Mut İlçemiz

NASIL MİZAH YAZARI OLDUM? /12

NASIL MİZAH YAZARI OLDUM? /12
Musa DİNÇ
Musa DİNÇ( musadinc2109@gmail.com )
20 Temmuz 2020 - 2:37

Diyarbakır Öğretmen Okulu Dağ kapı semtindeydi. Görkemli bir binaya sahipti. Fiskaya / Dicle Mahallesi, Askeri Hastane, Numune Hastanesi, Sağlık Koleji ve Tıp Fakültesi; bunlardan herhangi birine gitmek isteyen her kişi, mutlaka bu okulun görkemli binası ve bahçesinin önünden geçerdi. Haliyle insanı cezbediyordu, ama işte kazın ayağı öyle değildi. Dışardan baktığınızda imrenirsiniz. Burada öğrenci olmak için can atarsınız; benimkisi de o misal işte. Okulun yatılı pansiyonlu kısmı ve gündüzlü bölümü vardı. Nasıl olsa Diyarbakır şehir merkezinde ikamet ediyorduk, yatılı olmama da gerek yoktu. O zamanlar Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi nehrin karşı yakasında değildi. 1976-1977öğretim yılından söz ediyorum.

Okula başladım, ilk bir ay öğrenciler birbirini tanıma ve tartmayla geçti, Siyasetin en caf caflı dönemindeyiz. Öğretmen Okulu’nda, Diyarbakır Ortaokulu’ndan ve mahalle arkadaşım İbrahim Akbay’da benim gibi Öğretmen Okulu gündüzlü bölümünü kazanmıştı. İbrahim Akbay Diyarbakır Ortaokulunu birincilikle bitirmiş mahalle arkadaşımdı. Evleri Sur içinde Behram Paşa Camisi sokağındaydı. İkimiz de aynı sınıfa düştük ve sıra arkadaşı olduk. Buraya kadar her şey güzeldi.

 Sene başında yeni gelen öğrencilere ‘Hoş Geldin ‘moral günü düzenlenecekti. Meğer gelenekselmiş. İbrahim Akbay arkadaşımla beraber üç, dört tane skeç yazdık ve sahneye koyduk. O günün modasına uyarak, kendimize de bir isim bulduk. Hamam böcekleri ikilisi ‘Musa Dinçer, İbrahim Hançer,’ çok beğeni topladık.

Öğretmen Okulu’nda da Dinçer soyadı yakamı bırakmamıştı. Burada da İclal adında bir öğretmen vardı, Gencer abimi tanıyordu. Öğretmen Okulunda bir yıllık öğrenciliğimde soyadım Dinçer olarak kayda geçti.

İbrahim Akbay şimdi İzmir’de ikamet ediyor, özel bir şirketin muhasebe işlerini yürütüyor. İşleri o kadar çok ki, işten başını kaldıramıyor; doğru dürüst tatil yapamıyor. Telefonla haberleşiyoruz. İzmir Tüyap Kitap Fuarı’nda ki imza günüme ailece geldiler, bir gece de evinde konuk olarak ağırladı.

 Okulumuzun bahçesindeki dış kapının üzerine büyük puntolarla “  KOMOLAR GİREMEZ” yazısı gözümden kaçmadı.

Hay Allah komolar da ne demek? Amerikan kovboy filmlerindeki Kızılderililerin bir kolu olan Komançiler aklıma geldi. Komançilerin burada ne işi olabilir ki? Halen meseleyi çözmüş değildim.

Okulun yatılı bölümünde okuyan; namazında niyazında olan Bitlis /Ahlat, Adilcevaz, Tatvan’dan olan bir grup vardı.   Bir sabah, yüzleri, gözleri şişmiş, göz aklarına kan oturmuş gördüm. Yatılı bölümde solcu öğrenci mümkünatı yok, okuyamazdı. Aşırı sağcı milliyetçi grup, muhafazakâr grup üzerinde tahakküm kurmak, onları sindirmek ve korkutmak için onlara ‘ siz de yeşil komünistsiniz, “diye dayak atmışlar, onlar da kuzu kuzu dayak yemiş, ses çıkarmadan sus pus olmuşlardı. Onları sindirmişlerdi.  Dış kapıda yağlı boya ile büyük puntolarla” KOMOLAR GİREMEZ” halen aklım oradaydı.  Meselenin iç yüzünü tam olarak çözmüş değildim henüz.

Sınıfımızda herkes çok rahat duygu ve düşüncelerini açıklıyordu. İdare tarafından tüm öğrencilere duyuruldu. Din dersi zorunlu değildir, seçmeli ders olarak ön görülüyordu. Derse girmek istemeyen idareye dilekçe ile başvurabilecekti.  Baktım, sınıfın % 90 ‘ı din dersine girmek istemiyor. Ben de iyi niyetle: “Arkadaşlar nasıl olsa, dini bilgilerimizi ailelerimizden alıyoruz; onun yerine okulun kütüphanesine gitsek, dünya klasiklerini okusak veya ders çalışsak fena mı?”

 Neredeyse sınıfın geneli bu sözlerimi onayladılar.  Ben de o biçim gaza geldim ve güzel bir dilekçeyle okul idaresine;’ din dersine girmek istemeyeceğimi,’ bildirdim.

 İşte ne olduysa bundan sonra oldu. Dananın kuyruğu koptu.  Koskoca okulda benden başka din dersine girmeyeceğine dair dilekçe veren olmamış.

Okulun nöbetçi öğretmeni dersten çıkardı beni. Müdür’ün odasına götürdü. Nöbetçi öğretmenin dışarı çıkmasıyla Müdür’den sorgusuz, sualsiz iki kaşımın orta yerinden bir yumruk yedim ve neye uğradığımı şaşırdım.

“Hocam suçum nedir? Eğer bir suçum varsa Disiplin Kurulu’na verirsiniz, dayakla eğitim olur mu? Buraya kadar olan öğrencilik hayatımda hiçbir öğretmenimden dayak yemedim, hep teşekkür ve takdir alarak sınıflarımı geçtim. Bu okulu da kazanarak geldim. Siz müdürseniz, müdürlüğünüzü bilin!”

“Bak bak halen konuşuyor. Ulan moskof senden başka dilekçe veren yok! “

 Mademki zorla din dersine sokuyorsunuz, o zaman neden dilekçe verin diyorsunuz; sizinkisi riyakârlık değil midir?” dedim.

O saatten sonra komünist damgası yedim ve fişlendim. Okulun faşist ve kafatasçıları beni rahat bırakmadılar. Grup olarak bana saldırdılar. Beni dövenlerden biri Şevket idi elebaşlarıydı.  Yine dövenlerden biri Aycan ve ekibiydi. O da Milli Eğitim Müdürü’nün oğlu idi.  Kendi memleketimde hiç yoktan dayak yedim, okul idaresi ve polis de onlardan yana tavır alıyordu. Baskı altında derse giriyordum. O dönemde sınıf arkadaşlarımdan birisi de Ali İhsan Kaya idi. Sonradan Diyarbakırspor Kulüp Başkanı oldu, İş adamı, zengin bir müteahhit. O dönem kendisi Adalet Partili olarak takılıyordu, selamlaşıyor ve dost idik. Bir sefer de okulun arkasına beni götüren Ö Y. dövdü beni.  Bir yıl okudum.

  Bilinçlenme dönemim o şekilde başladı, siyasi görüşüm şekillendi. Sosyalizm alfabesi okudum.’ Alt yapı, üst yapı, Ütopya, Oportonizm, hegemonya, revizyonizm, kapitalizm…’ Dahası sonu ‘izm’le biten kelimelerin anlamlarını öğrendim. 

Kızlara yan gözle bakmanın lümpenlik olarak değerlendireceğinden doğru dürüst sevdiğim veya hoşlandığım kız arkadaşlarıma da açılamadım, hep platonik yaşadım.

Zar zor dönem sonunu getirebildim ve ikinci sınıfa geçtim. Daha birinci sınıf sömestri tatilinde iken alınan bir kararla Öğretmen okulları, öğretmen lisesine dönüştürülmüştü. Okulu bitirenler öğretmen olamayacaktı, ancak yüzdelik bir oranla Eğitim Enstitülerine girilebileceklerdi. Okuldaki faşizan baskıyı kaldıramadım. İşin diğer bir boyutu inançsız bir öğrenci de değildim. Yedi yaşından beri orucumu tutardım, Cuma namazına giderdim; bazen de namaz kılardım; kendi kendime kuran okumayı bile sökmüştüm.  O yıl takım tutar gibi, direksiyonu sağa değil, sola kırdım ve sola sempati duydum.

Dönem sonu sınavından çıktım, yatılı bölümde okuyan Karslı Yunus adlı bir öğrenci bıçakla ardıma verdi, ciddi manada kovaladı beni, öğrenciyi tanımam bilmem. Zor bela canımı kurtardım. Eve geldim.

“Okulu bırakacağım,” dedim.

 Aaa bir de baktım Gencer abim de evde.

“Abi senin ne işin var evde?”

“Hiç sorma kardeşim faşistler bırakmadı, okuma hakkımı elimden aldılar. Diyarbakır’lıyım diye baskı kuruyorlardı, kaçtım.

Abim de o zamanlar Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü / Kimya Bölümü öğrencisi idi.

Abim Ankara’da öğrenci iken bir kıza sevdalanmıştı. Kız Ankara Telsizler Sağlık Okulu, ebelik bölümü öğrenciydi. Sonradan Ebeyle evlendi. Yengem Ebe Leyla Osmaniyeli idi. Çalışkandı ve girişkendi, çevresiyle iyi iletişim ve diyaloğu vardı. Yengem Leyla bir gün bir öneri getirdi.

“ Musa sana üzülüyorum. Sen ve Rafia da ikiniz de kardeşimsiniz.  Size Sağlık Müdürlüğü’nden form getireceğim. İkinizde Sağlık Meslek Liseleri sınavına girersiniz.

 Kız kardeşim Rafia orta birden orta 2’ ye geçmişti, ben de Öğretmen Lisesi 2. Sınıfa geçmiştim. Yengem Ebe Leyla formları getirdi. Doldurduk, tercih olarak Van Sağlık Koleji / Sağlık Memurluğu bölümünü, kız kardeşim de Siirt Sağlık Okulu / Ebe bölümünü tercih etti. Sınav için Siirt’e gittik. Yengemin öğretmenlerinden Okul Müdürü Sayın Ahmet Çağlayan’ın evinde bir gece konuk olduk. Sınav benim için tek kurtuluştu. Mutlaka kazanmalıydım. İşimi şansa bırakmadım. Hiç kimseden yardım almadım, sağıma soluma da bakmadım; kâğıdıma odaklandım ve sınavım çok güzel geçti; kazanacağımdan yüzde yüz emindim. Sınavların sonucunu dört gözle bekliyordum.  Yengem Leyla ve Abim Gencer bana ve kız kardeşim Rafia’ya çok güzel rehber olup, ön ayak oldular. Bu konuda her ikisini de özverilerinden dolayı bir kez daha teşekkür ediyorum, bize yol gösterici/  kılavuz oldukları için.  Sayın Ahmet Çağlayan çok değerli bir idareciydi, bizleri evlerinde bir gece konuk ettiği için tekrar teşekkür ediyorum. Dostluğumuz çok güzel bir şekilde devam ediyor.

***

Musa DİNÇ

Devam edecek

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com