“Dedem Silifke’nin bir köyünden. Genç yaşta Mut’un Hacıahmetli köyüne çoban olmuş. Kendisi mi gitti, bir akrabası mı götürdü, yoksa Hacıahmetli’den birisi mi gelip götürdü, bunu hiç bilmiyorum. Hacıahmetliler çok beğenmişler bunu, köyden de bir kızla evlendirmişler. Ama bir yıl, üç yıl, beş yıl çocuğu olmamış.
Çevresinden kimisi buna, “Git Silifke’deki Alibaba türbesini ziyaret el gel” demiş. Alibaba türbesi de Kargıcak köyünün üstündeki kayaların altı yedi km. yukarısında, ormanın içinde.
O sırada dedem bir düş görmüş. Bir adam demiş ki buna, “Bir çocuğun olacak, adını da Alibaba koyacaksın.”
Babamın adı Alibaba’ydı. Şimdi de benim adım Alibaba!..”
+++
“Köyümüz Karaman’a sınır bir köy…
Temmuz günleri, askerden yeni geldim, harman kaldırdık…
Cebimde bir kuruş para yok, babam paramın olup olmadığını sormadı bile…
Üç kız kardeşim var. En büyükleri köyde bir oğlanla kaçtı. “İkincisi de kaçar” korkusuyla babam, ikinci kardeşimi yıldırım hızıyla evlendirdi.
Bir gün Karaman’ın bir köyüne gittim. Bildiğim ama adını bilmediğim birisi var orada. Onda satılık çebiç varmış, duymuştum.
“Veresiye çebiç almaya geldim” dedim adama.
“Tamam” dedi adam da, “Bir yıl sonra ödersin, babanı tanıyorum.”
Ama 60 liralık çebiçleri 75 liraya verdi bana.
60 kadar çebici köye getirdim ve üç ay güttüm. Derken Mersin’den bir davar alıcısı geldi, 120 liraya sattım çebiçleri.
Zaman zaman başkalarından da çebiç alıp sattım. 18 bin lira param birikti, parayı da anneme verdim. Bir ara parayı sordum anneme. 6 bin lirasını babam alıp harcamış.
Babam türene (değişik) bir adamdı, “İbadetin olduğu yerde hayvancılık olmaz” derdi. Bu yüzden de hiç hayvancılık yapmadı.
Üçüncü kardeşim mi? 35 yaşına kadar evlenemedi. Sonunda karısı ölmüş 4 çocuklu bir adamla evlendirildi o da.”
+++
“Nerden bileyim böyle olacağını. Babam bile “Öldür o adamı” dedi.
Adam dediğim kayınbabam. Çok ocaklar söndürdü, çok canlar yaktı, pislik mi pislik… Onu öldürmenin bir gram günahı olmaz aslında, tonlarca sevabı olur, öyle…
Sanki sıra bize geldi. Düğünde takılanlar, sonra biriktirdiklerimiz, üç dört bilezik var bizimkinin bileğinde. Onlara göz koydu bu namussuz. Kızından bir bir alarak harcadı, bizi de ayırdı. Daha doğrusu onlara el koymak için bizi ayırdı.
Dediğim gibi babam bile, “Bunu öldür” dedi.
“Tamam baba da, öldürsem nereye gidecek bu? Toprağın altına. Ya ben? Hapishaneye. En az 10 yıl. Bu bileziklerin parasını ben bir yılda kazanırım. Değer mi içerde çürümeye?”
Sevgiyle, sağlıkla, saybanla…