Mut İlçemiz

YAŞADIĞI YERİ CENNET YAPANLAR – 2

YAŞADIĞI YERİ CENNET YAPANLAR – 2
İbrahim ARI
İbrahim ARI( borawien@hotmail.com )
YAŞAMDAN İZLER
100
01 Temmuz 2019 - 20:02

Sibel Taşkıran yaşadığı yeri cennet yapanlardan. Rahmetli Celal Taşkıran ve Fatma Dinçer’in büyük kızı. Mabel, Tabel ve Sabel’in ablaları. Eski Mut Belediye Başkanlarından Rüştü Dinçer’in yeğeni.

İbrahimli’de, tam da üzüm mevsiminde açmış dünyaya gözlerini. İlkokula Cumhuriyet’te başlamış sonra Gazi’de devam etmiş. Öğretmen olan babası Celal Taşkıran’ın mesleğinden kaynaklı olarak eğitimini Mut, Osmaniye, İskenderun, Samandağ, Silifke gibi yerlerde sürdürmek zorunda kalmış.

FRANSA’DA HALK OYUNLARI EKİBİ KURMUŞ

Saliha Şimşek, Melek (…) ve ismini hatırlayamadığı bir diğer kız arkadaşıyla birlikte 4 kız, öğreticiliğini Süray Vural’ın yaptığı Mut Halk Oyunları Ekibinde oynamışlar. Kostümlerini Şadan Gürpınar’ın eşi Meliha Hanım dikmiş. “O zamanlar kızların folklor oynaması pek normal karşılanmazdı” diyor. Süray Vural’dan öğrendiği oyunları, 15 yaşında gittiği Fransa’da uygulamış. Başlangıç olarak ‘Anadolu Güneşi’ isminde; kızının da oynadığı bir halkoyunları ekibi kurmuş. Ekiple birlikte kendisi de Mut yöresini hem oynamış hem ekibin öğreticiliğini yapmış.

Mut’un ilk pantolon giyen, bisiklete binen kızlarındanmış. Mut’a dair aklında kalan başka önemli olay var mı diye sorduğumda; Yılmaz Güney‘in Mut’ta film çevirdiği zamanlarda babasının daveti  üzerine evlerine birkaç kez misafir olduğunu söyledi.

SIRADIŞI BİR KADIN

Sibel Hanım sıradışı bir kadın… İlk olarak evinin çelengisine kevkiden kuş yuvaları yaptığında dikkatimi çekmişti. Beslediği kedilerden dolayı kuşlar o yuvalara gelememişler ama kevkiler hala çelengide asılı duruyor. O tam bir hayvansever; acıktıklarında ve susadıklarında kapısını çalan sokak kedileri dışında evde yaşayan 7 ayrı kedisi varmış. Biz sohbet ederken kedilerinden bazıları çevremizde gezinip meraklı gözlerle bol bol bizi süzdüler. Kedilerinin isimlerini de söylemişti ancak aklımda kalmadı.

CHARLY 17 YILLIK  CAN YOLDAŞIM

Evde 17 yıllık can yoldaşım dediği, 3,5 aylıkken bir barınaktan edindiği köpeği Charly vardı. Ben eve geldiğimde Charly’nin çoktan gözleri görmez, kulakları duymaz olmuştu ve Charly ayakta zor durduğu için hep yatıyordu. Yazımı hazırladığım sıralarda Charly’nin hayata gözlerini yumduğunu öğrendim. “Ben Zeyker’i çok severim, kardeşim Tabel ile Zeyker’in Mut’a bakan yakasında bir çam ağacının altına en sevdiği oyuncakları ile birlikte defnettik. Charly çok acı çekiyordu, artık huzura kavuştu…” dedi.

KENDİMİ FRANSIZCA DAHA İYİ İFADE EDEBİLİYORUM

Misafirim olan emekli bir Alman Biyolog ile birlikte ziyaret etmiştim kendisini. Misafirim iyi derecede Fransızca bildiği için sohbetimizin derinliği doğal olarak arttı. Türkçe, Almanca ve Fransızca olmak üzere üç dilde sürdü. Sibel Hanım bir ara “Aslında kendimi Fransızca daha iyi ifade edebiliyorum…” dedi.

O TAM BİR MADAM

 Sibel Hanım tam bir Madam… Anlattıkça hissettiği duygularını da yansıttı; bazen kıpır kıpır oldu, çoştu, bazen derin derin düşündü, bazen de yeşerttiği umutlarını saçtı ortaya. Onda 15 yaşındaki Sibel’i, 55 yaşındaki Sibel’i ve 63 yaşındaki Sibel’i aynı anda gördüm. İşin ilginç yanı üçü de aynı evde hep birlikte yaşayıp gidiyorlar…

1975 YILINDA EVLENMİŞ

Sibel Hanım 1975 yılında bir Fransızla evlenmiş, 1976 yılında kızı Sofya dünyaya gelmiş. Bir de Şarlin Sibel isminde 7 yaşında kız torunu olmuş. “Biz ailece hep kızlardan gidiyoruz” diyor gülümseyerek.

18 yıl önce geçirdiği iş kazası oradaki düzenini ve sağlığını altüst etmiş. “O kaza benim hayatımın önemli bir dönüm noktası oldu” diyor. Zorunlu olarak erken emekliliğe ayrılarak on yıl önce kesin dönüş yapmış. Önce Mut’ta oturmuş sonra Taşucu’na yerleşmiş, 2012 yılında annesinin vefatı üzerine tekrar Mut’a yerleşmiş. “1970 yılında daha 15 yaşımda iken ailece Fransa’ya yerleştik.  40 yıl sonra Mut’a, ana ocağına geri döndüm. Anneme ait evde yaşıyorum. Doğa hayranı ve hayvansever birisiyim. Topraksız, taşsız, ağaçsız, yeşilsiz ve hayvansız bir yaşam düşünemiyorum. Hep böyle yaşadım, umarım böyle de devam edebilirim” diyor.

BUNLARI KİLO İLE SATIN ALIYORUM  

Etrafında su kabakları ve fener asılı balkonunda sohbetimiz sürerken benim evinin içini ve bahçesini gezip görme merakım büyüdükçe büyüyordu. Meraklı sorularım ve ilgim onu heyecanlandırmıştı. Önce evinin merdivenlerine dizdiği bakır kapkacağı gösterdi. Neler yok ki; helke, güğüm, ibrik, el ve yüz yıkama sahanı, cingil, dibek, çeşitli boylarda siniler, maşrapa, sürahi, leğen, kömür ütüsü, zeyre (tahıl) ölçeği, yaba, kirmen, asa, yayık dibeği, çulfallık mekiği, nalin (takunya)…

Bakır kaplar için, “Bunları kilo ile satın alıyorum, en kısa zamanda kalaylatıp kullanacağım” diyor gülerek…

EV ANTİK EŞYA DOLU

Sonra evinin içini tek tek, oda oda geziyoruz. Kedilerden bazıları da bize eşlik ediyor. Antik eşya dolu odalarda neler yok ki; kuzine fırın (kışları odun yakıyormuş), üstünde güğüm, yan tarafta kocaman bakır bir kazan, hemen yanında cingil, tencere, sehpa, divan, dolaplar, kitaplık, bilgisayar masası… Kilerinde el yapımı organik kurutulmuş yiyecekler. (Ha bir de yiyeceklerini sakladığı derin dondurucusu var). Kapıların yanında ise elde işlenmiş ya da elde örülmüş cepkenler…

ORYANTAL KÜLTÜR

Oturma odası tam nostaljik. Ta Fransa’dan getirmiş bazılarını. İsimlerini bilmiyorum ama işlemeli çeyiz sandığı oryantal kültür çağrışımı yaptı bende. Plastikten olan hemen hemen hiçbir şey yok; daha çok ağaç işçiliği. Koltuklar ve etrafındaki küçük masalar eski model. Dolaplarda kabarmalı cam bardaklar, mumluklar, şamdan, çeşitli büyüklükte süs eşyaları, fincanlar, vazo, şemsiyelik daha neler neler…

DOĞAYA KULAK VERİRSEN O SANA NE YAPACAĞINI, NASIL YAPACAĞINI SÖYLER

Evden çıkıp biraz soluklandıktan sonra bahçeye çıkıyoruz. Bahçe çok büyük değil belki ama içinde neler var neler: Yeni dünya, Ceviz, İğde, Defne, Turunç, Portakal, Keben Narı, Cennet Meyvesi, Zeytin, Leylak Ağacı…

Kumaşı eskimiş bir güneş şemsiyesini değerlendirmiş  ve ona Hanımeli ağdırmış. Hanımeli’nden sonra sıra ektiği Sarmaşığa gelecekmiş. Sadece akşamları açan Akşam Sefaları; bunlara Gece Güzelleri de deniyormuş, Fatmacık Gülleri; şuan bunların tohumlanma zamanıymış, Tilki Kuyruğu; bir ay sonra salkım salkım olacakmış, Lavanta saksıları, Büyük Papatyalar, taş duvara ağmış Saat Çiçeği de denilen Çarkı Felek, Asma Bağ ve altmıştan fazla çiçek saksısı…

Bütün bunların bakımını nasıl yapıyorsun diyorum “Doğaya kulak ver o sana ne yapacağını, nasıl yapacağını söyler” diyor.

BİTKİLERİ DİNLİYOR ONLARLA KONUŞUYORUM

Bahçenin ara yollarında çeşit çeşit, rengarenk güller. Aralarında Kasım Patı sonra yeşillik alanı. Orada Fesleğen, Nane, Süs Biberi, Çin Sarmısağı… “Doğa çok cömert. Ben bitkileri dinliyor onlarla konuşuyorum ve bu bana çok iyi geliyor, rahatlıyorum“ diyor…

İşte bu kadın Sibel Taşkıran…

O tam bir Madam…

Bu kadın Anadolu ve Avrupa kültürünü harmanlamış, yaşamı çoğaltıp güzelleştiren, sevgiyi yücelten Mut‘lulardan sadece birisi…

Ömrün de umutların kadar uzun olsun ablacığım.

İyi ki varsın…

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com