Mut İlçemiz

PANDEMİ (COVİD-19) SÜRECİNDE TARIM

PANDEMİ (COVİD-19) SÜRECİNDE TARIM
Konuk Yazar
Konuk Yazar( bilgi@mutilcemiz.net )
20 Temmuz 2020 - 16:19

Pandemi (Covid-19) Sürecinde Tarımda Neyi Öğrendik ve Neyi Öğrenmeliyiz?

     Tarım tüm dünyanın vazgeçilemez bir sektörüdür. Ekonominin temel yapı taşlarındandır ve de en önemlisi yaşamın devamlılığını sağlayandır. Çevreyle bir bütünlük içerisindedir. Tarım temel üretim maddesi olması yanında sanayi sektörünün de temel girdi sağlayıcısı olup, bu durum tarımı önemli bir noktaya taşımaktır. Dünya kimi zaman sınırların kalktığı küresel tek bir coğrafyayken, kimi zaman da birbiriyle sınır iletişimi kesilen adeta bir tek tek ayrı yerleşim yerlerinden oluşmaktadır.

        Covid-19 pandemisi(salgını) tüm dünyanın beklemediği, ani ve hızlı bir şekilde gelişen 2020 yılının küresel bir felaketi olarak kayıtlara geçmiştir. Yaşanan sıkıntılı sürede sağlık hizmetleriyle birlikte, tarım da ciddi bir şekilde etkilenmiştir. Tüm dünyada kişilerin hemen hemen aynı zamanda evlerinde kaldığı, sosyal hareketliliğin az olduğu, farklı bir hayat şekillenmiştir.  Kişiler kısıtlamalar nedeniyle sosyal hareketlerini azaltırken, özellikle tarımsal üretimle uğraşanlar, artan talebe yönelik sürekli bir çalışma içerisinde olmaya devam etmek zorunda kalmışlardır. Hem dünya da hem de Türkiye özelinde çiftçiler kendilerini, kendi kazançlarını düşünmekle birlikte, insanlığı beslemek gibi de önemli bir görev üstlenmektedirler ki bu dönemde bu daha da fazla hissedilmiştir. Ancak biz üreticiyi ne kadar düşünüyoruz acaba?. Onlar bu dönemde özverili bir şekilde üretim faaliyetlerinde bulunurken bir yandan sel ve yağış felaketleriyle, bir yandan da artan girdi maliyetleriyle boğuşmaktaydılar. Üretim doğaya bağlıdır ancak bu üretimin ve üreticinin kaderi olmamalıdır, bilinir ki üretici üretim yapmaktan vazgeçtikten sonra bir daha geri dönmez. Bunun anlamı da ne yazık ki derin ve üzücüdür; daha bağımlı sektörler zinciri… Tarımsal üretimin doğrudan ham madde, dolaylı olarak ticaretteki ağırlık ve ekonomideki yeri önemlidir. Tarım hem ülke içindeki nüfusu doyurmakta hem de ticarete konu olarak ülkeye gelir getirmekte, istihdam sağlamaktadır. TÜİK 2019 yılı verilerine göre tarımın (balıkçılık ve gıda/içecek dahil) tüm sektörler içerisinde ihracattaki payı yaklaşık %11 iken, ithalattaki payı ise %7’dir.

Neyi Öğrendik

    Bu salgında ve daha öncesindeki Veba salgınları, İspanyol gripleri gibi daha pandemik hastalıklar hem küresel olarak ülkeleri hem de tarımı etkilemiştir. Sonraki dönemlerde de yaşanan deli dana hastalığı, kuş gribi hastalıkların neticesinde gıda talepleri farklılık göstererek kimi üründe talebin arttığı, kimisinde talebin azaldığı, kimi ürünlerin tercih edilmediği, tarımın bölgesel ve küresel düzeyde etkilendiği zamanlar olmuştur. Nitekim şu sıralarda da yaşanan Covid-19 pandemisi de bunun küresel boyuttaki en önemli ve güncel örneğidir. Pandemi(Salgın) Türkiye’de ilk duyulduğu anda insanlar süreci kestiremedikleri ve bilmedikleri bir durumla karşı karşıya kaldığı için evlerde gıda stoku belki de gereğinden fazla yapılmıştır. Yaşanan bu gelişmelerin sonucu da tarımı ve tarıma dayalı sanayiyi de etkilemiştir. Mart başı ve ortası tarım takvimine bakıldığında, kimi ürünler için tarlanın sürülmesi, meyvecilikte budama ve gübreleme bitirilirken, örneğin patates için de ekim ve sürülme zamanıdır. Dolayısıyla üretimin sekteye uğramaması için de önemli bir aydır. Nitekim Tarım ve Orman Bakanlığı ilk günden itibaren hem tarlada hem de işin sanayi aşamasında alınması gereken önemleri ivedilikle artırmıştır. İlk olarak tarımsal üretim alanlarında sağlıkla ilgili tedbirler alınmıştır. Üreticiler için alınan önlemle 65 yaş üstü çiftçiler yasaklardan muaf olarak üretime devam etmiştir. Sokağa çıkma yasağı olduğu günler benzer bir şekilde ÇKS’ye kayıtlı üreticiler kısıtlamaların dışında bırakılmıştır. Alınan bir diğer önlem ise; insan iş gücünün hâlihazırda önemli olduğu bir sektör olması sebebiyle mevsimlik tarım işçilerinin sağlıklarına yönelik tedbirlerdir. Ancak bu düzenlemelerin yanında gezici-mevsimlik tarım işçilerinin çalışma şartları ile yaşam ve yaşam alanlarına yönelik daha kalıcı sağlıklı ek çözümler ile çeşitli tedbirlere ihtiyaç olduğu da unutulmamalıdır. Bu süreçte çiftçiye ekonomik olarak belirlenen bölgelerde buğday, arpa, kuru fasulye, mercimek, mısır, ayçiçeği ve çeltik üreticilerine %75 tohum hibe desteği verilmiştir. Ayrıca hazineye ait arazilerin yazlık ekim için ayrıldığı ve kiralarının 6 ay erteleneceği belirtilmiştir. Tarımsal gelir desteği olarak da 2020 yılına ait 3 aylık destek miktarı yatırılmıştır. Bu yıl başında kuru soğan 7 Ocak 2020 tarihinde 31001 sayılı Resmi Gazete tebliği ile ‘İhracı Yasak ve Ön İzne Bağlı Mallar’ içerisine alınmış olup (RG, 7/01/2020-31001), limonla birlikte pandemi sürecinde en önemli doğal ve besleyici gıda maddesi olarak kamuoyunda ilgi görmüştür. Ancak ihracat yasağı yaklaşık 4 ay sürmüş, bazı bölgelerde başlayan soğan hasadı nedeniyle üretim fazlasının bir kısmının ihracatla değerlendirilmesi kararlaştırılarak Tarım ve Orman Bakanlığı’nca sınırlı bir miktar soğan için ihracat ön izin verilmesini kararlaştırılmış ve daha sonra da yasak tamamen kaldırılmıştır. Ne var ki bu önlemler, üretimin dalgalanmasından dolayı üreticinin ürün ve satış endişesini giderememiştir. Elbette üreticilere yönelik verilen tarımsal destekler, getirilen önlemler, desteklenen her adım kıymetlidir, imkanlar ölçüsündedir, ancak ne yazık ki yeterli değildir. Küresel olarak etkilenilecek bir felakette önce “insan” düşünülmelidir, ekonominin insan olduğu sürece toparlanıp, iyileşeceği unutulmamalıdır.  Üretimin gıdaya bağlı sanayi boyutunda da özellikle “gıda güvencesi” bu vesileyle tekrar kamuoyunun dikkatini çekerek gündem olmuştur. İnsan doğasının kıtlık bilinci nedeniyle pandeminin ilk günlerinde kişilerde davranış değişikliğinin abartılı bir hali olarak, yaşam alanları kilerlere dönse de gıda arzının yeterliliği kanaatinin oluşması ve kaygıların azalması sonucunda pandemi öncesindeki rutin gıda davranış yaklaşımlarına kısa sürede geri dönülmüştür. Denetimlerin, hijyen koşulları da göz önüne alınınca bir kez daha gerekliliği hissedilmiştir. Bu sürede denetimler daha da hız kazanmış ve hijyen ürünlerinin yanında, fahiş fiyat uygulayan gıda firmalarına da çeşitli cezalar kesilmiştir. Ayrıca ülkeler salgın nedeniyle sınırlarını kapatarak fiziki geliş-gidişleri durdurmuştur. Türkiye’de aynı şekilde bu süreçte sınırlarına ve şehirlerarası seyahatlere sınırlamalar getirmiştir.  Seyahat kısıtlamasından etkilenmeyen grupların başında da tarımla ilgili çalışan kişiler ve lojistik ağını sağlayan firmalar gelmiştir. Kuşkusuz insanların en temel ihtiyacı olan böylesi topyekûn olarak ortaya çıkan “gıda talebini” karşılaşmak, salgın zamanında da birinci öncelik olmuştur.

Tüm bunların dışında yazının başında belirtildiği gibi olumsuz hava koşulları da ne yazık ki bu süreçte üreticileri vurmuştur. Özellikle Mayıs ve Haziran aylarında beklenenin üstünde gerçekleşen ani ve fazla yağışlar birçok ilde ekili-dikili alanlara oldukça fazla zarar vermiştir. Üretici mahsullerini toplamayı beklerken bir de bu afetlerle mücadele etmiştir. Hâlihazırda yüksek olan girdi fiyatları da tüm bunların üstüne eklenmiştir.

Bu süre içinde en dikkat çeken öğretilerden bir tanesi Avrupa’nın üzerinde dikkatle durduğu ‘tarladan sofraya’ hareketi daha da bir önem kazanmış olup “Üreticilere pazar yaratılması” ve tüketicilerin” sağlıklı, güvenilir gıdaya sürekli erişim ihtiyacı” ön plana çıkmıştır. Pazarda birlik olmanın gücü, her daim vurgulandığı gibi yine ne kadar önemli ve gerekli olduğu bir kez daha gündeme gelmiştir.

Neyi Öğrenmeliyiz

      Tarım mevzuatında gerçekçi, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir stratejik plana ihtiyaç duyulmuş ve mevcut durumun eksiklerinin giderilerek, bazı şartların güncellenmesi gerektiği belli olmuştur. Üreticilerin güvenceli bir şekilde hem üretime hem de yaşamlarını devam ettirme desteğine olan ihtiyaçları için gerekli önlemler imkanlar ölçüsünde, günün şartlarına uygun olmalıdır. Tarım ve gıda sektörüne küresel kriz anları ve özellikle de iklim değişiklikleri de göz önüne alınarak, daha bütün bir bakış açısı kazandırılmalıdır.

     Üretici ve kooperatif iş birlikleriyle, tüketicilerin ihtiyaçları ilk elden üretici ve tüketici refahı gözetilerek gerçekleştirilmelidir. Ama en önemlisi de güçlü, sorunları çözülmüş bir tarımsal üretim planlanmalı ve tarım, olası başka krizleri de göğüsleyebilecek duruma getirilmelidir. Ancak ne yazık ki tüm iyi niyetli girişimlere ve çabalara rağmen tarımda yaşanan sorunlar, yıllardır çeşitli zamanlarda dillendirilse de değişik uygulamalara yer verilse de henüz problemlerin istenilen düzeyde çözülebildiğini söylemek pek mümkün değildir. İşletme arazilerinin parçalanmadığı, daha verimli üretim alanlarının oluşturulduğu, girdi maliyetlerinin karşılandığı bir üretimle, tarımın kazanç elde edilen bir meslek olması gerekmektedir. Tarımda çözülecek sorunların neticesi, aynı zamanda üretimdeki potansiyelini ticarete de yansıtarak ülke gelirine katkısını artıracaktır.

      Unutulmamalıdır ki tarım bir gönül işi olmasının yanı sıra bir yaşam biçimidir. Nesilden nesle aktarılan, yeryüzündeki en eski, kültürel ve kadim mesleklerden birisidir. Dolayısıyla tarım olmadan, üretimsiz bir yaşamın sürdürülebilir şekilde var olmasının pek de mümkün olmadığı bir gerçektir.

Üretimin doğaya bağlı olması, her zaman üreticinin kaderi olmamalıdır. Devletin üreticiler için ciddi yatırım teşvikleri, önlemleri ve onların ihtiyaçlarını karşılayacak bir politika oluşturması elzemdir. Daha donanımlı çiftlikler-tarımsal işletmeler, üretim alanları, refah düzeyinin artığı, daha mutlu ve daha cesur çiftçiler neden olmasın…

Dr. F. İlknur ÜNÜVAR

unuvar@ankara.edu.tr

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com