak, Suriye, Libya, Afganistan, Pakistan, Türkiye, Tunus, Cezayir; daha sayalım mı ?

İşte bu kitabı okuyup bitirince; bende bir bekleyiş başladı. On ikinci gezegendekiler gelsinler şu insanları bir kurtarsınlar. Seven, sevişen insanları yeninden canlandırsınlar.

“ Sümer, Asur, Babil ve Hitit, metinlerinin tercümesi, bir yüzyıldan uzun zamandır çok sayıda düşünür ve uzmanı meşgul etmiştir. Yazı ve lisanın deşifre edilmesini yazının kopyalanması, başka lisanın alfabesine yazılması ve sonunda tercümesi izler.“

Yazar Zecharia Sitchin böyle başlar  incelemeye.

“Yakın Doğu dillerini, tarihini ve arkeolojisini öğrendikçe, Nefilmler bir takıntı haline gelir. Bunlar göklerden dünyaya gelen ziyaretçiler olarak gören kadim kayıtların sözlerine kabul etme zamanı geldi mi?“ diyerek yazar yola koyulur.

Sümerolog İlmiye Çığ daha anlamlı hale gelir. Onun kitaplarını, söyleşilerini takip etmek gerekir diye düşünmeye başlarım. Sanırım bu kitaptan sonra onun kitaplarını okumaya başlamam lazım.

Kitabı okuduğumuzda:

“ İnsan ve onun ilahları arasındaki karmaşık ilişki ortaya çıkacak ve Cennet Bahçesi, Babil Kulesi, büyük Tufan gibi olayların anlamına yeni ışık tutacaktır. En sonunda yapıcılar tarafından biyolojik ve maddi olarak donatılan insan, Tanrılarını Dünyadan kaçıracak kadar çoğalacaktır.“

“Bu kitap, güneş sistemimizde yalnız olmadığımızı önermektedir. Evrensel bir Tanrı‘ya imanı azaltmaktan ziyade çok daha artırmaktadır. Zira, eğer dünya üzerindeki insanı Nefilmler “ yarattı ise; onlar sadece çok daha engin bir Ana Plana uygun iş görmekteydiler, demektedir. “

“ YAKIN DOĞU : Doğuda Zagros dağlarına (günümüzde İran ve Irak sınırlarının birleştiği yere, kuzeyde Ağrı, Toros dağlarına uzanan yaylalar ve dağlık araziden oluşan, aşağılarda ise batıya ve güneye doğru Suriye, Lübnan ve İsrail’in tepelik arazilerine inen yarı kavis ; tarih öncesi ama modern insanın kanıtlarının korunduğu mağaralar ile doludur.

Asmanın kökenini inceleyen bilginler, yetiştirilmesinin Kuzey Mezopotamya, Suriye, Filistin’de başladığı sonucuna varmışlardır. Tabi eski ahit bize Nuh’un tufan sularının çekildikten sonra ve gemisi Ağrı dağına karaya oturduktan sonra,bir asma bağı diktiğini ve hatta şarabından sarhoş olduğunu söyler. Bilginler asmanın tarihini böyle başlatırlar. “

Ve Tanrı dedi ki ;

“Yer ot, tohum veren sebze ve yer üzerinde tohumu kendisinde olup cinslerine göre meyve veren ağaçlar hasıl etsin. “ 

Ve öyle oldu.

Ve yer ot, tohum veren sebze ve yer üzerinde tohumu kendisinde olup, cinslerine göre meyve veren ağaçlar çıkardı. “

İşte üretimin tarihi başlıyor. Dünyada üreten ülkeler ayakta kalıyor. Tüketen, ondan bundan  besin bekleyen ülkelerde batmaya devam ediyor.

“Napolyon 1799’da Mısır‘a vardığında, beraberinde bu kadim anıtları incelemek  ve izah etmek üzere bilginler getirmişti. Subaylarından bir ROSETTA yakınlarında, üstünde M.Ö. 196‘dan kalma, iki yazının yanı sıra Kadim Mısır piktografik yazısıyla (hiyeroglif) yazılmış bir bildiri kazınmış olan bir taş levha buldu. “

Bu tarihten sonra devam eden kazı, araştırma sonucunda; Batı Uygarlığı yakaladı. Bizler de onlara bakıp duruyoruz. Ucu açık bilim yerine, 1400, 1500 yıl önce ortaya çıkan doğmalar üzerinde takılmış kalmışız. Bunları gören bunlara karşı çıkanlar hepsi bir bir öldürülmüş, derisi yüzülmüş, hunharca katledilmiş. (Muhidin Arabi, Nesimi, Harabi vs. )

“M.Ö. 2600’lerde Sümer’de çoktan o kadar şey olmuş, olmalıydı ki, ENSİ URUKAGİNA reformlar yapmayı gerekli görmüştü. Bilginler tarafından insan oğlunun ilk toplumsal  reformunun da değerli kaydı, bu yazıt : Bir özgürlük, eşitlik ve adalet duygusunu temel almaktadır. İşte Fransız Devrimi bu yazıtı esas alır.“

“ Tanrım, sen babamsın, beni yaratansın, yüzümü yerden kaldır…daha ne kadar ihmal edeceksin beni. Korumasız bırakacaksın, kılavuzsuz salacaksın? “

Derken mutlu son gelir : “Doğru sözleri, söylediği saf sözler tanrısı kabul etti. Tanrısı elini, kolunu bildirimden çekti. “

Sümer ata sözlerinden :

“Çokça gümüşü olan mutlu olsun,

Çokça arpası olan mutlu olsun.

Hiçbir şeyi olmayan ise rahat uyusun.”

“Bekçi köpeği olmayan şehirde,

Ustabaşı tilkidir. “

“Güzel görünen her neyse, tanrıların lütfüyle yaptık. “

“Ve eğer NEFİLMLER, dünya üstünde “ insanı “ yaratan “ tanrılar “ idiyseler, ON İKİNCİ GEZEGEN üstünde Nefilimler yaratan evrim miydi ? “

Yazar son sözünü böyle bitiriyor. Şimdi anlıyoruz, bilime, çağdaş bilime neden gereksinim var. Fen, edebiyat ve matematik, felsefe çok önemli. Bilimi aklın emrine vermek. Özgürce düşünmek, yazmak. Yüz yıldır, aydınlanma çağı ile karanlığa giden arasında yapılan kavga. Cumhuriyet döneminin aydınlanma çağı bunun için önemli olmalı. Çağdaş uygarlığın yolu Sümer Tabletlerini gün ışığına çıkarma ile başlıyor. Aman çok yaşa, İlmiye Çığ, size çok ihtiyacımız var.

(*) ON İKİNCİ GEZEGEN / ZECHARİA SİTCHİN / Çevirmen : YASEMİN TOKATLI . yayıncı : RUH VE MADDE YAYINCILIK VE SAĞLIK İŞLERİ A.Ş. BEYOĞLU-İSTANBUL.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com

deneme bonusu

mobil ödeme bahis

mobil ödeme bahis

bahis siteleri

bedava bahis

bonus veren siteler

güvenilir bahis siteleri

cmt cüzdan

güvenilir casino siteleri

deneme bonusu veren siteler

bedava bonus

illegal bahis