Mut İlçemiz

ÇUKUR KÖYÜ’NDEKİ KARACAOĞLAN MEZARININ TARİHİ VE MADDİ DAYANAKLARI

ÇUKUR KÖYÜ’NDEKİ KARACAOĞLAN MEZARININ TARİHİ VE MADDİ DAYANAKLARI
12 Aralık 2020 - 22:37

ÇUKUR KÖYÜ’NDEKİ KARACAOĞLAN MEZARININ TARİHİ VE MADDİ DAYANAKLARI

Sıtkı Soylu

Halk edebiyatı ile ilgili araştırmalarda, sözlü geleneğin dışında kaynak yok denecek kadar azdır.
Yazılı kaynak olarak başvurulacak belgelerin kaynağı da, yine sözlü gelenekten aktarılanlardır.
Özellikle biyografik araştırmalarda; rivayetlerin ortaya koyduğu birbiriyle bağdaşmaz olgular, doğru sonuca ulaşmayı zorlaştıran bir başka unsuru oluşturuyor.
Rivayetlerin efsaneye yaklaşan abartılan, zaman ve mekân unsurunu gözardı eden özelliği, sözlü geleneğin en önemli zaafını oluşturuyor.
Bu eksikliği, başka kaynaklardaki sağlam bilgilerle bir dereceye kadar gidermek mümkün olabiliyor.
Rivayetlerin özündeki müşterek çizgilerle, bu kaynakların doğrularını çakıştırabildiğimiz ölçüde doğru sonuca yaklaşabiliyoruz.

Bu yardımcı kaynaklar;
a) Zaman içinde en az değişime uğrayan folklorik unsur olarak gelenekler.
b) Tarihi ve sosyolojik oluşumlar.
c) Şairin eserlerinde geçen maddi unsurlar, olarak özetlemek mümkün.

Kendisini:
Kozan dağından neslimiz 
Arı Türkmendir aslımız 
Varsaktır durak yerimiz 
Gurbette yar eğler bizi,
diye tanıtan Karacaoğlan, önemli ipuçları veriyor.

Rivayetlerin verdiği bilgiler ise; şairin Feke ilçesinin Gökçe, Bahçe ilçesinin Varsak, Kilis’in Zobular köyünde doğduğu noktasında. Yani birbirine oldukça yakın köylerde, küçük bir bölgede yoğunlaşıyor rivayetlerin anlattıkları.
Gerçi aşiret yaşantısında insanların nerede doğduğunu kestirmek çoğu zaman mümkün olmaz.
Ama, rivayetlerin müşterek noktası, şairin kendi ağzından verdiği ipuçlarıyla birleştirilince, Karacaoğlan’ın; Doğu Çukurova‘daki Kozan-Gâvur Dağlarının eteklerinde kışlayan aşiretlerden birine mensup olduğu, oralarda doğduğu, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını orada geçirdiği geniş kabul görmüş bir tahmin olarak söylenebilir.

Bu tespit, 17. yüzyılda yaşadığına inandığımız, Güneyli veya Büyük olarak nitelendirilen Karacaoğlan’a aittir. Başka yüzyıllarda ve başka bölgelerde yaşamış, Karacaoğlan mahlasını kullanmış şairler, bildirimizin konusu dışındadır.

Bir seminer bildirisinde, Karacaoğlan coğrafyasını işlemiş, şairin verdiği ipuçlarıyla oluşturulan münhaniler sonucunda, özlemle andığı coğrafi unsurların Adana-Gaziantep- Maraş üçgeni içinde yoğunlaştığını görmüştüm. Çukur Köyündeki mezar konusu da bu çalışmanın içinde daha belirgin hale gelmişti.

Biraz önce aktardığım, şairin aslını, neslini, eğlendiği yeri bildiren dörtlük, dikkatlice tahlil edildiğinde de bu gerçek açık biçimde görünüyor.
İlk dörtlüğü yukarıda verdiğimiz şekilde başlayan ve tamamı beş dörtlükten oluşan bu şiir, İbrahim Aczi Kendi tarafından 1942 yılında yayınlanmıştı.
Nedense şiirin tamamı toplu metinlere girmemiş. Ve bir çok araştırmacı tarafından sadece bu ilk dörtlük işlenmiş; Varsak’ta tıpkı Akşehirli Ahmet Hamdi Efendi‘nin anılarında değindiği gibi algılanmış, Bahçe kazasının Varsak kafiyesi şairin hem doğup büyüdüğü yer hem de bir yâr yüzünden eğlenip kaldığı yer olarak değerlendirilmiş.

Biraz daha açmak gerekirse Varsak; hem sıla, hem de gurbet olarak gösterilmiş. Bu tezat gözlerden kaçmış. Dikkat edilirse dörtlük hem vatanı, hem de bize göre Varsak, şairin bir yâr peşinden eğlenip kaldığı gurbettir. Varsak’ı dar anlamda, bir coğrafi unsur olarak alırsak, yani burdaki kastı Bahçe’nin Varsak köyüne indirgersek, karşımıza bir başka alternatif çıkar.

Antalya merkez ilçeye bağlı Varsak beldesi var. Hem de bu belde Bey dağlarının doğu yönündeki Kozan dağının eteklerine yakın yerde kurulmuştur.
2. Beyazıt döneminde bazı vergi ihtilâfı yüzünden İçel’den Antalya ya göç eden Farsak halkı da Salur boyuna mensup Türkmenlerdir. Yani Türkmen, Kozan ve Farsak üçlüsü, bu bölgede de geçerlidir. 

Ama olayı daha geniş açıdan alır, sosyolojik olarak değerlendirirsek önümüze Cebelibereketten, Binboğalardan, Hadim’in Aladağ bölgesine kadar uzanan geniş bir coğrafya çıkar.
Onun için Varsak’ı küçük bir coğrafi unsur olarak değil, Varsak yurdu, Varsak topluluğu şeklinde algılamak daha sağlıklı sonuç verebilir.

Karacaoğlan gibi tüm Anadolu‘yu harmanlamış bir gezginci şairin, ayak izlerini de ancak böylesine geniş bir coğrafyada bulmak mümkün olabilir. Karacaoğlan’da en çok geçen Dağ, Bulgar dağıdır.
Bulgar dağıyla ilgili şiirlerde bir yâr peşinden gidişin öyküsü, işlerliği çok açıktır. Keza Bulgar’ın güney uzantısındaki Eğri Dağında da yitirdiği hilâl kaşlı yârı arar. Şimdi Bulgar, Varsak ve Karacaoğlan ilişkisini, bir de tarihi olguların yardımıyla gözden geçirelim.

Şikâri’nin Karaman tarihinde, Bulgar’da eğleşen Varsaklar önemli bir askeri güç olarak vurgulanır. Ve Karamanlılar ile birlikte savaşan bu insanlarda Bulgar askeri diye söz edilir. Şikâri’nin Sankandaz diye de nitelendirdiği bu Bulgar Varsakları, sapan taşı atarak özel bir savaş tekniği geliştirmişlerdir.

Hoca Sadettin: Tacütte\tarih’te. Rum Mehmet Paşa‘nın Larende‘yi yağmaladıktan sonra Bulgar Varsaklarına yöneldiğini, ancak dağlık bölgede bu Varsaklar tarafından bozulduğunu, aldığı ganimetlerini de bırakıp gittiğini uzun uzun anlatır.

Neşri tarihi; Karamanoğlu’nun Kara Timurtaş Paşaya saldırmasını vesile sayarak Karaman’a yürümesi üzerine Karamanoğlu’nun “İklim-i Kadimi Yunan leşkerini. Varsağını ve Turgut’un ve Sumağar’m, Tatarın beylerini toplayarak” Osmanlıya karşı çıktığını haber verir.
Osmanlı maliye defterlerinde Silifke’nin doğusundan başlayan dağlık bölge Varsak yurdu, Varsak dağı şeklinde geçer.

Yine Şikârı tarihinde ilginç bilgiler var ve bu bilgilerdeki isimler halâ köy-kasaba ismi olarak yaşar.
Şikârı de aynen şöyle der” Mehmet Bey Engürü ile Konya arasındaki sahrayı ikiye bölüp yarısın Turgut’a varısın da Bayburt’a verdi. Tarsusu iki nahiye idü birin Kosun’a, birin Elvan’a virdi.”

Varsakların ünlü beylerinden Elvan’ın ismi Elvanlı olarak, Sömek Beyin ismi de aynen Silifkenin bir köyünde. Silifke Mersin Güzergâhında yaşamaktadır.

Gedik Ahmet Paşa ile Pir Ahmet Bey arasındaki savaşla da Varsak vurgulanır.

Pir Ahmet Bey Ermenek’te Mennan kalesinde sıkışır. Beklediği yardım gelmeyince teslim olmayı da kendine yediremediği için kaleden atlayarak intiharı tercih eder.

Karaman Beyliğinin sonunu belirleyen bu savaşla ilgili olarak söylenmiş, yaşamı hakkında fazla bilgimiz olmayan Aşık Muslu’nun destanında. Pir Ahmet Beyin ağzından yardıma gelmeyen beylere de sitem vardır.

Kanı noldu Karaman’m beyleri 
Kanı Varsak, Turgutoğlu, Candan 
N’oldu acep yayaları seymeni 
Gedik Paşa eline elden say bizi

Konuya; Karacaoğlan’ın yâr yüzünden eğlenip kaldığı gurbetin, bu Bulgar Dağı. yani Varsak yurdu olduğunu vurgulamak istiyorum, bu açıdan bakıyorum.

Bir destan konusu yaptığı Eğri Dağı da biraz önce belirttiğim gibi Bulgar’ın güney uzantısıdır.

Eğri Dağı’nın Karacaoğlan tepesi ve Karacakız tepesi ile arasında ise sadece bir vadi bulunmaktadır.

Hemen bu noktada Eğri Dağı ile ilgili bir açıklamaya da gerek olduğu kanısındayım.

Bu destanı ilk olarak İbrahim Aczi Kendi cönklerden aktararak yayınlamıştır. Destan daha önce yayınlanan Sadettin Nüzhet’in toplu metin halindeki kitabında yoktur.

İbrahim Aczi, Bulgar’ın güney eteğindeki Eğri Dağından haberdar olmadığı için. bir paragrafla, Eğri’nin Ağrı olması gerekliğine dair not düşmüş.

Bu ihtimal Cahit Öztelli’ye de hayli makul gelmiş olacakki, Milliyet Yayınlan arasında çıkan kitabında metni aynen almış, bir dip notla Eğri’nin Ağrı olması ihtimaline değinmiş.

Müjgân Cumbur ise, Cahit Öztelli’nin bu ihtimali notunu değerlendirmiş ve metni Ağrı olarak düzeltmiş.

İlhan Başgöz, destan’ın içeriği ile Ağrı Dağı arasında bağlantı kuramadığı için, bu dağın güney bölgesinde bir dağ olabileceği ihtimalini not etmiş.

Biz, 1975 yılında yayınlanan bir denememizde Eğri Dağı hakkında geniş bilgi vermiş, bu dağın 200 bin ve daha düşük ölçekli paftalarda açıkça görülebileceğini belirtmiştik.

Şimdi Karacaoğlan ve Karakız tepelerine geliyorum.

Bu iki tepe, oldukça yumuşak bir vadinin iki yakasındadır.

Doğudaki Karacakız, batıdaki ise Karacaoğlan adını taşırlar.

Karacaoğlan tepesinin eleklerinde ise Çukur Köyü bulunur. Eski Çukur diye bilinen ve halen ören halindeki köy, Karacakız tepesinin doğu eteğindeki su kaynağı nedeniyle şimdiki yerine taşınmıştır.

Her iki tepe de Mut merkezine 60 kilometre uzaklıkta ve kuzey-doğu yönündedir.

Tepelerin bulunduğu bölge; Akdeniz sahillerinde kışlayan Susanoğlu, Boynuincelı. Bolacalı. Tırtar, Kocahasanlı, Sömekli, Erdemlioğlu. Arpaç Bahşişi, Elvanlı gibi yörüklerin Bulgar yaylağına giden göç yolları üzerindedir.

Ayrıca Göksu vadisinde kışlayan Karakayalı, Karahacılı, Tosmurlu, Melemenci Yörüklerinin yayla yolu üzerinde bulunmakta olup, tepenin eteklerindeki Konalga da güzleleridir.

Şairin

Kargıcakta bir güzele rastladım 
Ala gözler ispir gibi bakıyor 
Görmesinden görmemesi yeğimiş 
Aşkı düştü yüreğimi yakıyor,

dörtlüğündeki Kargıcak halen Erdemli’nin mahallesi halindeki eski bir kışlaktır. 

Buradan geçen dere de Kargıcak deresi ismini alır.

Şimdi bir başka maddi unsuru açıklıyorum. Bu iki unsur şimdiye kadar hiçbir Karacaoğlan araştırmasında işlenmemiştir. Bu tespiti ilk defa burada açıklamış bulunuyorum.

Silifke-Mersin yolu üzerinde, Kargıpınar ile Çeşmeli arasında denize dökülen derelerden birinin adı Karacaoğlan deresi, diğerinin adı Karacakız deresidir.

Bu dere isimleri de küçük mikyaslı paftalarda görülebildiği için araştırıcıların dikkatinden kaçmıştır. Kültür Bakanlığı da konuyla yeterince ilgilenip Karayollarına bilgi vermediği için derelerin ismi plâkalara geçirilememiştir.

Şair bir dörtlüğünde:

Aşamadım Karamanın belini 
Köprüsü yok geçemedim selini 
Kervan yaylasın Perçem belini 
Lale sümbül bürüsün de gidelim, 

diyor.

Gülnar Ermenek arasında bir Kervan Yaylası var. 

Perçem Beli ise, Bulgarın güney uzantısında. Perçem dağını dolanarak Susama deresine katılan Perçem deresinin oyduğu, bir yayla geçeğidir. Ve bu bel, yani yayla geçeği, Akdeniz’den Karaman yönüne giden yayla göç yolunun, Bulgar üzerindeki en uygun ve önemli bir geçittir.

Varsak ve Bulgar kavramları üzerinde yeterince durduğumu sanarak şimdi mezarla ilgili bilgilere geçiyorum.

Şairle ilgili rivayetlerin, sebepte çeşitlilik olmakla birlikte müşterek bir yönü var. O da, Karacaoğlan’ın bu sebeplerden herhangi birine bağlı olarak başını alıp gurbete gittiğidir.

Rivayetlerin birleştiği bir başka nokta ise, Karacaoğlan’ın sılayı terkederken Batıya doğru yöneldiğidir.

İhsak Refet’in Gaziantep dolaylarından derlediği bir rivayete göre ” Şairin menkıbeleri arasında Karacakız adında sevdiği birisi vardır, fakat ölünceye kadar birbirine kavuşmıyan bu ikili sevgili öldükleri zaman birisi bir tepeye, diğeri de karşıki tepeye gömülmüşler ve bu tepeler Çukur-Ova da imiş”

Tabii dar anlamda Çukurovada karşı karşıya Karacaoğlan – Karacakız tepesi yok. Çukur adı ise rivayetin özünde var.

Ne var ki bu rivayeti nakledenler Mut’un Çukur köyünün varlığından haberdar olmadıkları için bir çağrışımla Çukur, Çukur-Ova olur.

Ve bu rivayetteki Çukurova deyimi ile, Çukurova da böyle anılan tepelerin bulunmaması Sadettin Nüzhet’in de dikkatini çekmiş olmalı ki, Çukurova’yı bitişik yazmamış. Çukur ıle Ova arasına bir tire koymuş.

Aslında Çukurova deyimi. Cebelibereket’ten Mersin batılarına kadar uzanan çok geniş, 250 kilometre uzunluğunda bir alanı kapsar. Ve bu coğrafya içinde de ne Mut’taki Çukur’dan başka Çukur köyü, ne de Çukur köyü yakınında Karacaoğlan, Karacakız tepesi bulunmuyor.

Bilindiği gibi Türkiye’de Harita çalışmalarını İbrahim Müteferrikaya kadar götürmek mümkün. 
Yüzyılın sonlarına doğru küçük ölçekli pafta ve harita çalışmaları yoğunlaşır.
Paftaların ölçeğine göre, işlenebilecek coğrafi unsurların isimleri, o yörede tanınan yaygın ismiyle işlenir.
Demek ki ilk pafta çalışmaları sırasında da bu iki tepenin ismi böyle idi ve öylece işlenmiştir.
Mezarın belgeye dayalı birinci kanıtı budur.

İkincisi, uzun uzun açıklamaya çalıştığım Bulgar dağı ve Varsak gerçeği.

Üçüncüsü, Karacaoğlan tepesine giden çığır üzerinde ve kısmen eteğe yakın yerde, doğal haliyle yüzlerce yıldır duran Makam ve yörükler arasında hâlâ yaşayan Makam geleneğidir.

Makam geleneği, halen yaşayan şekliyle, yüzlerce yıldır asla değişikliğe uğramayan gelenekler arasındadır.

Aşiret göç yollan üzerinde bazen tek, bazen ikili-üçlü mezarlar görünür. Biraz ileride veya gerilerde ise toplu mezarlık vardır. Hemen yalanda mezarlık var iken, yol kenarında tek başına bir garip mezarın bulunuşunu bu geleneğin dışında izah etmek mümkün değildir.

Aslında bu tek mezarlar mezar değil, makamdır. Geleneğe göre ölen kişinin son nefesini verdiği yerde sembolik bir mezar yapılır. Bu mezar değil, mezar görüntüsünde bir yığıntıdır.

Bütün unsurlarıyla hareket halindeki aşiret obasının /amanı çok değerlidir. Ölüm vukuunda hemen makam yapılır. Obadan birkaç kişi cenazeyi alıp, en yakın mezarlığa defneder. Cenaze ile ilgili uzun boylu törenler yapılmaz, yapılamaz. Süslü mezarlar, yazılı mezar taşlan yapmaya ne zamanlan müsaittir, nede bunları yapacak elemanları vardır.

Cevdet Paşa’nın çok ilginç bir tespiti var.

Diyorki: “Tecirli aşiretinde ölenlerin cenaze namazı için hoca hazır değilse, defin yapılır. Daha sonra bir hoca bulunduğunda cenaze namazı kılınır Hatta evlenmelerde de öyle. İki genç evlenir. Hoca varsa hemen, yoksa bulunduğunda nikâh sonradan kıyılır.”

Şehir ve medrese kültürü dışında yörüklerin bir yaşam gerçeğidir bu. Olayı bugünün değer yargılarıyla değil, 17. yüzyılın değer yargılan içinde görmek gerekir.

Şayet ölü bir ünlü kişi ise, cemaatın değer verdiği bir kişi ise, cenaze ya uygun yere götürülür ya da bir vasiyeti söz konusu ise veya cemaat böyle bir vasiyet varolmasa bile yaşantısıyla uygun gördükleri senaryoyu uygularlar.

Biz diyoruz ki veya tahmin ediyoruz ki, Karacaoğlan’ın bir vasiyeti olmalıydı. Değilse hemen iki kilometre yakınında toplu aşiret mezarlığı var iken tepeye cenaze götürmenin mantığı olamazdı.Karacaoğlan ölüm gerçeğini sezdiği andan itibaren tepeye götürülmesini vasiyet etmiş, ancak yolda son nefesini verince hemen orada dinlendirdikleri kayanın üzerine makam yapılmış daha sonra da cenaze alınıp tepeye defnedilmiştir.

Son zamanlarında. ölüm gerçeğinin soğukluğunu bütün benliğin ile duymaya başladığında söylediğini sandığımız bir türküsünü vermek istiyorum.

Bu türkü de yayınlanmış toplu metinlerde yoktur. İbrahim Aczi’nin yayınladığı şiirler arasındadır.

Bakın dostlar felek beni neyledi 
Büktü belim kaddim kemend eyledi 
Hasta iken dilim bunu söyledi 
Yol ver ecel ben sılama varayım

Duman çöktü bulamadım yolunu 
Kim soldurdu benim gonca gülümü 
Ne güç olur şu gurbeti ölümü 
Yol ver ecel ben sılama varayım

Bülbülleri inmiş viran bağına 
Haber olsun Zılgaroğlu beyine 
Doyamadım bu gençliğin demine 
Yol ver ecel ben sılama varayım

Şu dünyada hakka yarar yok işim 
Ecel yatağına koymuşum başım 
Hani nerde eşim dostum gardaşım 
Yol ver ecel ben sılama varayım

Koraş yaylasının uzun deresin 
Sıladaki genç kuzum hani nerdesin 
Karacaoğlan derki Murat göresin 
Yol ver ecel ben sılama varayım

Duygu yüklü, mesajlar içeren bu şiirinde Karacaoğlan’ın sıla özlemiyle dolu olduğunu görüyoruz.

Kendi gurbette, selâm gönderdiği Zılgaroğlu, yani Dulkadirli beylerinden birisi sılada.
Tabii bulunduğu yeri de isimlendiriyor

Bahsettiği Koraş yaylası, Bulgar’ın ünlü yaylalarından birisidir.

Şimdi bu yayla da Küçük Koraş ve Büyük Koraş adında iki köy vardır. Bu köyler 1930″lara kadar İçel’e bağlı idi. O tarihten sonra Konya Ereğlisine bağlanmışlardır.

Uzun dere ise iki köy arasındaki ince uzun bir vadidir.Sanırız Karacaoğlan’ın yaşantısının ve mezarının bulunduğu yer ile ilgili verdiğimiz olaylara dayalı bilgiler ile maddi unsurların böylesine bir bölgede birleşmiş olması herhalde tesadüfün eseri sayılamaz.

Bunlar, rivayetten doğan olgular değil; belki de rivayetleri doğuran gerçeklerdir.

NOT: Sayın Sıtkı SOYLU’nun Mut Kaymakamlık ve Belediye Başkanlığı‘nın 5 Kasım 1996 günü ortaklaşa gerçekleştirdiği “20. Mut Karacaoğlan Sempozyumu”ndaki yaptığı konuşmalardır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
Yorum Yok

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

© Mutilcemiz.Net 2021 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com