Mut İlçemiz

EBE

EBE
Musa DİNÇ
Musa DİNÇ( musadinc2109@gmail.com )
17 Nisan 2020 - 10:41

“Nice adsız kahramanlara…”

“Ebebulguru, ebegümeci, ebemkuşağı, ebelemek.” Bu kelimelerin hiçbirisinin adımla ilgisi yok.)

“Ebe demek yarım doktor demektir, ”demiş R. Nuri Güntekin.

O halde, sözü fazla uzatmadan, sağlık memuru iken, unutmadığım bir anımı paylaşmak istiyorum sizlerle.

Takvimler 1985’i gösteriyordu. TV’de Zeki Alasya-Metin Akpınar komedyen ikilisi, ilkokul öğrencileri gibi siyah önlük giymiş, üstüne de beyaz hilal yaka takmış, sempatik jest ve mimikleriyle bir çağrı yapıyorlardı:

“Haydi aşıya!”

Coşku dolu bir aşı kampanyasıydı. Dünmüş gibi anımsıyorum.

Haziran ayının yakıcı, bunaltıcı ve sıcak günlerinden biriydi Siirt -Kurtalan / Kayabağlar / Zokeyd köyünün tozlu sokaklarında Ebe Hanımla birlikte aşı yapmak ve EFT. (Ev Halkı Tespit Fişi) için ev ev dolaşıyorduk. Köyde aşı yapmak başlı başına bir olaydı. Köy bekçisi yanımızda olmazsa, çocukları yakalayıp aşı yapmamız pek zor olacaktı. Elimizde enjektörü gören çocuklar bağırarak kaçıp gidiyorlardı; ama yine de bekçinin yardımı ile onlara aşı yapmamız mümkün olabiliyordu.

Sağlık Ocağı’nın işi saymakla bitmezdi. Görünürde aşı kampanyası, ama gel gör ki, köylere gitmişken ev halkı tespit fişleri, çevre sağlık kontrolleri, su numuneleri, gebe takibi, sıtma vaka tespiti, trahomlu hastalara ilaç dağıtımı, sağlık eğitimi, doğum kontrol hapı, kondom dağıtılması gibi…

Bu şartlar altında akşama kadar Ebe Hanımla birlikte köyü iki üç kere dolaştık. Güneşin batması ile birlikte yorgun argın Muhtar’ın evine döndük. Ama daha oturmaya bile fırsat bulamadan Ebe Hanım’ı doğuma çağırdılar Yanarsu  (Zok) köyünden.

Ebe Hanım tahminen üç saat sonra döndü. Kendisinde yorgunluk belirtilerinden hiçbiri kalmamış, dinlenmiş, neşeli bir hali vardı. Yanında kendisine teşekkür eden köy kadınları olmasa, onun doğuma değil de bir başka yere gidip dinlendiğini sanmam çok mümkündü. Çünkü üzerinde yorgunluktan eser bile yoktu. Demek ki, yaptığı görev bütün yorgunluğunu unutturmuştu ona. Doğrusunu isterseniz Ebe Hanım’ın bu halini ben de pek çok merak ettim ve kendisine sordum:

“Ebe Hanım mesleğinizi çok sevdiğinizi anlıyorum, ama anladığım kadarı ile derin bir sevgi bu?”

Ebe Hanım’ın bakışları bir noktada toplandı. Soruma devam etmeme gerek yoktu. Çünkü ne soracağımı anlamıştı. Gözleri buğulandı ve anlatmaya başladı:

“Dünyaya gözlerimi açtığım gün annemi kaybetmişim. Doğumumla başlayan talihsizliğim yakamı bırakmamış ve üç yaşına gelince de babamı kaybetmişim. Beni anneannem ve dedem büyütmüşler. Onları her zaman anne ve baba olarak bildim. Anneannem bana hiçbir zaman annesizliğimi, dedem de, babasızlığımı hissettirmediler. Ama büyüdükçe komşulardan annemin ve babamın ölmüş olduğunu; daha doğrusu bir öksüz olduğumu öğrendim.

 İlkokula gittiğim ilk günü hiç unutamam. Okulun açıldığı gün arkadaşlarım, anneleriyle birlikte gidiyorlardı okula. Bende anneme, benle okula gelmesi için yalvardım. Zavallı nineciğim ısrarıma ve ağlamama dayanamadı. Ayağa kalktı, fakat yürüyecek halde değildi. O gün okula arkadaşlarım ve onların anneleri ile birlikte gittim…

İşte ilk kez o gün annesiz oluşum iliklerime kadar dondurmuş, bir acı sarmıştı içimi.

O yaşta annemin neden öldüğünü bilmiyor, sadece annesiz olduğuma üzülüyordum. Aradan yıllar geçti. İlkokul beşinci sınıfa geldim sene, köyümüze bir ebe hanım tayin olmuştu. Ebe Hanım’ın köy kadınları ile yaptığı konuşmaları duyuyordum. Beni en çok ilgilendiren ebe hanımın anlattığı doğum anında ölen kadın ve çocukların durumlarıydı.

Bir gün anneanneme, annemin neden öldüğünü sordum. Anlatmak istemedi, ama ısrarıma dayanamadı ve anlatmaya başladı:

‘Rahmetli ananı on beş yaşında kocaya vermiştim. Bir yıl sonra da sana gebe kaldı. Doğum sancıları başladığı zaman Emine Bacıyı çağırdık. Anan rahmetli, geceli gündüzlü üç gün acıdan kıvrandı durdu. Bir türlü doğum olmuyor, durmadan kan boşalıyordu. Rengi bembeyaz, tırnakları ve dudakları mosmor olmuştu, üçüncü gün kendinden geçti.

Elimizden bir şey gelmiyordu. Köy yeri, ne yaparsın? Doktor yok, diplomalı ebe yok, şehre gitmeyi de kimse akıl etmedi. Bir sürü uğraşmalardan sonra dünyaya geldin, ama annende bir daha ayılmadı,’ dedi ve belki de kurumakta olan göz pınarlarından yaş damlaları akmaya başladı.

O ana kadar içim hiç böylesine burkulmamıştı. Demek ki doğum yaparken ölen kadınlar hep bilgisizlik yüzünden hayatlarını kaybediyorlardı. Ve geride benim gibi birçok öksüz bırakıyorlardı.

Ortaokulu bitirince sağlık meslek lisesine gitmeye karar verdim. Köylülerime ve onlar gibi binlercesine yardım etmeyi istedim. Annelerini görmeden, tanımadan benim gibi öksüz kalmalarını istemiyordum. Bilgisiz doğum yaptıranların hayatları boyunca sakat bıraktıkları çocukların ıstıraplarını düşünmek bile acı veriyordu bana.

Ebe olarak mezun olduğumda yemin ettim, Tanrı’ ya söz verdim. Gücümün yettiği kadar bu hizmeti en iyi şekilde yapacaktım. Köyde görev yapmanın zorluklarını iyi biliyorum. Genç yaşta dünyanın bütün nimetlerinden mahrum olduğumuzu, canımızın ve hatta namusumuzun dahi emniyet altında olmadığını biliyordum. Hiçbir hayat garantim yoktu.

Görüyorsun işte ben senin gibi hatta kadın olduğumdan senden de zor şartlar altında köyün yazın tozlu, kışında karlı ve çamurlu yollarında gece demeden, gündüz demeden insanlığa hizmet için çalışıp duruyorum. Her yaptırdığım doğum, bana mutlulukların en büyüğünü veriyor.”

Bütün mutluluklar senin olsun, sağlık ordusunun adsız kahramanı.

Musa DİNÇ

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com