Mut İlçemiz

BİR GARİP AŞK HİKAYESİ

BİR GARİP AŞK HİKAYESİ
Havva UYAR
Havva UYAR( havva.uyar@hotmail.com )
YAŞADIKLARIMDAN ÖĞRENDİĞİM BİR ŞEYLER VAR
03 Nisan 2021 - 19:56

Dedem köyün ev güzel kızıyla evlenir, tutkundur Esma’ya. Lakin Esma’nın gönlü, evlerinde hizmet eden Hüseyin’dedir. Aşk bu… Esma’nın gözü hiçbir şey görmez. Çocuğunu ve kocasını ardında bırakıp kaçarlar. Samsun’a vardıklarında soluklanmak için bir çeşmenin başında dururlar. Yorulmuşlardır, aç ve üstelik beş kuruş paraları da yoktur. Esma çoraplarını çıkarır,  bir de bakar ki içinde bir tomar para…  “Nerden çıktı bu para?” diye düşündüğünde içine bir acı düşer Esma’nın. Görmeyen gözleriyle her şeyi hisseden ve kaçacaklarını anlayan Veysel koymuştur parayı. “Ben de çok emeği var, yaban ellerde kuşa kurda yem olmasın” diye.

Sanırım tahmin ettiniz Aşık Veysel’den bahsediyorum. Torunu Çiğdem Özer,  bir röportajda dedesinin ilk evliliğiyle ilgili  olayı böyle anlatıyordu.

“Sevgi”nin anlam arayışı içinde kıvranıp dururken karşıma çıkmıştı bu hikaye. O kadar etkilenmiştim ki gerçek sevgi işte buydu demiştim. Koşulsuz, çıkarsız, beklentisizdi. Almaz hep verirdi; azalmaz çoğalırdı. Sevdiği onu sevmezken bile  “Saçının kılına zarar gelmesin.” diyebilirdi. Hayatı gönül gözüyle okumuş bir aşık tüm insanlığa “sevgi” dersi  veriyordu.

Bu yazımda sizlere  dilimin döndüğü, yüreğimin anladığı kadar  Aşık Veysel’i anlatmaya çalışacağım.

AŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU

Aşık Veysel aşıklık geleneğinin son büyük temsilcilerindendir. 1894’te Sivas’ın Şarkışla ilçesinin Sivralan Köyü’nde, bir sonbahar gün,  anası onu yolda koyun sağmaya giderken doğurmuştur. Ömrü yollarda geçmiştir, 68 vilayetin 40’ ını gezmiştir . Anlayacağınız  “Uzun ince bir yoldur” onun yaşamı.

Yedi yaşına kadar tüm çocuklar gibi koşup oynadığını söyler Veysel.  “Çiçeğe yakalanmıştım… Çiçek zorlu geldi. Sol gözümde çiçek beyi çıktı. Sağ gözüme de, solun zorundan olacak, perde indi. O gün bugündür dünya başıma zindan” diye anlatır. Besbelli dünyası kararmıştır  ancak; bu onun içe dönmesini, gönül gözünün açılmasını sağlamıştır.

Babası bir gün Veysel’e evde oyalanması için bir saz hediye eder. Eline aldığı sazla dönemin türkülerini çalıp söylemeye başlar. İlk  babasından ezberler şiirleri.  39 yaşına kadar Pir Sultan Abdal, Yunus Emre, Karacaoğlan, Veyselî, Kemter Baba, Kul Sabri gibi şairlerin şiirlerini okur, çalar, söyler.

İki evlilik yapar. İlk evliliği sekiz yıl sürer ve  karısı onu terk eder.  Kaçan karısının ayakkabısına para koyma olayı da ilk eşiyle yaşanır. “Güzelliğin on pare etmez, bu bendeki köşk olmasa / Eğlenecek yer bulaman/ Gönlümdeki köşk olmasa dizeleri böyle yazılmıştır. Bu evlilikten doğan ilk çocuğu on günlükken ölür. Karısının, Veysel’i terk ettiğinde, kucağındaki altı aylık kızı da daha sonra hastalığa yakalanıp vefat eder. Bu arada anne babasını da kaybeder. Veysel’in üst üste yaşadığı derin acılar, onu daha bir kendi içine çeker.  Bazen isyan eder; kahı ağlar, kahı güler. Bazen de kendi küçük dünyasında büyük bir dünya yaratır .İkinci karısının ismi Gülizar’dır. Veysel’le Gülizar’ın ikisi erkek, dördü kız altı çocukları olur.

Cumhuriyet’in 10. yılında  “Atatürk’tür Türkiye’nin ihyası”…dizeleriyle ilk şiirini yazar. Ölümünde de Atatürk için destan yazacaktır. En büyük üzüntüsünden ilki askere gidememek, ikincisi ise çok istemiş olmasına rağmen Atatürk’ü görememektir.

Veysel’in  Ahmet  Kutsi Tecer’le tanışması ise hayatında bir dönüm noktası olmuştur. Onun sayesinde Köy Enstitülerinde usta öğretici olarak görev almıştır. Bu dönem Veysel’in sanatının ustalık dönemidir. Ünlü şiiri  “Benim sadık yârim kara topraktır.”  bu dönemde yazılmıştır.

“Eğer gözlerim olsaydı, ben toprağı göremeyecektim. Toprağın özelliklerini bilemeyecektim, çiğneyip geçecektim toprağı.” diyecektir.

Bedri Rahmi Eyüboğlu, Hasan Ali Yücel, İsmail Hakkı Tonguç, Ruhi Su, Behçet Kemal Çağlar, Orhan Veli, Sait Faik Abasıyanık’ ı tanıma fırsatı bulur. Yaşar Kemal’in deyimiyle “Veysel”,  olur “Aşık Veysel.”

Aşık Veysel, Köy enstitülerinin değişmeye yüz tuttuğu bir dönemde görevini bırakır. Adı her yerde duyuluyor olmasına rağmen o köyünü seçmiştir. Görmeyen gözlerinin duyarlı kulakları,  şehrin sesinden yorulmuş olsa gerek, köyüne geri döner. Kendine bir meyve bahçesi kurar. “Bu kıraç topraklarda meyve mi yetişir?” diye gülen köylüler bir süre sonra “Asıl kör olan bizmişiz.” diye utançlarını dile getirirler. Elmaları “Aşık Veysel Elması” diye satılır.

Aşık Veysel’in hayatı “Karanlık Dünya/ Aşık Veysel’in Hayatı” adlı filme çekilir. Senaryosunu da Bedri Rahmi Eyüpoğlu yazar. Sansüre takılır, gösterim izniyse geç verilir.

Veysel’ in gözünü açtırmak isterler. Reddeder. “Şimdiye kadar kafamda bir yuva kurmuşum, gözlerim açılırsa bu yuvayı dağıtırım, tekrar bir yuva kurmama imkan yok.” der.  “Küçük Dünyam” şiirini de bunun üstüne yazar.

“Bir küçük dünyam var içimde benim.

Mihnetim, ziynetim bana kafidir.

Görenler dar görür geniştir bana.

Sohbetim, ülfetim bana kafidir.”

Tasavvufi şiirler yazar ve dünyayı, hayatı sorguladığı olgunluk mevsimini sade anlatımıyla şöyle dile getirir: “Misal olarak anlatayım; bir meyve çiçek açtığı zaman çiçek dökülür. Çağla ismi verilir o meyveye. Nihayet de zaman gelir meyve tam kemalini bulur ve ondan sonra kokusu, lezzeti tamamen yerine gelir. Bu yaşta böyle oluyor .”

Veysel’i söyleten sen oldun mutlak
Gezer daldan dala yorulur ahmak
Sen ağaç misali biz dalda yaprak
Meyve çekirdeksin sen varsın orda”

1960’lar  kaos yıllarıdır. “ Ben körüm, sağa sola saparsam bir çukura düşerim deyip “Birlik Destanı”nı yazar  Veysel.  Sanki bugünlere ışık tutmak içindir destan.

Allah birdir Peygamber Hak
Rabbül alemindir mutlak
Senlik benlik nedir bırak
Söyleyin geldi sırası

Kürdü, Türkü ne Çerkezi
Hep Adem’in oğlu kızı
Beraberce şehit gazi
Yanlış var mı ve neresi

Kuran’a bak İncil’e bak
Dört kitabın dördü de Hak
Hakir görüp ırk ayırmak
Hakikatte yüz karası

Yezit nedir ne kızılbaş?
Değil miyiz hep bir kardaş
Bizi yakar bizim ataş
Söndürmektir tek çaresi

Veysel sapma sağa sola
Sen Allah’tan birlik dile
İkilikten gelir bela
Dava insanlık davası.”

1965 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi, özel bir kanunla Aşık Veysel’e  “Ana dilimize ve milli birliğimize yaptığı hizmetlerden ötürü” 500 lira aylık bağlar.

Son konserinde “Kara toprak” diye bağıranlara seslenir: “Sayın seyirciler, zaten bir avuç toprağım var, o da üstümü örtecek, size neyimi vereyim? ”Rahatsızlanır, konsere devam edemez. İkinci kez hastalandığında hastaneye götürülür, “Doktor, hekim çare değil, vade doldu.” der. Kalbini dinlemek isteyen doktorlara itiraz eder: “Benim kalbimde gizli şeyler var, onu görürsünüz sonra.” Akciğer kanseri teşhisi konur.  Sevenlerinin, doktorların “Hastanede kal.” ısrarlarına direnir. Köyüne dönmek ister. Odasına hapsolduğunda haykırır: “Ah şu geniş dünyaya sığmayan gönül, Şimdi bir odaya kapandı kaldı, Ah bir dakka bir yerde duramaz iken, oturduğu yerden kalkamaz oldu .”

70 yıllık arkadaşı, dert ortağı sazını ister. Son defa dokunur, uzun uzun öper ve sazına veda ederken şu anlamlı sözleri sarfeder:“Ben gidersem sazım sen kal dünyada, gizli sırlarımı aşikar etme, lal olsun dillerin, söyleme ya da, garip bülbül gibi ahuzar etme. Gizli dertlerimi sana anlattım, çalıştım sesimi sesine kattım, bebe gibi kollarımda yaylattım, hayali hatır et beni unutma.”

Vasiyeti ise onun  hem birliği hem de bütünselliği nasıl özümsediğini gösterir.  “Toprağımı örtmeyin. Taş koymayın. Benim toprağımdan herkes istifade etsin… Arılar, kurtlar, kuzular faydalansın… Üzerimi kapatırsanız benden kimse istifade edemez.” der. Sözlerindeki derinlik, görmeyen gözlerinden yüreğinin derinliklerine akmış orada demlenmiş ve anlamını bulmuştur.

En güzel şiirlerini ölümünden hemen önce  yazar.

“Ben giderim adım kalır.
Dostlar beni hatırlasın.
Düğün olur bayram gelir.
Dostlar beni hatırlasın.”

Zamanın ünlü şairlerinden Ümit Yaşar Oğuzcan Veysel’in şiirine “Dostlar seni unutur mu?” diye bir gönderme yapar. “Şiirde sağlam temeldin/ İnsanlıkta en güzeldin/Biz bir ÜMİT, sen VEYSEL’din/Dostlar seni unutur mu?” Bütün şiirlerini toplayıp  “Dostlar Beni Hatırlasın”adlı kitapta yayınlar. Bir nevi Aşık Veysel’in Tarsus’ta çalınan parasının borcunu öder. Nasıl mı? Çünkü Ümit Yaşar Oğuzcan da Tarsusludur. Sanırım hayat,  bazı şeylerin bedelini peşin ödetiyor. Aşık Veysel nerden bilebilirdi ki, çaldırdığı paranın bir gün kendisine kitap olarak geri döneceğini…

Hikaye kısaca şöyledir: Vaktiyle Aşık Veysel Tarsus’a gelir. Ne büyük talihsizliktir ki  yanında bulunanlar parasını çalarlar. Akşam kapıyı kitleyip yatmışlardır oysa… Sabah kalktığında, kapının içerden kitli olmasına rağmen, parasının çalındığını anlar. Çok kızmış ve  öfkelenmiştir, yokluğun yoksulluğun içinde o para hangi derde ilaç olacaktı kimbilir…Bunun üzerine “Hırsıza Beddua” şiirini yazar.

“Parça parça olsun paramı çalan
Kimisi gerçek dedi kimisi yalan
Dünyada görmedim böyle bir plan
Kapı kitli cüzdan cepte para yok..

Gezdim İstanbul’u İzmir Ankara
Şadırvanlı handa kaldı bu para
Bu nasıl dalgadır, bu ne dubara
Kapı kitli cüzdan cepte para yok..

Olan oldu Veysel boşuna yanma
Sana kim dedi ki uyu uyanma
Sılaya gitmeyi severim amma
Kapı kitli cüzdan cepte para yok…”

21 Mart 1973 te doğduğu köyde şimdi adına müze olarak düzenlenen evde yaşamını yitirmiştir. Hakkında  birçok kitap, tez, makale, antoloji yazılmıştır. Türküleri birçok kişi tarafından söylenmiş ve yeni kuşak tarafından söylenmeye de devam edecektir. Her yıl Şarkışla’da  adına şenlikler yapılır. Türkçesi yalın, dili ustalıkla kullanır. Tekniği gösterişsiz bir o kadar da kusursuzdur. Şiirlerinde insan sevgisi, doğa aşkı, vatan millet sevgisi hakimdir. Özünde samimi ve sevecendir. İyiliği, güzelliği, sevgiyi anlatır. Birlik beraberlikten, kardeşlikten yanadır.

Aşık Veysel, insanın  dünyayı anlaması, hayatın anlamını keşfetmesi için ne gören gözlere, ne yüksek okullara, ne de sayısız kitaplar okumasına ihtiyacının olmadığını göstermiştir. En büyük zenginlik,  alemi içine alacak derinlikte gönül gözüne ve sevgi dolu bir yüreğe  sahip olabilmektir. Yetenekli midir? Yoksa kendini mi keşfetmiştir? diye sorarsanız eğer, yaşamın ona yaptığı sürprizi kabullenmiş, tevekkül etmiştir. Karşılığında aldığı hediye ise  “Ben giderim adım kalır. Dostlar beni hatırlasın.” dizelerinde olduğu gibi insanlığa  altın harflerle adını yazdırmıştır. Şiirleri, türküleri çalınıp söylendikçe, aşka giden yolda ışık olacak; sığ hayatlarımıza bir güneş gibi doğacaktır.

Sevgiyle ve aşkla…

23.02.2017

HAVVA UYAR

Kaynakça: Can Dündar Aşık Veysel Belgeseli-Aşık Veysel TRT röportajı

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

© Mutilcemiz.Net 2021 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com