Mut İlçemiz

NASIL MİZAH YAZARI OLDUM / 1

NASIL MİZAH YAZARI OLDUM / 1
Musa DİNÇ
Musa DİNÇ( musadinc2109@gmail.com )
03 Mayıs 2020 - 14:29

15 Ekim 1982 yılında bir baltaya sap olup, sağlık memurluğu mesleğine adım atınca; elbette bu benim için, bir sınıf atlaması oldu.

     Çocukluk ve yaz tatillerinde farklı iş kollarındaki çıraklık, kalfalık, seyyar satıcılık; il il gezici lunaparkın ağır çalışma şartları ve sigortasız gibi olumsuz koşullarda çalışmak gibi, durumlara da son noktayı da koydum.  Cebime düzenli maaş gireceği,  bir hafta sonu ve yaz tatilimin de olduğuna göre; gece ve gündüz, cumartesi ile pazar günlerinin de farkına varmıştım artık.

     Evet, boş zamanım da vardı; bu kıymetli zamanı kahvehanelerde, birahanelerde ve batakhanelerde geçirmeye kıyamazdım!

     Kitap okuma alışkanlığım vardı. Bu özelliğimi ta ilkokul yıllarında keşfetmiştim. Diyarbakır Sur içi Kütüphanesi’nde Cin Ali, Doğan Kardeş Mecmuaları, Nasrettin Hoca fıkraları ile… Bu sayede kitap açlığımı yatıştırmıştım. Kütüphaneyi keşfetmeden önce şehir merkezinde üç tur atar; ne kadar reklam panosu veya esnafların işyerlerini gösteren tabelalarını okuyarak; bu konuda kendimi yetiştirdiğimi düşünüyordum.

      Ortaokul yıllarında ise;  Akbaba, Çarşaf, Gırgır, Fırt ( yavrunuzun sayfasını kimse görmesin diye saklardım,)  Aylık mizah dergileri;  biraz da Teksas, Tomiks, Zagor siyah beyaz resimli macera kitapları…

     Diyarbakır Öğretmen Okulu bir yıllık öğrencilik dönemimde; Politika ve Cumhuriyet Gazetesi…

     Sağlık Koleji Öğrencilik yıllarımda; Maksim Gorki / Ana, Çocukluğum, Ekmeğimi kazanırken;  Balzak/ Vadideki Zambak, E. Zola / Toprak 1, 2 cilt, Montaigne / Denemeler gibi, Dünya Klasikleri ile tanıştım.

     Tabii ki Öğrenciliğimin her evresinde öğrenci arkadaşlarımla Duvar Gazetesi çıkarmak, bir tutku oldu benim için. Skeçler, parodiler, kısa piyesler hem yazdım, hem de bizzat rol alarak, oynadım. İnanmayan varsa, okul arkadaşlarım ve öğretmenlerim şahidimdir.

     Evet, tekrar sağlık memurluğuna dönelim:

     Siirt ili Kurtalan ilçesi Gözpınar Köyü Sağlık Ocağı’nda sağlık memuruyum. Köyde elektrik yok, lojman hasarlı, sağlık ocağı personeli yetersiz, araç gereç sıkıntısı çok;  var olan birkaç personel de birbirleriyle akraba. Yani tam bir aile kurumu durumunda.

     İlk önce,  idealist bir ruhla, işleri yoluna koymaya çalıştım.  Araç gereç eksikliklerini, resmi yazışmalarla bombardımana tuttum ve İl Sağlık Müdürlüğü yolunu saman yoluna çevirerek; zorlama, sıkıştırma ve ricalarla; bu eksiklikleri gidermeye çalıştım. Lojman ve sağlık ocağı için resmi makamlara girişimde bulundum, Köyün Muhtarına kanım kaynadı; ona aktarım yaparak,  Amcama benzettim ve sevdim onu. O da beni sevdi ve kolladı.  Köyün ileri gelenlerinin desteğini de, arkama alarak, bakım ve onarımını sağladım. Personel ihtiyacı talebini, resmi yazıyla bildirdim. Doktor, hemşire, ebe gibi.

     İl Sağlık Müdürlüğü olumlu yanıt verdi. Üç ay içinde taşlar yerine oturdu. Doktor atandı, hemşire ve ebe eksiğimiz de giderildi.

    Evet, boş zaman yaratmıştım artık.

    Her ay maaş almak için Siirt Sağlık Müdürlüğü’ne ekip halinde mavi jeeple giderdik. Maaşımızı, maaş kuyruğuna girerek,  Müdürlük Mutemedinden alırdık. Bu zamanki gibi bankamatik kuyruğu yoktu, ama zevkli ve renkli bu maaş kuyruğunda; tanışmalar, buluşmalar, evlilikle noktalanan arkadaşlıklar da hani yok değildi. Ben de ebe hemşire olan ilk eşimle maaş kuyruğunda tanışmıştım.

      Maaşlar alınır, o gün cepler dolu olduğu için midemize bayram ziyafeti çekerdik.  Siirt’in en meşhur lokantası “ Ton Ton  Restorant,”  bu mekâna  gider, doyasıya  tıka basa karnımızı doyururduk; şen şakrak sohbetlerle şehre dağılırdık; sonra’ filan saatte buluşulacak’ diyerek şehre alış veriş için  dağılırdık. 

       Soluğu kitapçıda alırdım. İşte Üstat Muzaffer İzgü’nün Bilgi yayınevinden çıkan: “ Devlet Babanın Ton ton Çocuğu,  “ Sen kim, hovardalık kim?” kitapları gözüme ilişti.  Bir an kafam dank etti:

     “  Nerede yemek yedim?”

      “ Tonton Lokantası’nda.”

       “Ben neyim?”

     “  Devlet Memuru.”

       Kendi kendime hem soru sordum ve yanıtladım.

      “ O halde, bunun gibi bir adamım!” dedim ve kitabı satın aldım. 

         Köydeyim; çapkınlık yapacak ne zaman var, ne de ortam; yani uygulama alanı yok. Aynaya bakıyorum fors bin beş yüz, saçlar Cüneyt Arkın gibi; ama iş yok bende, çekingenim!  22 yaşındayım, taşı sıksam, suyunu çıkartırım, kanım kıpır kıpır kaynıyor.  Karşı cinsten bir arkadaşımın olmasını çok istiyorum, sonra anlaşarak evlenmeyi tasarlıyorum.

        Okul, öğrencilik yıllarımız derseniz, çalkantılı sağ sol çatışmaları, fraksiyonlar arasındaki uyumsuzluk, tahammülsüzlük ve tartışmalar; yok küçük burjuvazi, oportünizm, hegemonya,  ütopya, alt yapı, üst yapı, sarı sendika vb. gibi terimlerle boğuşurduk.

        Bir kıza yan bakmak bile, çok ters gelirdi. ‘Lümpen damgası yeriz!’ fobisini de taşıyorduk; ayrıca yatılı okul öğrencilik hayatı, parasızlık; ne yazık ki çapkınlık yapmayı, kız arkadaş düşünmeyi ne aklımdan geçirdim, ne de buna hazırdım. Hep erteleme yolunu tercih ettim. İçimden platonik aşklar çok yaşadım, volkan gibi patlamaya hazır yanardağ gibiydim.  

       “Sağlık Ocağımıza hani güzel, bekâr, Sibel Can gibi bir ebe, yahut hemşire atansa ne kadar iyi olurdu,” diye içimden geçiriyordum. 

         Ama nerede bendeki şans.   Sağlık Ocağımıza bağlı sağlık evlerine kuş taşa çarpsa misali, güzel bir ebe atansa bile, ya karakol kumandanı, ya ağa veya oğlu, o da olmazsa köyün öğretmeni musallat olurdu ve kuşu bunlara kaptırmış olurdum; zira bunların hiçbiri olmazsa, bir bakmışsın bekâr ebenin, hemşirenin parmağında söz veya nişan yüzüğü alyans; oysa evli değil, sırf sahibim var, ayağına yatarlardı. Ta ki onlar kendilerine uygun bir eş adayını buluncaya kadar.

      İşte, tüm bunları zaman makinesindeymişim gibi kafamda canlandı ve gözüme: “Muzaffer İzgü’nün  ‘ Sen kim, hovardalık kim? ‘ ” kitabı ilişti.  Bu kitabı da satın aldım.

İkinci ay tekrar maaş günü, yine kitapçının yolunu tuttum.  Bu sefer Aziz Nesin’in “ Kazan Töreni” kitabını satın aldım; sonrası diğer aylar A. Çehov’un eserlerinden, Rıfat Ilgaz’ın yapıtlarından, Sulhi Dölek, Şakir Balkı, Hüseyin Rahmi Gürpınar,  Eprahim Kishon’un kitapları takip etti.  

       Düzenli olarak her ay maaşımın 1 / 8 oranında kitap satın almak için bütçe ayırdım. Sebze kasalarından kendime bir kitaplık yaptım, vernikleyip renkli boncuklarla süsledim ve kitap okuma süresi olarak tam on yıl süre biçtim.  Bu süre zarfında bol bol kitap okudum. Sürekli beynimi şarj ederek, birikim üstüne birikim;  ta ki dolup, taşıyana kadar…

      1993 yılında; “ Şöhretli Eşek Arıları “ yapıtımla  “Mizah yazarlığına merhaba,” dedim.

Musa DİNÇ

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com