Mut İlçemiz

NASIL MİZAH YAZARI OLDUM / 11

NASIL MİZAH YAZARI OLDUM / 11
Musa DİNÇ
Musa DİNÇ( musadinc2109@gmail.com )
28 Haziran 2020 - 22:04

Benden dört yıl önce Diyarbakır Ortaokulu’nu bitiren abim Gencer ile fiziki yönden biraz benzerliğimiz vardı, görenler mutlaka kardeş olduğumuzu anlarlardı. Onu tanıyan ve derslerine giren öğretmenler bu sefer benim derslerime girdiler ve öğretmenim oldular. Yoklama listesinde Musa Dinç yazılı. Öğretmenlerim soyadıma taktılar.

“Senin Gencer abinin soyadı Dinçer idi, senin ki niye Dinç? “

Haydi bakalım, ayıkla şimdi pirincin taşlarını. Abimi yalancı çıkarmamak adına,” galiba yanlış yazılmış,” diyerek geçiştirdim. Yoklama listesine Musa Dinçer diye yazdırdılar. Abim ismi Gencer, sırf ismine kafiye uysun diye biraz da estetik olsun diye ‘Dinçer’ yazdırmış, yıllar sonra başına iş açmasın diye mahkeme kararıyla Dinçer yapmış. Tüm yazılı kâğıtlarımda, karnemde, teşekkür ve takdirnamelerimde üç yıl boyunca soyadım ‘Dinçer’ geçti. Mezun olduğumda başıma bir iş gelmesin diye idareye durumu açıklamak zorunda kaldım, bereket versin diplomamda ‘Musa Dinç’ diye yazdırdım.

Ortaokulda çok sevdiğim öğretmenlerimden Eski Diyarbakırspor’un güzide kalecisi ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin ünlü doğa sporu ve avcısı Abdüllatif Paçal ile çok güzel dostluğumuz devam ediyor, her öğretmenler gününde mutlaka onu ararım, bir sefer arayamadım hastanede yattığım için baktım, o beni aradı. Kitap Fuarlarında her zaman ziyaretime gelerek, imza günümü onurlandırır.

Türkçe dersimizde roman okuma ve özetini çıkarma ödevi verildi. Halide Edip Adıvar’ın “ Vurun Kahpeye “ adlı eserini okudum, özetini çıkardım ve analizini yaptım. 

Ortaokul yıllarım da platonik aşklarım da oldu, ders çalışmaktan pek kız arkadaşlıklarını ciddiye almadım.

Ortaokul öğrencilik yıllarımda yaz tatillerinde Diyarbakır /Dörtyol’da Yaman Ticaret ve Bahar Ticaret inşaat malzemeleri satan mağazalarda da haftalık yevmiye ile çalıştım. Ticareti, esnaf uyanıklığını, insanlar arası iletişim ve ilişkilerini kavrayıp, hayatı kavradım. Haftalığımı aldığımda pazar günü dinlenme gününde sinemaya giderdim, ayrıca yüzmek için de havuza giderdim. Toplumsal içerikli filmler çok dikkatimi çekerdi, kaçırmazdım; mutlaka giderdim. İzlediğim filmleri Sur içindeki Alipaşa mahallesindeki arkadaşlarıma ballandıra ballandıra anlatırdım. Bir dönem Wangyu filmleri revaçtaydı. Kolsuz Kahraman serilerinin hepsini izledim.

 8-16 yaşına kadar olan dönemimde; Diyarbakır Sur İçi / Ali Paşa Mahallesi, Cumhuriyet İlkokulu, Diyarbakır Ortaokulu, Mardin kapı semti, Urfa kapı / Anzele, Çeltik Kilisesi ile Meryemana Kilisesi’nin bulunduğu sokaklar meskenim olmuştu.  Evli Beden Burcu, Yedikardeş Burcu, ara sıra İç kale / Küpeli havuzu, Dıngılava havuzu; hafta içleri amatör takımların maçlarını izleme, cumartesi günleri kütüphane, pazar günleri ise Diyarbakırspor’un deplasmanda olduğu hafta sonlarında mutlaka sinemaya giderdim.

Diyarbakır şehir merkezinde Dilan, Site, Yenişehir, Emek, Nilgün, Yıldız ve Ar Sineması vardı. Dilan Sineması Orta doğu ve Balkanların en büyük sinemasıydı. Mimarisi olağanüstü, locaları harikulade idi. Cüneyt Arkın’ın ne kadar filmleri varsa ( Battal Gazi, Malkoçoğlu, Kara Murat ve diğer serilerinin hepsini Dilan Sineması’nda izledim. Sonra Vatandaş Rıza, Maden ve diğer toplumsal içerikli filmleri de. Tarık Akan’ın da salon / gençlik, aşk filmlerini de bu sinemada izledim. Yenişehir Sinemasında çoğunlukla İrfan Atasoy filmlerini, Nilgün Sineması’nda Yılmaz Güney filmlerini, Emek ve Ar Sinemasında da yabancı filmleri izledim. Site Sineması’nda ise hep seks filmleri oynardı. Ar Sineması bilet kesicisi aynen Behçet Nacar’a benziyordu. Yenişehir Sinema bilet kesicisi de İrfan Atasoy’a benzetirdim. Param olduğu zamanlarda sinemaya giderdim. Bazen yetmezdi, film başlardı; o sırada – pek yakında gösterilecek filmlerin fragmanları – verilirdi. Biletin yarı fiyatına sinemaya girerdim. Haliyle ortalık karanlık loş, boş yer buluncaya kadar, ufak tefek koltuk kazaları yaşardım. Filmleri çok güzel izlerdim. Mahallemizde parası olmayıp, sinemaya gidemeyenlere izlediğim filmleri başından sonuna kadar hiçbir sahnesini kaçırmadan ayrıntılarına kadar anlatırdım. Onlara filmi yaşatırdım adeta. Böylece filmi izleme gereğini bile duymuyorlardı.

Yıllar sonra Sağlık Hizmetlerinde İletişim alanında yüksek lisans yaptım, dersimizin birinde film analizleri vardı. O kadar güzel film analizleri yapardım ki, herkes gıpta ederdi, bu yeteneğim ta o zamanlardan kalma.

Her ne ise;  kütüphane ile olan dostluk bağlarım daha da güçlenmişti.

Okulların tatile girmesiyle bu sefer köye gitmedim. Kendime yeni bir iş kurdum. Yazın bunaltıcı sıcaklarında evimizin bulunduğu sokakta buz ve cici bici sattım. Buz ve cici bici öykümde detaylı olarak söz etmişim, anlatmama gerek yok sanırım.

Ortaokulu onluk not sistemine göre 8 üzerinden iyi derece ile mezun oldum. Asıl zorluk şimdi bekliyordu beni.

Düz liseye mi gideyim, yoksa kısa yoldan bir meslek sahibi olmak için bir okul mu seçeyim?

Sanat okulunu önerenler vardı. En iyi bölüm elektrik ile motordu, ama kendimi tanıyordum; sevmiyordum ve bunu yapacak fiziki güçten yoksundum.

Bir yaz tatilinde marangoz atölyesinde de çıraklık yapmıştım, pek sarmamıştı beni. Kazasız, belasız burayı savdığım için şanslıyım. Üç kez tehlike atlattım. Ufak tefek sıyrıklarla atlattım. Bir keresinde ayağıma kalas düştü, on günde ancak kendimi toparlayabildim. Üç gün Dicle nehri kenarında bulunan tuğla fabrikasında çalıştım, bir lokanta da sekiz gün bulaşıkçılık yaptım, bir hafta gazoz fabrikasında çalıştım, en büyük kazancım bol bol beleş gazoz içmek oldu.   

Tüm bu işleri yaptığım zaman daha on sekiz yaşıma girmemiştim henüz. Onun için bu işler bana çok ağır gelmişti.

Çok düşündüm ve kararımı verdim. En iyisi Öğretmen Okulu sınavlarına girmek.  Sınava girdim ve Diyarbakır Öğretmen Okulu / gündüzlü bölümünü kazandım; ama KEŞKE KAZANMASAYDIM.

***

Devam edecek

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com