Mut İlçemiz

SİYAH BEYAZ MUT’LU / 13

SİYAH BEYAZ MUT’LU / 13
Serkan YALÇIN
Serkan YALÇIN( smmmser@hotmail.com )
25 Eylül 2020 - 10:49

KOZLAR

Sislerin içinde bir su akıyor gibi. Tam Darı Sekisi’ndeki virajı dönerken suyun sesini duyuyorum. Yolun üzerinden aşağıya doğru akıyor. Yanına yaklaşıyorum buram buram yarpuz kokuyor. Suyun olduğu her yerde kendiliğinden oluşan söğüt fideleri, yalçın kayalıkların arasında tarihe tanıklık etmiş asırlık ardıç ağaçları var.

Yukarıdan aşağıya doğru baktığımda Çaltılı’ya kadar uzanan yemyeşil bir orman. Ormanın içerisinde üveyik sesleri var. Yıkılgan’dan köşeyi her  döndüğümde kavaklar arasından evin çatısını bulma çabam. Yaylaya çıkmak için her yıl Haziran’ın ilk haftasını beklemek, traktörün üzerindeki o müthiş, tarifsiz serinlik, yolun kaldırdığı toz ve toprağı bile umursamamak…

Caminin önündeki pınardan su doldurmak için beklemek, bütün et ve peynirleri suyun önündeki yalağın içerisine bidonlarda koymak, eve her gün kova ile su taşımak, komşunun çocukları ile mozak toplamaya çıkmak, kahvenin etrafında kibrit kutusu aramaya çıkıp ikindin kaymakamın evinin duvarında kibrit kutuları ile oyunlar oynamak…

Ankara’ya alışmaya çalışıyorum. Benim için güzel giden tek bir şey var o da kar ile tanışmam. Çatıların üzerinde biriken karları izledikçe karlı pekmez yapmak geliyor içimden. Arkadaşlarıma anlatıyorum, karlı pekmezin ne olduğunu bilmiyorlar. Sonradan anlıyorum; kar olacak ama memleketin yaz sıcağı da olacak ki, o karlı pekmez kıymete binecek.

Mut’a dair izler arıyorum Ankara sokaklarında. Kalabalık var, gri dışı kararmış soğuk binalar var. Ağaçlar var ama yaprakları kokmuyor. Parklar var uçsuz bucaksız ama yaylanın yerini tutmuyor. Kuşlar bile insanlarla ahbap olmuş ayakların dibinde geziyor. Bir paket çekirdek alıp versen senle beraber gezecek, muhabbet edecek. Yaylada bahçelerin arasında gezerken Karatavuk’un sesi ile irkilmeyi ve korkudan ne yapacağımı şaşırmayı tercih ederim.

Çok küçük şeylerle mutlu olurduk aslında. Yaylaya geldiğimizde saçları üç numaraya vurup göç zamanı geldiğinde papaza dönen saçlarla Mut’a dönmek. Yaylanın serinliğinden çıkıp Mut’a geldiğimde herkesin kısa kollu olması, benim yaz günü kazakla yaşadığım garip utangaçlık. Cuma günleri pazardan alınan malzemelerin yaylaya geldiğinde sıcacık olması. Tüm yayla eşrafı olarak bir araya geldiğimizde mahrumiyetimizi unutmak için “Bugün aşağısı yanıyormuş, cehennem gibiymiş” dememiz…

Yaylaya çıkma belki eskiden daha zordu. Her istediğimizde gidemiyorduk zaten, vasıta da azdı. Sanki o zamanlar her şey daha güzeldi. Komşularımız, taş evler, ağaçların boyunu aşmayan evler. Ceviz ağaçlarının kokusu. Sadece bekçi dayıda olan çevirmeli telefon… Bu arada elektrik yok, yaylada gaz lambası ile akşamları duvarda gölge oyunları oynuyoruz. Erken yatıp sabah erkenden kalkıyoruz. Günlerin uzun olmasını yükseklerde olduğumuzdan dolayı olduğunu sanırdım çocuk aklımla. Geceleri gökyüzüne baktığında tüm yıldızları görmek, akşam el feneri ile yol boyuna gittiğinde yol kenarındaki ateş böceklerinin sana eşlik etmesi…

Ne kadar güzel şeylerden mahrum olmaya başladık farkında mısınız?  Teknoloji çağı bizim güzel olan çoğu şeyimizi elimizden aldı. Oysa, eskiden yaylaya gelmek de yayladan gitmek de ayrı birer zahmetti. Belki evlerimiz taştandı, çatıları çinko ve tahtadandı. Fakat yaylanın kendine özgü kokusu, bizleri etkileyen kendine özgü doğası var. Maalesef insanoğlu doğayı hızla  betona çeviriyor. Koz eski Türkçe’de ceviz demekmiş. Kozlar Yaylası, Cevizli Yayla demek. Ceviz bahçelerimizi, kavak bahçelerimizi azalttık. Eski çocukluğumuzdaki yaylamızı özlüyoruz şimdi. Sarıkeçili Yörüklerinin develeriyle geçtikleri ve develerin heybelerindeki ela gözlü, mavi gözlü, sarı saçlı, yanakları kıpkırmızı çocuklara el sallamayı özlüyoruz. Sarıkeçililer yine geçiyorlar ama hislerimiz aynı değil… 

Artık bahçelerin arasında gezerken aynı kokuları almıyorum. Asfaltın geldiği gibi poşet ve plastiklerde gelmiş. Her yer poşet artığı. Bahçelerin arası -belki yüzlerce yıl yok olmayacak, plastik şişeler ve bardaklarla dolu.

Hadi Kozlar halkı yapmayın böyle! Yayladan göç zamanı bir olun, el birliği ile ellerinize aldığınız çöp poşetleri ile yaylanın her tarafındaki plastik atıklarını, poşet atıklarını toplayalım.

Uzun ve şehirlerarası yolculukları sevmiyorum. Bu yolculuklarda yalnız kaldığımda aklıma ne gelirse yazıyorum. En büyük korkum, çocukluğumun büyük bir kısmının geçtiği Kozlarımızın birgün elimizden kayıp, yok olması. Sahi sizler için yayla ne demekti?

Benim için Kozlar; yarpuz kokusu, ardıç kokusu, ceviz kokusudur…

Mut Kozlar Yaylası

© Mutilcemiz.Net 2020 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com