Mut İlçemiz

SÜLEYMAN ŞENTÜRK İLE SÖYLEŞİ

SÜLEYMAN ŞENTÜRK İLE SÖYLEŞİ
10 Ekim 2020 - 13:17

Mut’un saygın esnaflarından Süleyman Şentürk 08.10.2020 Perşembe günü trafik kazası sonucu hayatını kaybetti. Süleyman Şentürk’ün anısına Mut Çıtlık Kültür Sanat Dergisi’nin 30’uncu sayısında çıkan bu söyleşiyi yayınlıyoruz. Ruhu şad olsun. Yakınlarına ve sevenlerine baş sağlığı diliyoruz.

SÜLEYMAN ŞENTÜRK İLE SÖYLEŞİ

NİHAT MUSTUL: Merhaba Süleyman Bey. Nasılsınız? Dergimizin bu ayki konuğu sizsiniz. Mut’ta insanlar gözünü kapatsa bile Şentürkler’i bilirler, bulurlar. Ama sizin kökünüzü,  örneğin Karamanlı olduğunuzu herkes bilmeyebilir. Bu yüzden kendinizi, ailenizi tanıtmakla başlayalım söyleşimize.

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Ben Süleyman Şentürk. Aslen Karamanlıyız. Babam Karaman esnaflarından Terzi İsmail Şentürk diye bilinirdi. Annem yine Karaman’ın yerlisi. 7 yaşında hafız olan Hafız Hüseyin Hocanın kızıdır. Biz 5 kardeşiz. En büyüğümüz Halit Şentürk İş Bankası Müdürlüğünden emekli olup şu anda Ankara’da oturuyor. Daha sonra ben geliyorum. Benden sonra ikiz kardeşlerim olan Habip Şentürk bir dönem Mut İş Bankasında vezne şefliği yapmıştır. Sonra Konya İş Bankasından emekli olmuş ve Konya’ya yerleşmiştir. Onun ikizi kız kardeşim Kadriye Kurşun, emekli öğretmen olup İstanbul’da oturmaktadır. Beşinci kardeşim Mustafa Fehmi Şentürk Mut’ta oturmakta ve birlikte çalışmaktayız. 

NİHAT MUSTUL: Karaman kökenlisiniz, tamam. Peki kaç yılında Karaman’dan ilk defa Mut’a geldiniz? Kiminle geldiniz ve geliş gerekçeniz ne idi?

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Karaman’dan 1960 yılında Mut’taki akrabamız Abdurahman Karaman’ın vefatı üzerine başsağlığı için babamla beraber geldik. Gelişimiz bir Cuma günüydü. Şehir kalabalıktı ama ticari hayatta bir canlılık yoktu. Babamla Mut’taki ticaretin eksikliğini gözlemledik. Ertesi Cuma iki balya basma ve pazen alarak merhum Selami Özin amcanın fort kamyonu ile Mut’a geldim. Şimdiki Belediyenin önünde kalenin burcunda barakalar vardı. Merhum Kasap Nuri amca barakasını o gün bana verdi. O gün akşama kadar getirdiğim kumaşların hepsini sattım ve bitirdim. Böylece Mut’ta ilk pazarı kurmuş oldum.

NİHAT MUSTUL: Biraz ipucu vermiş olsanız da, Mut’a ilk gelişinizi hatırlıyor musunuz? Mut’un o günkü durumunu, kaldığınız evi, Mut’ta ilk tanıştığınız insanı, ilk işiniz ve işyerinizi anımsıyor musunuz? Anlatır mısınız?

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Çok iyi hatırlıyorum. Mut henüz gelişmemişti. Bir dükkanda bakkaliye, manifatura, kavafiye, (ayakkabı satılan dükkan) nalburiye vs. her şey satılıyordu. Ben ilk olarak şimdiki belediyenin yerindeki kemerli dükkanlardan birini kiralayarak orada satış yapmaya başladım. Daha sonra dış çarşıda Mehmet Paylı’ya ait olan dükkanı kiraladım. O dükkanda yalnız manifatura ve tuhafiye satmaya başladım. Aynı zamanda Cuma günleri de Cuma pazarına çıkmaya başladım.

 Mut’a taşındıktan sonra ilk oturduğumuz ev şimdiki Pazar yerinin karşısında bulunan Topbaş Amcanın eviydi. Daha sonra şuandaki Beko mağazamızın karşısındaki Palantepeli Merhum Hacı Mehmet Amcanın evine taşındık. Bu meyanda evimizin karşısında oturan, şu anda eşim olan Günsel Hanımın babası Hüsnü Gürkan ve ailesi ile tanıştık, kısa zamanda da bütün Mut halkı ile tanışmış oldum.

NİHAT MUSTUL: Peki biraz da Karaman’daki günlerinizden, çocukluğunuzdan, gençliğinizden bahseder misiniz?

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Ben ilk ve ortaokulu Karaman’da okudum. O zaman Karaman’da lise yoktu. Arkadaşlarımın çoğu Konya Lisesine veya iki yıllık sanat okuluna gittiler. Babam beni akrabalarımız olduğu için Ankara Atatürk Lisesine gönderdi. Hoş bir tesadüftür ki, bugün torunum Günsel de sınavlarını kazanarak aynı lisede okumaktadır. Okul açıldığı gün ilk işim Anafartalar Caddesine çıkıp bir lise şapkası almak oldu. 1957 – 1958 eğitim öğretim döneminde Ankara Atatürk Lisesinden mezun oldum. Lisedeki arkadaşlarımızla her sene baharda eşlerimiz ile beraber buluşuyoruz. Toplu bir yemekte eski günlerimize dönüyoruz. Bir yılda bu toplantımızı Mut’ta ben düzenlemek istiyorum. Arkadaşlarımı burada ağırlamak istiyorum. Yazları tatile geçen arkadaşlarım Sertavul’daki evimize uğrayıp bahçeden kiraz toplamadan geçmiyorlar. O günlerimizi ve o arkadaşlarımı çok özlüyorum. Bu toplantılarda hepimiz o yaşlara geri dönüyoruz. Liseden sonra iki yıl Karaman’da İstiklal İlkokulunda vekil öğretmenlik yaptım. Okulumuz kenar mahalledeydi. Öğretmenlik yaparken 144 lira maaş alırdım. Bu para ile dükkanımızdan kumaş alır anneme önlükler diktirirdim ve öğrencilerime bu önlükleri giydirirdim. Tertemiz bu öğrencileri görenler “Bunlar Süleyman’ın öğrencileridir” derlerdi. Karaman o zaman çok küçüktü ve herkes birbirini tanırdı. Hala Karaman’a gittiğimde karşılaştığım talebelerim oluyor. Hocam diye elimi öpüyorlar, ben onları tanıyamasam bile onların beni hala hatırlamalarından çok mutlu oluyorum. Öğretmenliğin saygınlığını ve değerini bir daha anlıyorum.

NİHAT MUSTUL: Şimdi Şentürkler Mut’ta bir marka. Bu kolay oldu mu? Hangi aşamalardan geçtiniz?

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Evet, Mut’ta bir marka olduk ama bu hiç kolay olmadı bu. Zor aşamalardan geçtik. Daha önce de söylediğim gibi dükkanın yanında cuma günleri Mut’ta pazara çıkıyordum. Bunun yanında cumartesi Anamur’da,  Pazar günü Derepazarı’nda, Salı Çarşamba Erdemli ve Tarsus’ta pazara çıktım. Bu dönemler çok zordu. Eşim bu dönemde bana çok yardımcıydı ve destek oldu. Bir müddet sonra sadece Mut pazarına çıkmaya başladım. Kardeşim Mustafa o dönemde İzmir’de İktisat Fakültesinde okuyordu. Perşembe akşamı İzmir’den otobüse biner Cuma sabahı Mut’a gelir ve bana yardım ederdi. Pazar akşamı da geri dönerdi. O dönemlerde anarşi ve öğrenci olayları çok artmıştı. Bir hafta içi geldiğinde, bir daha gitmeyeceğini söyledi. Nedenini sorduğumda, Konak meydanında meydana gelen bir olayda bir öğrencinin öldürüldüğünü söyledi ve o kargaşadan çıkarak hemen Mut’a geldiğini anlattı. Böylece İzmir İktisat Fakültesi son sınıfta okulu bırakmış oldu.

O dönemler bizler için çok zordu ama hiç yılmadım. O dönemde hiç para da kazanamıyordum. Çünkü ben malı vadeli alıyor, peşin alanlarla aynı fiyata satıyordum. Eşim o yıllar Gazi İlkokulunda öğretmendi. Birbirimizle dayanışma içindeydik. Yılmadan çalıştık, sonunda da Allah bizim yüzümüzü kara çıkarmadı, emeğimizin karşılığını alarak durumumuzu düzelttik.

Bir müddet sonra Laal Paşa Caminin karşısındaki arsayı Fotoğrafçı Emin Amcadan satın aldım, dükkan yaptırdık ve oraya taşındık. Bu arada işi genişlettik ve değiştirdik. Dükkanda beyaz eşya, elektronik ürünler satmaya başladık. Şimdiki Beko’nun olduğu dükkanda da mobilya satmaya başladık.

Şimdi 40 Yıllık Şentürkler markası olarak 5000 metrekare kapalı alanı olan Beko bayiliği,  ayrıca İstikbal Mobilya bayiliği ve Kaşmir Halı bayiliğimiz var. Ayrıca son yıllarda zeytincilik sektörüne de girdik.  Uzun yıllar Mut’ta motosikletin tek satıcısıydık. Bir dönem hafif ticari araç da sattık, fakat daha sonra bunu bıraktık. Çünkü işin çok dağılması, yanında bir çok zorluğu da getiriyor.

NİHAT MUSTUL: Şentürklerin bu duruma gelmesinde Mut halkının bir payı var mı sizce? Bu konuda neler söylemek istersiniz?

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Mut halkının payı tabi ki çok fazla. Çünkü ben Mut’a güvendim, inandım, istikrarlı çalıştım, yenilikler getirdim. Halkımızın dışarıya gitmesini kısmen önledim. Dükkanıma giren hiç kimseyi boş çevirmedim. Şu anda Mut’un müşterisinin yüzde sekseninin ismi, adresi benim bilgisayarımda kayıtlıdır. Hiç kimseyi icraya vermedim. Karşılığını da Mut halkı bana güvenini göstererek verdi. 56 yıllık ticari hayatımda bir malı değerinden fazla fiyata hiç satmadım. Çünkü insanları aldatırsam bir daha gelmeyeceklerini biliyordum. Hep kanaat ettim bundan da karlı çıktım.

NİHAT MUSTUL: Ticarette başarılı olmanın yolu yöntem sizce nedir?

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Her şeyden önce dürüst ve güler yüzlü olmak, insanlara menfaat için yalan söylememek lazım. 56 yıllık ticari hayatım var. 56 yıllık vergi mükellefiyim. Kredi kartı çıkmadan önce hep senet ve açık hesap çalışırdım. Dükkanımdan parası olmadığı için hiç kimseyi boş çevirmedim. Onun için insanlar bana güvendi. Geç ödeme yapanlara yüzümü eğmedim. Çünkü o insanlarla ticari hayata devam edeceksem, bana onlar bir daha lazım dedim. İnsanlara borcunuzun zamanı geçti diye telefon etmedim, evine işyerine haber göndermedim. Allah verdi, vermeye de devam ediyor, daha ne isteyeyim. Kredi kartına dönülünce senetlerden çok büyük batağım oldu ama gene de kimseyi incitmedim. Daima dik durdum, uzun yıllar hep Mut’ta vergi rekortmeni oldum.

NİHAT MUSTUL: Yanılmıyorsam bir ara Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı da yaptınız, biraz anlatır mısınız?

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Evet, bir dönem Mut’ta Ticaret ve Sanayi Odası Başkanlığı dışında, CHP İlçe Başkanlığı, merhum Yahya İnanıcı’nın Belediye Başkanlığı döneminde Belediye Meclis Üyeliği,  Mut İdman Yurdu yönetiminde ve daha birçok yerde görev aldım.

NİHAT MUSTUL: Biraz da daha özel sorulara geçelim isterseniz. Örneğin eşinizle nasıl tanıştınız, kaç yılında,  nasıl evlendiniz?

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Eşim Günsel Şentürk emekli öğretmendir. Eşim ile akrabaydık fakat o günün şartlarında Karaman ile Mut arasında gidiş geliş çok zordu. Biz Karaman’dan Mut’a taşındıktan sonra karşılarında merhum Hacı Mehmet amcanın evinde otururken komşu olduk. O dönemde birbirimizi daha iyi tanıdık. Annem de Günsel’i çok beğenmiş, görücü usulü ile 1965 yılında nişanlandık, bir yıl sonra aynı gün de evlendik. Evliliğimiz 49 yılını doldurmak üzere mutlu ve mesut devam ediyor.

NİHAT MUSTUL: Ben biliyorum ama okurlarımız için soruyorum; kaç çocuğunuz var, ne iş yapıyorlar? Sonra torunlarınızı da anlatır mısınız?

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Benim iki çocuğum var. Oğlum İsmail Şentürk, (babamın adı) Mut’ta ilk ve ortaokulu bitirdikten sonra Lise tahsilini İstanbul Kabataş Erkek Lisesinde yaptı. Bursa’da Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinden mezun oldu ve ilk göreve Erzurum İl Sağlık Müdür Yardımcısı olarak başladı. Daha sonra Mut Devlet Hastanesinde ve SSK’da hekim olarak çalıştı.  Devletten ayrılıp kendi işini kurdu, Mut’ta Göksu Polikliniğini çalıştırdı. Polikliniklerin kapatılmasıyla doktorluğu bıraktı ve beraber kendi işimizde çalışmaya başladık. Yaşım ilerlediği için işimin başına oğlumun geçmesini istedim. Sağ olsun beni kırmadı ve kendi işimizin başına geçti. Hiç yabancılık çekmeden işimizi devam ettirmektedir. Oğlum İsmail öğretmen Gülsün Şentürk ile evli olup iki çocuk babasıdır. Torunlarım Günsel Şentürk Ankara Atatürk Lisesinde okumakta,  Süleyman Şentürk ise Mut Gazi ortaokulunda okumaktadır.

Kızım (annemin adı) Şerife Tunca ilk ve ortaokulu Mut’ta bitirdikten sonra liseyi İstanbul Kadıköy Kız Lisesinde okudu. Kızım da Uludağ Üniversitesi İİBF İktisat bölümünü bitirdi. Şu anda öğretmenlik yapıyor. Çocuklarımın ikisinin de Bursa’da okuması bizim için bir şanstı. Bursa’dan bir ev aldık, eşim de çocukların yanına gitti ve ben o dönemde çok zaman Mut’ta bekar kaldım. Sağ olsunlar çocuklarım beni okul konusunda hiç üzmediler. Kızım Şerife Tunca, Dr Meriç Tunca ile evli olup iki çocuğu vardır. Damadım Mut Kültür Aile Sağlık Merkezinde aile hekimi olarak görev yapmaktadır. En büyük torunum Süleyman Şentürk Tunca İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okumaktadır. Kardeşi İbrahim Tunca ise Mut’ta Gazi ortaokulunda okumaktadır.

NİHAT MUSTUL: Süleyman Şentürk kendisini üç dört cümle ile nasıl tanımlar acaba?

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Benim ismimi çok kimse bilmez. Mut’ta herkes beni Şentürk olarak tanır. Bu konu ile ilgili unutamadığım bir anım var. Bir gün pazarda satış yaparken bir yaşlı teyze yanıma geldi. Bana, “Yavrum Şentürk nerede?“ diye sordu. Buyur teyze Şentürk benim dedim. Teyze bana dikkatlice baktı, baktı, “Ben de Şentürk’ü boylu boslu, kelli felli bir adam diye düşünüyordum, sen daha ufak tefek bir çocukmuşsun” dedi. Bana teyzenin bu sözleri unutamadığım güzel bir anı olarak kaldı.

NİHAT MUSTUL: Sizce kültür sanatın insan yaşamındaki önemi nedir?

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Bence çok önemli. Rahmetli babama ben ortaokulu bitirip okumayacağım, dükkânın başına geçeceğim dediğim zaman bana, “Oku da hamal ol istersen” demişti. Ne dediğini şimdi çok daha iyi anlıyorum. O zaman Karaman’da manifaturacı Nuri Ölçer amca vardı. Babam bana Nuri Ölçer amcanın lise mezunu olarak yaptığı işteki başarılarını örnek gösterirdi. Ben de babamın sözünü tuttum,  liseyi bitirdim, iş hayatıma öyle atıldım. İşimi çok severek yaptım ve çok da başarılı olduğuma inanıyorum. Bunun dışında ben gezmeyi, yeni yerler görmeyi çok seviyorum. Asya, Avrupa, Amerika, Afrika, Avustralya kıtalarında birçok ülkeye seyahat ettim. Bu seyahatlerim sırasında beni en çok Uzakdoğu kültürü ve Avustralya etkiledi. Özellikle Avustralya ve Yeni Zelanda’yı çok çok beğendim. Ankara’dan çıktık, bir saat Singapur’da mola verdik. 23,5 saatte Avustralya’ya vardık. Bir ülke o kadar mı temiz olur? Bu ülkede hırsızlık, gasp, adam öldürme diye bir şeyi hiç bilmiyorlar. Evlerde kilit, korkuluk diye bir şey yok. Sokaklarda bir tane çöp bulamazsınız. Yasak mı? Hayır, yasak değil ama kimse atmıyor. Bütün bunlardan çok etkilendim.  Yurt içi gezilerimde de Çanakkale ve Karadeniz beni çok etkilemiştir.

NİHAT MUSTUL: Sizin kültür sanatla aranız nasıl peki? Kültür sanatı çok önemseyen büyük şirketler var, hatta bu şirketler bütçelerinden kültür sanata pay ayırıyorlar. Kültür sanata yatırımla mala mülke yatırım nasıl bir şey sizce? Sabancı bu dünyadan göçüp gitti, onun o fabrikaları, malı mülkü değil de, televizyonlardaki kahkahaları, kültür sanat yönü gözümüzün önüne geliyor hep. Ne diyorsunuz? Şöyle bir şey geldi birden aklıma, kültür sanat konusunda bir öncülük, yapılamaz mı böyle bir şey? Diyelim ki sizin adınızı taşıyan, geleneksel bir kültür sanat yarışması, yılda üç dört bin lira. Bir örneklik bir öncülük bu. Bunu bir düşünmenizi isterim.

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Bu konuya ben ticaret erbabı olarak yaklaşacağım. İlçemiz bir tarım ilçesidir. İlçemizde yetişen zeytin, kayısı, erik ve incir Türkiye’nin en kaliteli ürünleridir. Bu ürünleri günlük kültürümüzün içine almamız gerektiğine inanıyorum. Fakat bu konuda yeterli tanıtımlar ve reklamlar yapılmamaktadır. Örneğin bizim kayısımız İstanbul’da Malatya kayısısı olarak satılmaktadır. Biz Şentürkler olarak zeytincilik sektörüne de el attık. İzorya markası ile zeytinyağı fabrikamız hizmettedir. İzorya olarak üretime başladığımızdan bu yana her yıl dünya çapında ve Türkiye genelinde zeytinyağı tadım yarışmalarına katıldık. Bu yarışmalardan da hiç eli boş dönmedik. Zeytinyağımız her yarışmadan ödül alarak geldi. Aldığımız bu ödüllerin Mut’un tanıtımında çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu kadar kaliteli ürünler elimizdeyken bunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Mut zeytininin ve yağının tanıtılması için biz de yerel olarak zeytin ve zeytinyağı konulu fotoğraf yarışması düzenlemeyi ve yarışmaya katılan eserlerin sergilenmesini hedefliyoruz. Bu konuda Erdoğan Şentürk çalışmaları yürütmektedir. Bu konuda yeni fikirlere her zaman açık olduğumuzu söylemek isterim.

NİHAT MUSTUL: Her insan gibi siz de hayaller kurarsınızdır elbette. Bir iki tane hayalinizi bizimle paylaşır mısınız?

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Biraz önce de anlattığım gibi zeytinyağı sektörüne el attık. Bu sektörde de kısa zamanda belli bir yere ulaştığımızı düşünüyorum. Fabrikamızın ürettiği zeytinyağı bu gün dünya üçüncülüğü ödülü aldı. Bu ödülü aldığımız yarışmada dünyadaki zeytinyağı üretiminde ve kullanımında bizden çok daha önce bilinçlenmiş İtalya, İspanya gibi ülkeler vardı. Ayrıca Türkiye’deki zeytinyağı devi olarak tanınan Komili gibi büyük markalar vardı. Bütün bunların arasında İtalya’da yapılan yarışmada İzorya olarak dünya üçüncülüğüne biz layık görüldük. Bundan tabi ki çok gurur duydum. En büyük hayalim İzorya’nın bir dünya markası olmasıdır. Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim bilmeyenler için; İzorya eski çağlarda Silifke, Taşucu, Gülnar ve Mut’u içine alan yörenin ismiymiş. Yani İzorya, antik çağlardaki büyük bir medeniyetmiş.

NİHAT MUSTUL: Süleyman Şentürk’ün mutfakla arası nasıl peki? Hep tüketir mi, ürettiği de olur mu? Sonra neler yer neler içer, neleri sever?..

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Mutfakla aram çok iyi değildir. Bu iş kesinlikle eşime aittir. Ben çok az yerim ama saatinde yerim. Hiçbir öğünüm 15 dakika geç veya erken olmamıştır. Genel olarak sağlıklı besleniriz, zararlı alışkanlıklarım yoktur. En sevdiğim yemekler hamurlu arapaşı çorbası, Karaman usulü sulu pilav ve erişte çorbasıdır. Yeri gelmişken söyleyeyim, hep tüketici değilim, yazları Sertavul’daki bahçemizde sebzeler ekeriz. Benim ve eşimin en büyük zevki bahçemizdeki avarımızla uğraşmaktır. Torunlarımıza oradan bir şeyler yedirmenin zevki bambaşkadır. Bahçemizdeki her meyve ağacının bir de ismi vardır. Her torunum doğduğu zaman onlara bir meyve ağacı diktik ve isimlerini verdik. Yazları bu meyveler onlar olmadan boğazımızdan geçmiyor. Bahçedeki şeftalinin adı Büyük Süleyman, nektarinin adı Günsel, armudun adı Gülsün, Kirazın adı Şerife, Kayısının adı Meriç, eriğin adı Küçük Süleyman, vişnenin adı İbrahim, cevizin adı da İsmail’dir.

NİHAT MUSTUL: Oldukça sağlıklı görünüyorsunuz. Önemli bir sağlık sorununuz, düzenli kullandığınız bir ilaç var mı?

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Allaha şükrediyorum ki bir sağlık sorunum yok. 75 yaşına kadar aspirin bile içmedim ama şimdi oğlum bir tansiyon hapı verdi, sabah akşam onu kullanıyorum. Tansiyonum yok ama oğlum belli bir yaştan sonra kullanmam gerektiğini söylüyor. Hayatta hiç üzerime güneş doğmadı. Erken yatarım ve çok erken kalkarım. İşyerimi çok erken kendim açarım. Akşamları da ajansı zor dinler erken yatarım. Gece hayatım yoktur.

NİHAT MUSTUL: Okuyucularımızla unutamadığınız bir anınızı paylaşabilir misiniz?

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Yıl 2005, Mart ayı. Eşim ile birlikte Güney Amerika’ya gittik. Geziye çıkmadan on gün önce gözümde bir kayma oluştu. Silifke’ye göz doktoru Rasim Tunca’ya gittim. Rahatsızlığımın önemli olduğunu ama geziye gidebileceğimi söyledi. On gün içinde beni iyileştirdi. Yalnız eşime seyahate çıkarken birkaç tane limon koymasını, her fırsatta limonlu suyla yüzümü yıkamamı önerdi. Gezi güzergâhımız Adana’dan İstanbul, İstanbul’dan Madrid’e vardık. Madrid’te akşam yemeğinden sonra Güney Amerika’ya hareket ettik. Son derece mutlu ve heyecanlıydık. Yanımızda Mersin Devlet hastanesinden doktor arkadaşlarımız, yeni emekli olan arkadaşlarımız vardı. Aynı yörenin insanları olduğumuz için çok kısa sürede kaynaşmıştık. Uzun bir okyanus üstü yolculuktan sonra Şili’nin Santiago şehrine indik. Sabahın erken saatinde tur otobüsü gelmiş bizi bekliyordu. Uçaktan indik kontrollerden geçip otelimize hareket edecektik. Arkadaşlarımızın bir kısmı kontrolden geçti, ben geçtim sıra eşime gelince cihazlar ötmeye başladı. Hemen polisler müdahale ederek eşimi, üstünü ve çantasını aramaya başladılar. Derhal eşimi içeriye götürdüler. Dil bilmediğimiz için ne olduğunu hiç birimiz anlayamıyorduk. Tur rehberimiz hemen geldi. O da görevlilerle doğru düzgün anlaşamıyordu. Polisler, Günsel Hanımın çantasındaki limonlara el koydular, limonları ince ince kesip, üzerine boya döküp ezdiler ve imha ederken de bir sürü zabıtlar tutular. Bu arada herkes otobüse binmiş bizi bekliyordu. Şilili tur rehberimiz hemen yanımıza geldi polislerle görüştü ve bize suçumuzu açıkladı. Şili’ye dışarıdan yaş meyve sebze sokmak suçmuş. Şili’de tarım tamamen organik yapılıyormuş. Kesinlikle dışarıdan yaş meyve, sebze ve tohum getirmek yasakmış. Bunun için bize 70 Şili doları ceza yazdılar. Üzerimizde Amerikan doları olduğu için parayı kabul etmiyorlardı. O arada Şilili rehberimiz bu parayı cebinden ödeyerek eşimi kurtardı. Otobüsteki arkadaşlarımız heyecanla bizi karşıladılar. Durumu öğrenince bize limoncular ismini taktılar ve alkışladılar. Biz Mart ayında gittik orada mevsim sonbahardı. Öğlen yemeğini Mut’ta bizim Taşhan’a benzeyen bir mekânda yedik. Orası aynı zamanda bir pazar yeriymiş. Pazarda bizim bildiğimiz sonbahar meyve ve sebzeleriyle değişik meyve ve sebzeleri görmek çok hoşumuza gitti. Pazardan bizim albenisi olan limonlara hiç benzemeyen küçücük, şekli bozuk limonlardan aldık. O günkü menümüzde balık vardı ve bu şekli bozuk ama çok sulu limonları arkadaşlarımızla birlikte kullandık.  Bir daha ama çantamıza limon koymadan bu ülkeye gitmeyi istiyoruz. Gezimizin ikinci durağı Arjantin’di. Oradan Uruguay’a sonra da Brezilya’ya geçtik. Buraları çok beğendik ve özlem ile geri döndük.

NİHAT MUSTUL: Herkese sorduğum bir soru; yıllardır dergimize sürümcüsünüz, (abonesiniz) dergimizi nasıl buluyorsunuz; dergimiz için yapacağınız eleştirirliniz, önerileriniz var mı?

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Çıtlık Dergisinin gerçekten özveriyle hazırlandığını görüyorum ve sizi tebrik ediyorum. İlçemizde yaşayanların ve Mut dışında yaşayan Mutluların Mut’a ait değerleri bilinmesinin önemini vurgulamak isterim. Ayrıca derginin gelecek nesillere kültürümüzü aktarmasında önemli rol oymadığını biliyor ve yaşamasını istiyorum. Nihat Bey, sizi de Mut kültürüne yaptığınız bu katkıdan dolayı kutluyorum.

NİHAT MUSTUL: Peki Süleyman Bey, son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı? Bu söyleşiden dolayı size teşekkür ediyorum.

SÜLEYMAN ŞENTÜRK: Öncelikle bu zevkli söyleşiden dolayı ben size teşekkür ederim. Beni çok eskilerde yolculuğa çıkardınız.

Son olarak ülkemizin bir an önce huzur ve güvene kavuşmasını, eskisi gibi komşularımızla dost olayı diliyorum. Ayrıca eskiden olduğu gibi tarımda sanayide dışa bağımlı olmayan bir ülke olmamızı istiyorum. Çocuklarımızın huzur ve barış içinde bir ülkede yaşamasını diliyorum. Bu ülkenin kolay kazanılmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Yeri gelmişken bir şeyi daha anlatmadan geçemeyeceğim. Benim dedem Çanakkale de savaşmış bir Çanakkale gazisidir. Babam, babasını hiç tanımamış, yalnız halam, dedem doğu cephesine giderken Karaman tren istasyonunda babasını birkaç dakika görmüş. Daha sonra da dedemin şehit olduğu haberi gelmiş. Bütün şehitlerimiz nur içinde yatsınlar.

Not: Bu söyleşi 2014 yılında Nihat Mustul tarafından yapılmış, Mut Çıtlık Kültür Sanat Dergisi’nin 30’uncu sayısında yayınlanmıştır.

© Mutilcemiz.Net 2020 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com