Mut İlçemiz

ANILARIM / 8

ANILARIM / 8
Konuk Yazar
Konuk Yazar( bilgi@mutilcemiz.net )
15 Nisan 2021 - 17:19

İlk memur olarak atandığım yer Hocantı idi. Orada iki buçuk yıl kaldım. 1952 yazında Dağpazarı’na tayinim yapıldı oraya gittim. Orada evlenme zamanımın geldiği, artık evlenmem gerektiği kuvvetle söylenmeye başlandı. Anam çok istiyordu evlenmemi, fakat elinden bir şey gelmezdi, doğal olarak… Ne de olsa başkası ile evli bir kadındı. Burada esas söz sahibi babamdı. O da yaşamında kendisinden başka kimseyi düşünmeyen bir tipti.

Bir gün çarşıda karşılaştık; bana “Git analığına söyle, teyzesinin kızı Hatice’yi sana istesin” dedi. Hatice benden birkaç yaş büyüktü, hem benim öyle bir eğilimim yoktu ama gittim babamın söylediklerini aynen naklettim. Bana: “Ne bileyin a yavrım, sonunda bir şey olursa diye korkarın” dedi. Öylece kaldı… (Bir şey olursa, diye korktuğu akrabası kız, şimdi seksen yaşına vardı hâlâ bir şey olmadı evde kız olarak duruyor.) Aradan aylar geçti… Bir gün analığım (biz ona koca ana derdik) “Doğan, Gıravga’da bir kız varmış, Hürü halan çok beğeniyor, bunu kaçırmayalım. Gidip isteyelim mi?” dedi. Ben de; siz bilirsiniz dedim. (Onların ileri varıpta bir iş yapacaklarını tahmin etmiyordum.) Gidip istemişler, olumlu cevap almışlar. Lafı uzatmayayım; el işine benzemeyen davranışlarla düğünü yapmış olduk. Fatma ile evlenmeden önce hiç karşılaşmadık, nedir, nasıldır bilmem, o da beni bilmez.

Evlendikten sonra tanıştık. İş bilir, yaptığı işin en iyisini yapan temiz bir aile kızı… Fakat bana göre cahil bir kızdı. Gençliğin bulanık düşünceleri ile bunun farkına varamamıştım… Sonraları ve hâlâ cahil birisi ile beraber yaşamanın acısını çok çektim. Hasılı; her haliyle kabullendim, o da beni kabul etti. Çocuklarımız oldu. Şimdi; yıl 2005, elli yıllık evliyiz, torunlarımız oldu, torunlarımızın çocuklarını gördük…

Düğünümde babamdan en ufak bir yardım görmediğim gibi, içtiği, arkadaşlarına ikram ettiği rakı parasını da bana ödetti.
Şubat ayı içinde evlenmiştik, yaz geldi, kardeşim Oğuz’la baldızım Şebboy kaçtılar… Mut’a gelmişler. Kup kuru bir evde oturuyorlar. Evde sergi ve mutfak malzemesi diye hiçbir şey yok, onları aldım Dağpazarı’na götürdüm. Azmi abim askere gidecek çocukları aldı Mut’a geldi. Mut’ta babamla oturmaya başladılar. Bir ay kadar beraber oturdular mı bilmem babam hastalık bahane ederek kaçtığıyla Kozlar’a Nilüfer ablamlara gelmiş oradan bana bir mektup yazıp; Mut’ta yiyecek namına hiçbir şey kalmadığını, gelip abimin çocuklarını götürmemi yazıyor. Gittim, onları da Dağpazarı’na getirdim. Hep bir eve sığındık. Birkaç gün sonra babam da geldi dört aile ayni evde yaşamaya başladık. Oğuz da oralarda iş bulup az biraz kazanıyor. Masrafı paylaşıyorduk. O karmaşık yaşantı beraber olduğumuz için pek dokunmuyordu. İki yaz hep beraber Dağpazarı’nda oturduk kışları Mut’ta oturuyorduk.

1956 yılı sonunda abimin askerliği bitti. Anamur’un Aksaz köyüne atanmıştı. Oraya göçtü gitti. 1957 kışında Oğuz asker oldu. İki kardeş aile beraber oturmaya başladık. Babam da bizimle beraberdi. O günlerde Navdalı’daki tarlaları on beş bin liraya sattı, o zaman üç bin liraya kamyon alınıyordu. Benim ev geçindirmemdeki zorluğu gördüğü halde kendi masraflarını da bana yükler eve en ufak bir şey almazdı ama Asbıtlı Dudu her Cuma gelir ”Emmi elini öpeyin, nasılsın” der babam da bir yüz liralık verir giderdi. (Ayda dört yüz lira) Ben o zaman 225 lira maaş alırdım. Ev masraflarına yetemiyordum, Anamın, kaynanamın desteği ile geçinebiliyorduk. Babam bunları hiç düşünmedi. Ben bu şekilde geçinceme için çırpınırken 1957 yılı sonunda benim askerlik de geldi. Oğuzun çocuklarını, bizim çocukları Mut’taki evde sahipsiz, korumasız, parasız bırakıp askere gittim. Babam durumumuzu bildiği halde en ufak bir yardım yapmaya davranmadı.

Ben gittikten sonra Oğuz’un çocuklarını kayın valide Gıravga‘ya, Benim çocukları da Azmi abim Aksaz’a götürmüşler. Birkaç gün sonra (kendine hizmet ettirecek kimse kalmayan) babam da Aksaz’a gitmiş. Köy yerinde iki odalı bir evde üç aileyi barındırmanın bütün güçlüğünü ve masrafını çeken abim halinden hiç şikâyet etmediği gibi benim harçlığımı da devamlı gönderdi. Babamın yapmadığını, yapamadığını o yapıyordu. Azmi abim her zaman bana destek oldu, beni kolladı, bana atalık yaptı… Bunun şimdi ayrımına varıyorum.
Altı ay süren Yedek subay okulunu pekiyi derece ile bitirdikten sonra kura ile o zaman Bitlis’te bulunan 34. piyade alayına atamam yapıldı. Çocukları da alıp Bitlis’e gittik bir senelik kıta hizmetimi tamamladıktan sonra terhis olup Gülnar’ın Zeyne köyü sağlık memurluğuna atamam yapıldı.

Zeyne; büyük tarihi bir köy, fakat bakımsız. Mut tarafını Göksu, Gülnar tarafını da dağlar kesmiş ada gibi bir hal almış. Köprü yok, yol yok, ulaşımı zor… Sonraları hepsi yapıldı, köprü yapıldı, asfalt yol yapıldı ama biz her güçlüğünü gördükten sonra… Zeyne’ye ilk defa göçüşümüzde göçerken çektiğim sıkıntıları, zorlukları anlatmadan geçemeyeceğim.

Cebimde elli liram var. Askerde bir arkadaşımda 185 lira alacağım vardı, bu günlerde gelmesi lazımdı onu bekliyorum. Meydan’da bir arkadaştan 150 liraya bir arsa pazarlığı yaptım o para gelirse alabileceğimi söyledim. Evin sokağına gelince aşağıdan bir cip çıktı geldi yanımızda durdu, içinden babam indi tabii sarhoş… “Oğlum! Senin bir para varmış, o geldi, aldım iyi bir rakı içtim” dedi… Ne yapalım arsadan vaz geçtik. Bilmediğimiz bir muhit, bilmediğimiz kimseler, bilmediğimiz bir köye göçeceğiz… Orada ne yeyip ne içeceğiz. Hiçbir şeyimiz yok, paramız. Unumuz…

Babam paramın birazını verse gene biraz rahatlayacağım ama hiç vermedi. Üstelik yeni evlendiği karısı Fatma abayı da bize kattı. Sabahleyin eşyaları yol kenarına indirdik, geçen boş kamyonlara söylüyoruz hepsi kayığa kadar elli lira istiyorlar zaten bir elli liram var onu da kamyoncuya versem bende sıgara parası bile kalmayacak. En sonunda ikindi üzeri bir kamyon kırk liraya götürecek oldu eşyaları yükledik Kışla kayığının olduğu yere indirdik. Kayıktan geçme de ücrete tabi… Yayan köye çıktım 5 km. kadar var. Sağ olsun köylüler kolaylık gösterip eşek toplayıp sabaha karşı bizim eşyaları getirdiler.

Sabahleyin kalktık, Oğuz gidecek, kahvaltı yapacak bir şeyimiz yok. Mut’tan veresiye aldığımız misafir şekerinden birazını cebine kattı aç Mut’un yolunu tuttu… Çocuklar uyandı açlar. Biz de açız… Ama çocuk yok bilir mi?… Ne yapalım bir bulgur pilavı pişirip onunla kahvaltı yaptık. Gün geçtikçe alıştık, durumumuz düzelmeye başladı. Bizim biraz iyileştiğimizi duyan babam da çıktı geldi hep beraber oturmaya başladık… Biz evlendikten sonra Azmi abim ve ben.

Babam hiç yanımızdan ayrılmadı. Kazancımızı elimizden almayı çok severdi. Azmi abim halinden hiç şikâyet etmezdi Babasının her masrafını karşılardı. Ben onun kadar yapamadım. Ama gene de başka çocuklarından çok fazla yaptım. Çünkü başka çocukları yaşamları süresince belki evlerinde bir gece misafir edememişler, bir bardak çay veya bir fincan kahve ikram edememişlerdir. Ne ise söylenecek, anlatacak çok şeyler var ama fikir verebilmek için bu kadarı yeter diyorum.

ANILARIM – Doğan Atlay (28 Nisan 1930 – 10 Nisan 2013)

Bitti…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

© Mutilcemiz.Net 2021 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com