Mut İlçemiz

SİYAH BEYAZ MUT’LU /16

SİYAH BEYAZ MUT’LU /16
Serkan YALÇIN
Serkan YALÇIN( smmmser@hotmail.com )
02 Kasım 2020 - 10:12

TOPRAK ANA VE DAYANIŞMA RUHU

Uzun ve şehirlerarası yolculukları sevmiyorum. Ne zaman bir yolculuk yapsam elime kâğıt kalemi alıp yazmaya başlıyorum. Çocukluğumun var ve yoklarının arasında; kısıtlı imkânlar ile alınmış tenekeden yapılmış bir oyuncak otobüsle mutlu olan veyahut bir tane şeker, çikolata ile mutlu olan o çocuğun duygularına geri dönmek istiyorum. Aslında ben o duygularımın özlemi içerisindeyim. Şimdi hayat çokluklar ve varlıklarla dolu fakat hiç bir şey o eski yıllardaki duyguları hissetmemizi sağlamıyor.

Cuma pazarına annesi ile beraber giden çocuğun Pazar yerindeki çercicilerin tezgâhlarına baktığındaki heyecanı veyahut pamuk şekeri yapan adamın tezgâhın büyük bir heyecan ve hayranlıkla izlemesi;  bütün bu günler eskide kaldı biliyorum. Kendimi mutlu etmenin bir yolu var o da, artık memleketi düşünmemeye kendimi alıştırmak. Mut’u düşündükçe ve aklım hep orada olduğu sürece Ankara’da düzenli bir yaşam kuramayacağım sanki…

Okula giderken, elinde bavul tipi okul çantası olan çocuklar iç çarşı sokaklarında ilerliyorlar. Üzerlerinde siyah önlükler var ve yakaları tertemiz. Hepsi aynı giyinmiş. Zengini ve fakiri hepsi aynı şartlarda olan çocuklar. Kitapları tertemiz kaplanmış hepsinin. Etiketlerini yapıştırmışlar defterlerinin üzerine. Ad ve soyadlarını özene özene yazmışlar. Yeni yıl gelmekte ve kartpostallar çıkmış kırtasiyecilerin tezgâhlarına. Renkli ve simlerle kaplı yeni yıl kartları. Bir çocuk var; hayalleri o kadar çok ve büyük olan, bu hayallerini nasıl dile dökecek veyahut yazıya dökecek bilemiyor bir türlü ve bu çocuk çok küçük yaştan bu tarafa yaşından büyük gözlemlerde bulunuyor. Siyah Beyaz Mutlu bir çocuk. Önüne türlü engeller çıksa da o sevgisinden asla vazgeçmiyor.

Milenyum yıllarına girdiğimiz yıllarda benimle beraber tüm memlekette hayaller de yavaş yavaş değişmeye başlamıştı. Doksanlı yılların ikinci yarısı ve sonuna doğru ülke yavaş yavaş gümrük birliği ile kapitalist düzene ayak uydurmaya başlamış ve dışardan ithal ürünlerin ülkeye girmeye başlaması ile tüketim çılgınlığı artarak devam etmeye başlamıştı. Hiç ihtiyacımız olmadan satın aldığımız birçok ürün bir milyoncu adı altında dükkânlarda sergilenmeye başlamıştı…

Memleketten tanıdığım birçok arkadaşımla Ankara’da çeşitli vakıf ve derneklere burs başvuruları yaptık fakat olumlu hiçbir dönüş alamadık. Birçok hemşeri dernekleri öğrenciler için çamaşırhane, ders çalışma odaları, yurtlar ve burslar sağlıyordu. İlk defa memleketimle ilgili düşüncelerim değişiyordu. Biz niye başaramıyoruz diye sorgulamaya başlamıştım. Diğer hemşeri kuruluşlarının öğrenciler için sağlamış olduğu olanakları görünce bir Mersinli olarak kendimi çok sahipsiz hissediyordum. Birçok öğrencinin mezun olduktan sonra memlekete geri dönmemesinde bu anlayışın payı olduğunu düşünüyorum.

Şunu kabul etmemiz gerekiyor ki, diğer bölgelerin insanları birbirlerine daha tutkun ve oluşturdukları kurumlar aracılığı ile özellikle öğrencilere çok iyi olanaklar sağlıyorlar. Bizim yerel yönetimlerimiz özellikle büyük şehirlerde okuyan öğrenciler için çamaşır yıkayacakları, ütü yapacakları ve yeri geldiğinde ders çalışacakları salonunun olduğu bir tesis bir türlü yapamıyor. Bu ve benzeri yardımlaşma ve dayanışma alışkanlığının yetişmiş olduğumuz ilçede başlaması, kurumsal yardımlaşma ve dayanışma kültürünün gelişmesi gerekir. Maalesef biz memleket olarak bu ve benzeri dayanışma ve yardımlaşma konularında çok geride kalıyoruz. Ankara’nın birçok köyünü ve beldesini gezdim Ankara’nın hemen hemen her beldesinde herhangi bir okula girdiğinizde laboratuvarının şehrin saygın bir iş adamı tarafından yaptırılıp bağışlandığını veyahut bir bilgisayar odasının bir iş adamı tarafından öğrencilerin hizmetine sunulduğunu gözlemledim.

Diğer yandan ilçemizin halk oyunları ekibi yüzlerce yıllık geleneği devam ettiriyor. Ancak bu halk oyunlarının türkülerini çalıp söyleyen arkadaşlarımıza tam anlamıyla sahip çıktığımız söylenemez. Memlekete her gelişimde bu arkadaşlarla buluştuğumda; “Şimdi kemanı ben çalıyorum, klarneti arkadaşımız çalıyor peki bizden sonra kim çalacak. Bu kültür nasıl devam edecek?“ diyerek endişesini dile getiriyor. Maalesef biz bu konularda henüz iyi değiliz. Bizim doğamız, bizim kültürümüz ve bizim ortak geleneklerimiz bunlar. Bizdeki olanaklar başka memleketlerin elinde olsa eminim Türkiye’de en çok tanınmış ilçe haline gelirlerdi. Bozkırlarla dolu İç Anadolu halkının memleketi için yaptığı dayanışma, birlik ve beraberliğini bizler öğrenciliğimizde göremedik. Biz gurbette olanlar memleketimizden beklentilerimizi minimum seviyede tutuyoruz.

İstediğimiz şey memleketimizin değerlerine sahip çıkılması. Tamam, olabilir; hepimizin sahilde evi, yazlığı, yaylada evi, Mut’ta bağı bahçesi olabilir. Tamam, kabulüm; çoğunun mali durumu yerinde. Kimse bana ne darılsın ne de gönül koysun ama bizim bu dayanışma ve yardımlaşma kültürünü mutlaka geliştirmemiz gerekiyor. Doğamız bize zeytinimizi, kayısımızı, eriğimizi, meyvemizi sebzemizi her şeyi vermiş, kıtlık kapısı kapalı duvarlarla örülü. Toprak anadan adeta bereket fışkırıyor. Ya bütün her şey tersine döner ve toprak ana; ben bu güne kadar her şeyimi size verdim, siz benim için, memleket için ne yaptınız derse!?…

Devam edecek…

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

© Mutilcemiz.Net 2021 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com