Mut İlçemiz

ANILARIM / 5

ANILARIM / 5
Konuk Yazar
Konuk Yazar( bilgi@mutilcemiz.net )
15 Nisan 2021 - 16:38

Sabah yemekhanede anons edildi: “Sağlık koluna gitmek isteyenler birinci büyük binanın önünde toplansınlar” diye. Ben de gittim. Eğitim başımız İshak Toker elindeki kâğıda baktı, bana:  ”Doğan, senin adın burada yok” dedi. Ben de “İmtihana girmek istiyorum” dedim. İshak Bey, benim izinden geç döndüğümü muhakkak biliyordu, ama iyi bir eğitimci olduğu için beni arkadaşlarımın yanında küçük düşürmek istemediğini zannediyorum. Sınav kâğıdına adımı kendi elleri ile yazdı. Sınava girenler yüz kişi kadar vardı.

O zamanın sınavlarından da biraz bahsedeyim: Sınav soruları ve kâğıtları bakanlıktan gelirdi. Sınava girecek öğrenciler ve denetçi öğretmenler sınav salonuna girince kapı kapatılır, zarflar açılır içinden çıkanlar bir tutanakla tespit edilir, sınav soruları kara tahtaya yazılır. Sınav kâğıtları da özeldir, sınava giren öğrenci adını sol üst köşedeki özel bölmeye yazar ve kâğıdın o kısmındaki tutkallı yerini katlayarak yapıştırır, sonra soruların cevaplarını yazar. O tutkallı kısım, Bakanlıkta sınav cevapları değerlendirildikten sonra açılır öğrencinin almış olduğu not saptanmış olur.

Yaklaşık bir ay kadar sonra, bir gün eğitim başımız İshak Bey beni çağırtmış, gittim, yanına vardığımda: “Al!” dedi, bir kâğıt uzattı; “Hazırlığınızı yapın” diyerek biraz kahırlı davranmıştı… Kâğıdı alıp baktım; Sağlık kolu sınavını kazananların listesi idi.

Sınav öncesi beni küçük görenler hep dökülmüşler. Bizim şubeden sadece ben kazanmışım Bir hafta sonra, kazanan dokuz kişi; unutmadıysam adlarını buraya yazayım: Doğan Atlay – Mut, Feyyaz Dağdur – Arslanköy, Yahya Özen – Yumurtalık, Bahattin Karakoç – Elbistan, Mustafa Sönmezateş – Antakya, Ali Yıldız – Mustafabeyli, Mustafa Gök – Kadirli, Ali Yürek – Mersin, Refik Başaran – Ceyhan. Bir öğretmen denetiminde Düziçi’nden ikindi üzeri ayrıldık. Bir sınav kazanmanın coşkusu olsa da okuldan, arkadaşlardan ayrılmak epeyce zor oldu, duygular coşkuyu bastırmış, biraz hüzünlü ayrıldık..

Zannederim Ekim ayı sonları idi. İkindi üzeri Yarbaşı’dan trene bindik. Gece Kayseri’ye vardığımızda ilk soğukla karşılaştık. Hele Hasanoğlan durağında inince müthiş bir soğuk sanki bize “Hoş geldiniz” dedi… Olan bir giyeceğimizi sırtımıza aldıksa da gene de üşümekten kurtulamadık. Yüzümüzü yıkamak için yüzümüze attığımız su aniden maske gibi donardı… Biz Çukurova’dan gelmişiz, böyle soğuk görmemişiz. Ama giderek alıştık tabii…

Hasanoğlan, Düziçi’ye göre daha çağdaş bir yaşantı sürüyordu. Orta kısım, yüksek kısım kantinleri vardı, kantinlerde dama, satranç oynanır, açık hava tiyatrosunda gösteriler izlenir, müzik salonunda müzik çalışmaları ve dinletileri yapılırdı. Sineması bile vardı. Yemekler fevkalade idi, okul idarecileri ve misafirler ayni kazandan yemek yerlerdi. Sanatsal çalışmalar kaldırılmıştı. Derslere giren öğretmenler o ders için uzman kişilerden seçilmişti.
Biz vardıktan bir ay kadar sonra yüksek kısım kapatıldı. Öğretmen ve sağlık memuru yetiştiren orta kısım kalmıştı. Derslere devam edip sınıfımızı geçtik.

O zamanlar lise düzeyindeki yedek subaylık hakkı verilen okullarda son sınıfa geçen öğrenciler yirmi günlük bir askerlik kampına alınırdı. Biz de asker elbiselerimizi giydik, kütüklüğümüzü, silahımızı kuşanıp dağda kurduğumuz çadırlara çıktık. Bizi eğitmek için galiba İkinci ordudan usta erler, subaylar gelmişlerdi. Sıkı bir askerlik eğitiminden sonra ikinci ordu komutanı ve yanında yüksek rütbeli subaylar geldiler. Onların huzurunda verdiğimiz gösteri tatbikatından sonra acemi teftişimiz bitmişti, başarılı olduğumuzu söylediler. Böylece 20+7 gün süren askerlik kampımız bitmişti. O artı yedi güne “Avcı kıtası” deniyordu.

İzin zamanımız gelmişti yol param yoktu… Ne yapacağımı düşünürken gece bir rüya gördüm: Bir derede suyun içinde oynarken, su akıntı ile iki dizgi balık getirdi onları aldım, ikisi de ayni boyda idi. Ertesi gün Azmi abim ayrı ayrı iki sefer yirmi lira göndermiş… Zaten aylığı yirmi lira idi. Ne kadar sevindiğimi ve duygulandığımı anlatamam. Ertesi gün izinli ayrıldım, ikindi üzeri trene bindim, Kırıkkale’ye gelmeden tren tuttu boyuna istifrağ ediyordum ertesi gün öğleyin Ulukışla’ya geldim. Orada aktarma olup Karaman yönüne giden trene binmem lazımdı. O kadar halsizdim ki yola devam etmeye takatım yoktu. Hemen bir otele yerleşip ikindiye kadar uyumuşum. Kalktım, Ulukışla çarşısını gezerken bir terzi, dükkanına davet etti, nereli olduğumu sordu Mutlu olduğumu söyleyince; “Mut’u anlat” dedi. Mut hakkında hiçbir bilgim olmadığını o zaman anladım… O andaki mahcubiyetimi hiç unutamam. Onun için ilk işim Mut’u öğrenmeye çalışmak oldu ise de Hâla yeterince öğrenebilmiş değilim.

ANILARIM – Doğan Atlay (28 Nisan 1930 – 10 Nisan 2013)

Devam edecek…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

© Mutilcemiz.Net 2021 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com