DOLAR
18,6336
EURO
19,4066
ALTIN
1.051,84
BIST
4.874,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Az Bulutlu
21°C
Mersin
21°C
Az Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
20°C
Salı Az Bulutlu
20°C
Çarşamba Az Bulutlu
19°C
Perşembe Az Bulutlu
20°C

Şerife ÜNÜVAR

MUTLU HAYAT

BOZCAADA – KUZEY EGE VE ÇANAKKALE ŞEHİTLİĞİ GEZİLERİNDEN

A+
A-

Akçay, Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı doğa harikası, bol oksijenli Kaz dağlarının yanı başında modern, yaz sezonu dışında daha sakin, görülmeye değer güzellikte, huzur dolu bir tatil yöresi. Kuzey Egenin tertemiz havası, paha biçilemez doğal güzelliğin olduğu, sahil kenarında bol palmiyeli, yol boyu çay bahçelerinin sıralandığı yerdir Akçay. Serin akşamların keyifli gezme yolu olan, koynunda Sarıkız heykelini barındıran, sahil yürüyüş yolu “Kordon Boyu” ile ülkemizin güzide bir ilçelerinden birisi.

Ilık bir yaz sabahının şafak vakti arkadaşlarım ile Sarıkız durağın da geziye gideceğimiz tur servisini bekliyoruz. Bize tatlı tatlı esen rüzgar eşlik ediyor. Yüzümü hafif hafif okşayarak, adeta uykumu açmaya çalışıyor. Akçay tüm güzelliği ile bin bir çiçek kokularıyla bizi büyüleyerek gitmemizi istemiyor gibi. Bense eski dostlarla, yeni yerleri keşfetmek için yola çıkmanın sabırsızlığı içindeyim.

Akçay’da sabahların bu sessizliği, yerini akşamları kordon boyunun iç tarafına kurulan küçük stantlar ve dükkanlara coşkulu, iğne atsan yere düşmeyen hareketli bir kalabalığa bırakıyor. Alışveriş yapmak istemez ve kalabalıklardan uzaklaşıp kumsalda ay ışığında, ayaklarınız deniz ve kum içinde ya da rıhtımda canlı müzik ve güzel hava eşliğinde kafelerde bir şeyler içmek isterseniz doyumsuz çok keyifli bir andasınız demektir. Tatil yöresi olarak düşünüldüğünde deniz suyu çoğu kişiye göre oldukça serin. Buna rağmen sahili her zaman iğne atsan yere düşmeyecek şekilde de kalabalık oluyor. Temiz havası ve doğası ile doğal yiyecek çeşitleri de bolca olunca çok tercih edilen, tam bir dinlenme yeri. Sabah kahvaltısına taze taze alınan sıcacık, buram buram kokan ekşi mayalı, taş fırın köy ekmekleri, tüm meyve ve sebze çeşitleri, çıtır çıtır salatalıkları, gevrek biberleri, mis kokulu ata tohumlu domateslerin tatları anlatılamaz. Bu bölgenin suyundan mı? havasından mı? Bilinmez hepsi de ayrı ayrı çok lezzetliler. İnsanın yedikçe yiyesi geliyor. Hele birde denizde yüzüp gelmişseniz…

Önünde beklediğimiz yerdeki sarıkız durağı adını, kendisine köylülerin iftira attıkları söylenen ve ermiş olduğu düşünülen daha önce hikayesini dinlemiş olduğum kadersiz, yetim bir kızın acıklı öyküsünden almış.

……

  Çanakkale iline bağlı Ayvacık Köyünde ailesi ile birlikte yaşarken küçük yaşta yetim kalan efsane kahraman Sarıkızın Akçay sahilinde, kazları ile birlikte bir heykeli bulunuyor. Sarıkızın öyküsüne gelince “Bahtsız Sarıkız, annesinin ölümünden sonra babası ile Güre’nin Kavurmacılar köyüne yerleşmişler. Burada kaz çobanlığı yaparak baba-kız hayatlarını sürdürmeye başlamışlar. Zaman içinde, köyün sevilen kimselerinden olmuşlar. Günler geçtikçe ve Sarıkız büyüdükçe dikkat çekecek kadar güzelleşmeye başlamış. İyice yaşlanan babası da atık hacca gitmek istiyormuş. Hacca gitmesine gidecekmiş ama aklı da arkasın da yalnız bırakacağı kızında kalacakmış. Babası kendisi hacca gidince yalnız kalacak olan kızı için endişeleniyormuş. Nitekim geçen zaman içinde endişesinde de haklıdır zira babası hacca gidince Sarıkız köyde tek başına kalır. Bu durumu bilen köyün delikanlıları O’nu pek rahat bırakmazlar. Sarıkız ise delikanlıların kendisine olan ilgilerine ve onların tüm çabalarına rağmen hiçbirine yüz vermez. Hal böyle olunca da kedinin ulaşamadığı ciğere laf söylemesi misalinde olduğu gibi köyün delikanlıları da Sarıkızın adını kötüye çıkararak hoş olmayan dedikodu kazanını kaynatırlar. Babası hacdan gelince kızı hakkında söylenenleri duyar ve çok üzülür. Ona ne yapacağını bilemez öldürmeyi bile düşünür ama kıyamaz. Bari göz önünün de olmasın diye dağda yaşaması için birkaç kaz ile birlikte Kaz dağlarının zirvesine götürüp orada kendi haline bırakır. Yıllar içinde köylüler dağlarda zorda-darda kaldıklarında Sarıkızın kendilerine kazları ile birlikte yol gösterdiğini söyleyerek sık sık ondan ermişçesine bahsetmeye ve anlatmaya başlarlar. Sürekli bu mistik öyküleri duyan baba köylülerin anlattığı bu kız benim kızım mı acaba? diye düşünmeye başlar ve sonunda dağın yolunu tutar. Zamanımızda ki adı Sarıkız tepe diye anılan, duvarlarla çevrili olan bir yerde kazlarla birlikteki kızını bulur. Kızı babasının onu görmeye geldiğini görünce çok sevinir ve saygıda hiç kusur etmez. Biraz oturup konuştuktan sonra babası namaz kılmak için abdest almaya başlar ve suyu ağzına alınca ”bu su niye tuzlu?” diye sorar kız heyecan ve telaşla suyu denizden aldığını söyler. Halbuki Deniz nerede dağ nerededir. İkisinin arasındaki mesafe su getirmek için fersah fersah uzaktır. Sarıkız boşalan testisini vadilere doğru tekrar doğrultur, mucizevi şekilde dolan testideki suyu babasının eline döker, babası suyu ağzına aldığında suyun soğuk ve tatlı olduğunu fark eder. İşte o zaman köylülerin anlattıkları ermiş kişinin aslında kendi kızı olduğunu anlar. Bu olaydan kısa bir zaman sonra gökyüzünü simsiyah bir bulut kaplar ve bu toz duman arasında Sarıkız birden yok oluverir. Babası kızının sırrı öğrenilince kaybolduğunu, erenlere karıştığını aslında köylülerin kızına iftira ettiklerini geçte olsa o vakit farkına varır ve köylülere beddua etmeye başlar. Ancak iş işten geçmiştir. Sarıkızın babası bu katlanılamaz üzüntü ile şuursuzca dağ tepe gezmeye başlar. Etraftaki tepeleri gezer gezeeeer. Bugün Baba Tepe denilen yerde öldüğü söylenir. Köylüler Sarıkızın bulunduğu yer ile babasının öldüğü yere taşlarla mezar yaparlar ve her Ağustos’ta Sarıkız ve babasını anmak için “Sarıkız Tepe ile Baba Tepeye” gelirler. Söylentiye göre Babanın yaptığı bedduanın yerini bulmuş ve Kavurmacılar köyünde yaşayan hiç kimse kalmadığı için köy kütükten silinmiştir.         

………..

Durakta epeyce bekledikten sonra gecikmeli gelen tur otobüsümüze bindik. Bu defa yolculuk Bozcaada’ya. Aracımız Akçay’dan çıktıktan sonra doğal güzelliğinin yanı sıra termal otellerin de çok olduğu kaplıcaları ile meşhur, Tahtakuşlar, Etnoğrafya Müzesi, Kazdağı Milli Parkı ve Pınarbaşı gibi meşhur yerleri olan daha önce gördüğümüz Güre‘den geçerek yolumuza sahilden devam ettik. Bir defasında arkadaşımla Güre kaplıcalarına gelmiş tüm gün tesisin o şifalı suların da keyifle yüzmüştük. Bir başka sefer de ailemle Güre ve Altınoluk ile Küçükkuyu’nun tüm ören yerleri, doğal güzellileri ve tarihi yerlerini hayranlıkla gezmiştik. Kaz dağlarının eteklerindeki muhteşem manzarasının yanında her biri ayrı değerli Şahin deresi Kanyonu, Sütüven ve Hasan Boğuldu Şelaleleri, Sarıkız Tepesi, Antandros Antik kenti sınırları içinde olan Altınoluk gerilerde kaldı. Bu yakınlarda Behramkale köyü ve Assos’ta bulunuyor. Daha sonra geçimini zeytin ve balıkçılıktan sağlayan, Edremit’e yarım saat mesafedeki, turizm ve şifa dağıtan havası, doyumsuz manzarası, berrak denizi ile meşhur yemyeşil Küçükkuyu’yu geçtik.  Manzarası, doğal ve tarihi güzelliklerine ilaveten taşlı ve suyu biraz soğuk olmakla birlikte temiz pırıl pırıl denizi ve havası ile meşhur bir bölge kuzey ege.

Yolculuk süresince rehberimizin gerek çevre gerekse Bozcaada hakkında anlattıklarını ilgiyle dinledik. Bu güzergahı daha önce çeşitli zamanlarda yaptığımız gezilerde de defalarca kullanmama rağmen, buralardan daha önceleri sanki hiç geçmemiş gibi ilgiyle dinliyor, bakıyor, keşfetmeye uğraşıyor ve sanki gördüklerimi beynimin kıvrımlarına kaydediyordum. Rehberin anlattığı yeni öykülerin içinde hissettim kendimi. Yolun sağ tarafındaki Kaz dağlarının muhteşem ve her tondaki yeşilliğine bakmaya yine doyamadık. Sol tarafta ise uçsuz bucaksız sakin, duru, masmavi deniz ile gözlerimiz bayram etti.  Yolumuzun devamında adıyla anılan peyniri ile meşhur Ezine ve bu ilçeye bağlı olan küçük ama şirin mi şirin bir belde olan Geyikli var. Bozcaada’ya ulaşım Çanakkale’den deniz otobüsü ile Geyikli’den araba vapuru ile yapılıyor. İskele Geyikli’de bulunuyor. Adaya ilk kez gidiyorum. Vapuru beklerken İskelede bulunan yöresel ürünleri yapan hanımlarla sohbete koyulduk ve orada o doğal güzel lezzetli yiyeceklerle, doğanın içinde ağaçların altında kahvaltımızı yaptık. Geyikli’de bir kahvaltı süresi kadar kaldık, çayın yanında ki ev yapımı tuzlu çörekler çok güzel, sağlıklı ve lezzetliydi. Bir gıdacı olarak olumlu ya da olumsuz düşüncelerin geri dönüşümünün işletmeler için ne kadar önemli olduğunu, çok iyi bildiğim için yapan hanımlara içeriye doğru seslenerek emekleri için teşekkür ettim. Onların mutlu olmalarıyla bizler de daha da mutlu olduk.

Feribota binince servis otobüsünden hemen inip, güverteye çıktık. Kuvvetli soğuk esen bir rüzgar vardı. Rüzgarın sanki şiddetini biraz azaltmaya çalışan, şahane sayılabilecek güneşli bir havada yol alıyorduk. Sonsuz güzellikteki deniz manzarasını ve özgürlüklerini doyasıya yaşayarak, bizlere eşlik eden gökyüzünde süzülen martıları seyrediyordum. Bu muhteşem güzelliklerle birlikte dostların doyumsuz, hesapsız, mutlu sohbetleri içinde buldum kendimi…

Ufukta, Bozcaada eski adıyla Tenodos üç bin civarında nüfuslu. Ada önce küçük boz bir tepenin eteklerinde sanki birkaç evden ibaret gibi görünüyordu. Bu ilk bakışta gördüğünüz manzara, Ege Denizinin ikinci Türkiye’nin üçüncü büyük adası olarak insanda ilk anda bu görüntü hüsran yaratıyordu. İlk gelişimde bende de öyle oldu. Çanakkale’nin amansız Poyraz’ının etkisi ile adından da anlaşılacağı gibi bizi boz, tozlu bir manzara ile karşıladı. Halbuki medyada gördüğüm kadarıyla Bozcaada, daha önceden gezdiğim komşusu sayılabilecek Cunda adası gibi yeşil, hoş ve çok güzeldir diye beklemiştim ama ilk görüşte biraz hayal kırıklığı yaşadım. İyice bakınca uzaktan fark edilmeyen, küçük, dikenli yerlerin tamamını kaplamış, yeşilin her tonunda ki makilerin Poyraza inat, toprağa sımsıkı tutunmak ve ayrıca toprağı da tutmak için amansız, hayatta kalma savaşı verdiklerini anlıyordunuz.

Adaya yaklaşınca girişteki limanla birlikte muhteşem tarihi kale, ilerilerde çok güzel evler, yeşilin huzuru ve çınar altı çarsının olduğunu görüyordunuz. Uzaktan çok da fark edilmeyen, sürpriz şekilde yemyeşil bir alanın içinde bulduk kendimizi. İşte şimdi basında gördüğüm hayalimde ki Bozcaada ya benzemeye başladı diye düşündüm. Baştaki ön yargılı yaklaşımım yerini, sevince bıraktı. Bozcaada Ege Denizinin ikinci büyük, Türkiye’nin üçüncü büyük adası daha önce yazdığım gibi. İl merkezleri hariç köyü olmayan Çanakkale’ye bağlı, Çanakkale’nin tek ilçesi. Anakaraya uzaklığı 6 km ve en yüksek tepesi de 20 metre. Yüzölçümü 40 km kare Nüfusu 2015 yılındaki verilere göre 2.643 ama yaz aylarında bu sayıda turizm ziyaretleri nedeniyle bir hayli artış gösteriyormuş. Çanakkale’nin o kuvvetli rüzgarlarından yararlanma yolu düşünülmüş ve 2000 yılında rüzgar gülleri yapılarak burada enerji santralleri ile elektrik üretilmeye başlanmış. Ada halkının bağcılık, şarapçılık özellikle kırmızı şarap ve balıkçılık, gelincik çiçeğinden yapılan reçelleri ile adaya has kurabiyeleri en önemli turizm ve geçim kaynakları. Bu güzel eşsiz lezzetteki damla sakızlı ve bademli kurabiyelerin tarifleri Rum vatandaşların 150 yıl öncesinde evlerinde yaptıkları reçetelerle 2005 yılında onlarla birlikte oluşturulmuş, bu lezzetlerin ustalık tarihi ise Rize Çamlıhemşin ‘e oradan da Çarlık Rusya’ya kadar uzanıyormuş.

Bozcaada ilk izlenimde herkese huzur vaat ediyor. Temiz, şık sade, beyazın, mavinin ve kırmızının ağırlıkta olduğu Türk ve Rum mimarisinin özelliklerini taşıyan muhteşem evlerin davetkar ve mistik bir görüntüleri var. Adaya ayak bastığınız yerin biraz ilerisinde temsili olarak adeta ikiye bölen daracık yolun sol tarafı Türk, sağ tarafı ise Rum mahallesi. İki tarafta da kendi toplumlarının mimari özellikleriyle yapılmış güzel evler sıralanmış, sanki güzellikte birbirleriyle yarışa girmiş gibiler. İki halk birbirlerine çok yakın, iç içe ve huzurla yıllardır beraberce yaşamışlar. Bozcaada Türk ve Rum toplumlarının iç içe geçerek yaşam şeklinin en güzel örneklerinden. Yolun Rum tarafındaki bölgede geçmişte talihsiz bir yangın yaşamış. Yangın sonrasında ki yenilenmede birbirine paralel sokaklarla buraya planlı, şık, otantik evler yapılmış. Tur otobüsümüz devam ettikçe adeta, tüm güzelliklerin hoş şekilde yolumuzun üzerine serpiştirilmiş gibi olduğunu fark ediyorduk. Bozcaada’nın birbirinden güzel, temiz minik koyları var. Seyir tepesinden özellikle, Akvaryum koyunun Turkuaz rengine bakmaya doyum olmuyordu, bu muhteşem manzaradan rehberimizin otobüse çağıran sesi ile zor ayrıldık. Adayı telaşsızca gezdikçe arka tarafların daha ıssız, boş ve daha sakin olduğu görülüyor. Elektrik enerjisi üretim yerleri çoğunlukla arka tarafta.  Adanın doğal yapısı günümüze kadar korunmuş, henüz pek fazla bozulmamış, büyük bölümü imara açılmamış. Yeni yeni arka taraflarda ufak ufak butik otel inşaatları başlamış. Bu inşaatları adanın mimari bütünlüğünü bozmayacak şekilde, kurallara uyarak yapma zorunluluğu varmış. İşin en güzel tarafı ise bütün evler aslına uygun şekilde restore ediliyor ve yapılıyormuş. Havası çok güzel, bol iyot kokulu. Çok huzurlu, denizi tertemiz ve serin. Bir Ayazma Plajı var ki tadına doyulmuyor… Merkezden 7 km kadar uzakta, pırıl pırıl sanki içilecek kadar temiz bir denizi var. Elekten elenmiş gibi ince, altın renkli kumu ile sahili harika bir yer.  Rumca da “kutsal su” anlamına gelen Ayazma’nın plajında suya girenlerin on yıl gençleştiğine inanılırmış. Acaba bu şahane denize girip çıktıktan sonra bizde bu nedenle mi kendimizi genç ve güzel hissetmiştik kim bilir? Sakin ve harika bir ada turu yaparak başladığımız yere tam bir daire çizerek döndük.  Merkezde turistik eşya ve adada üretilen yiyeceklerin satıldığı dükkanların ilk adaya çıktığımız yerde, çınarların altındaki çarşı bölgesinde hareketli bir yoğunluk vardı. Buralar serin çay bahçeleri, çeşitli hediyelik eşya satıcıları, dondurmacılar, pastaneler, üzüm ve domates reçel kavanozlarının yanı sıra çeşit çeşit reçelleri olan satıcılar, telaşlı alıcılar ile etraf çok renkli görünüyor. Küçük ölçekli çeşitli aile imalathaneleri ve şarap işletmeleri bulunuyor. İsterseniz işletmeleri gezip üretimler hakkında kısa tanıtım bilgileri alabiliyorsunuz. Gözlerimiz o güzel çiçekli, rengarenk, muhteşem mimari özellikte ki evler ve mekanlarla bayram ederken, ruhumuz yüz yıllar öncesindeki, zamanın ruhuna giderek nostalji koridorlarında gezindi. Çınar altı çarşısını gezdikten sonra çay bahçesinde biraz dinlenip o birbirinden güzel lezzetlerden tattık.  Tarihi kale ile hoş geldiniz diyen Bozcada zihnimizden zor silinecek. Dostlarla gezimizin sonuna gelmişken O görkemli kalesinin görüntüsü ve akşam güneşinin muhteşemliği ile Bozcaada  bizleri yine bekleriz dercesine güzel anılarla dolu şekilde saygıyla uğurladı. Dönüşte üstümüz de tatlı bir yorgunluk vardı.

Kuzey Ege’yi farklı yıllarda tekrar tekrar gezmeme rağmen bu muhteşem doğaya doyulmuyor her zaman keşfedecek bir yerler bulunuyor. Bu bölgenin de yurdumuzun diğer taraflarında olduğu gibi pek çok gezip -görülecek güzellikleri var. Kısa kısa bu harika yerlere değinmek istiyorum.

Bunlardan birisi Ören. Kuzey Egede Kaz dağlarının eteklerinde güzel, şirin bir ilçe. Burhaniye’nin denizle kıyısının olduğu yerde bulunuyor. Çeşit çeşit doğal meyvesi- sebzesi olan harika doğal lezzetleri bulabileceğiniz köylü pazarı, temiz sahili, soğuk ve sığ denizi, sağlıklı havası ile yaşanmaya değer güzellikte bir yer.
Bir başka muhteşem yer Cunda adası, diğer adıyla Alibey adası. Ayvalık ilçesine bağlı şirin mi şirin, çeşit çeşit deniz ürünlerini tadabileceğiniz, deniz kokan manzarasıyla, davetkar duruşlu pek çok restoranın olduğu bir ada. Deniz ürünleri ve zeytini çok meşhur. Turistik yönüyle de öne çıkıyor. Özellikle deniz kabuklarından yapılmış çeşit çeşit hediyelikler sizi adeta büyülüyor. Şık evler tarafından karşıladığınız, değişik ve pek çok çeşitli turistik eşyaları bulabileceğiniz, sahilinde ise özel günler dışında ki zamanlar da sakince dinlenilebileceğiniz, huzur kokan bir yer. Anakaraya köprü ile bağlı ve aslında kara yolu ile de gidilebiliyor. Kızlar Manastırı, Çamlı Manastır, Koruyan Meryem Ana, Ay Işığı ile İlyas Peygamber Manastır ve diğer manastırlar ile Hamidiye camiyi gezilebilecek tarihi yapıların en önemlileri. Rahmi koç Müzesi, Cunda Yel değirmeni, Taş kahve, Tarihi pazarı, Cunda Despot Evi ise burada diğer gezilecek yerler
Şeytan sofrası adıyla anılan seyir yeri ise Ayvalık Küçük köy mahallesine bağlı. Sofra biçimini hatırlatan şekli ile yüksek kayalıklarda ki terasından muhteşem deniz manzarası olan bir tepe. Bu göz alabildiğine sonsuz doğa sizi adeta büyülüyor. Midilli adasıyla birlikte pek çok değişik büyüklükte adaları ve manzarayı bakmaya doyamadığınız kuş bakışı şekilde görüyorsunuz. Bu harika görselin yanı sıra, rehberimizin anlattığı; şeytanın ayak izinin burada bulunduğuna dair ilginç ve mistik hikayeden oldukça etkileniyoruz.

Diğer bir görsel tabiat mucizesi olan Hasan Boğuldu Göleti ile Sütüven Şelalesi, Balıkesir’in Edremit ilçesinde Kaz Dağları milli Parkının içinde yer alıyor. Şelaleyi görmek için arabadan indikten sonra belli bir yerden sonra bayağıca taşlı olan yoldan yürüyerek gitmek gerekiyor. Soğuk tertemiz suyuna, su sesine, yeşilin her tonuna doyacağınız, şahane ortamı ile sizi mest edecek bir doğa harikası yerler.

Kaz dağlarını yükseklerinde Kuzey Ege’de bulunan gezilecek yerlerden bir diğeri ise Adatepe köyü. Köyün geçim kaynakları zeytincilik, balıkçılık ve turizm olan taş evleri ve manzarası ile çok meşhur, küçük ama yemyeşil şirin bir doğa harikası. Küçük Kuyu’dan 3 km kadar yukarıda. Adatepe Kaz dağlarının zirvesinde bir sit alanı. Araba ile bile olsa yorucu tırmanmanın sonucunda şahane deniz ve orman manzarası ile sizi ve gözlerinizi adeta ödüllendiriyor. Deniz sanki ayaklarınız altında ve muhteşem kuşbakışı sonsuz manzarası ise büyüleyici. Burası tertemiz, doğal, küllerinden yeniden doğmuş, doğa ve tarihin birleştiği, ekonomik olarak kendi kendine yeten bir köy. Türk ve Rumlar bir arada yaşıyorlar. Taş mektep, mitolojik öyküsüyle Zeus Altarı, zeytin müzesi, gezilecek yerlerinden bazıları. Osmanlı tipi konaklar, deniz ve dağ turizminin bir arada olduğu Yeşilyurt köyü ve Antik kent Assos bulunduğu alanları da gezebilirsiniz. Küçük Kuyu’da bulunan sabunhane ile o civardaki zeytin müzesi ve Eko turizmin olduğu Mehmet alan köyünün de yer aldığı bir bölge burası. Halk çok misafirperver. Bir başka zaman ailecek gidişimizde bizim aracımızda bir sıkıntı olmuştu insanlar yardımcı olmak için adeta seferber olmuşlardı.
Ayvalık, Balıkesir ilinin denize kıyısı olan, yazın çok kalabalık nüfuslu bir ilçesi. Bölgenin güzide turizm merkezlerinden. Harika kumu ve sahili ile Sarımsaklı plajı da ayrıca büyüleyici.

Arkadaşlarım ile olsun sonra ki zamanlarda ailemle olsun buraları tekrar tekrar gezme fırsatım oldu her zaman keşfedilecek bir yer var kuzey Ege’de. Ailem ile son gezimizde son durak olarak yine Çanakkale’ye geçerek il sınırları içinde bulunan Gelibolu yarımadasına geçtik. Bütün dünyanın payına düşeni fazlasıyla aldığı, Çanakkale şehitliğimizde, şehitlerimizin huzurundayız. Buraya her geldiğimizde çok yoğun, hüzünlü ve karışık duygular yaşıyoruz. Tüm şehitlerimizin mekanları cennet, ruhları şad olsun.

Birinci dünya savaşında Çanakkale’de şehit düşen tüm askerlerimizin isimlerinin bulunduğu, aziz şehitlerimiz anısına yapılan dört ayaklı ve kubbeli 41,7 metre yükseklikteki Çanakkale Şehitler Abidesi vakur duruşuyla, muhteşem doğanın içinde adeta “Çanakkale geçilmez” diye tüm dünyaya bir kez daha haykırıyor. Şehitliğin çevresindeki alanda Mustafa kemal Çanakkale ‘de Anıtı, Yaralı asker Anıtı, Meçhul Asker Anıtı, Mehmetçik Anıtı ve Türk bahçesi bulunuyor. Eşimin tarihçi olması sebebiyle biz yürekleri burkan savaşın detaylarını öğrenmek bakımından hayli şanslıydık. Siperleri gezerken anlattıkları ile adeta o zamanlarda yaşıyormuşuz ve oradaymışız gibi o anları en derin şekilde iliklerimizde hissettik. Hepimiz anlatılamaz derecede yine üzüldük, hüzünlendik…İçimizi her zaman olduğu gibi buruk olsada, sonsuz bir gurur kapladı.

Son Kuzey Ege seyahatimizle yine hem bedenlerimiz hem de ruhlarımız tazelendi. Bir gün buralara sizin de yolunuz düşerse ki bence gelmediyseniz, buraları görmediyseniz yolunuzu mutlaka düşürün. Gerek aileniz ile gerekse de dostlarınızla gezdiğinizde siz de bu çok zengin tarihi yerlerin ve doğanın tadına doyulmadığının farkına varacaksınız.

Şerife ÜNÜVAR/ Uzman Eğitimci &Yazar 2022

KAYNAK GÖSTERİLMEDEN KISMEN YA DA TAMAMEN ALINTI YAPILAMAZ
Kaynaklar: Dr. Öğr. Üyesi Süleyman Ünüvar (canlı kaynak)
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı
Çanakkale İl Kültür Müdürlüğü
Türkiye Kültür Portalı

Yazarın Diğer Yazıları
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.