DOLAR
47,7548
EURO
55,0735
ALTIN
6.774,22
BIST
14.110,14
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Açık
34°C
Mersin
34°C
Açık
Çarşamba Parçalı Bulutlu
33°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
32°C
Cuma Hafif Yağmurlu
32°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
31°C

TAŞHAN’IN GÖLGESİNDE

Mut’ta yürürken kaleden aşağı süzülen yol seni istemesen de Taşhan’a çıkarır. Bu öyle bir yapı ki, içine girdiğin anda tarihin sadece kitaplarda değil, taşların arasında da yaşadığını fark edersin.

1723–1725 yılları arasında, Osmanlı’nın İçel Mutasarrıfı olan Hacı Sunullah Paşa tarafından yaptırılmış. Dönemin ticaret yollarına açılan önemli konaklama yapılarından biri. Dikdörtgen planlı, ortasında geniş bir avlu var. Avluyu çevreleyen 39 odası, revaklı yapısı, dışarıdan bakıldığında sade ama içeriden bakıldığında oldukça işlevsel bir han mimarisi sunuyor. Burada yük indirildi, hayvanlar bağlandı, yolculuklar planlandı, ticaret yapıldı. Şimdi zamanın yolcuları yok belki ama taşların üzerinde onların ayak izleri hâlâ hissediliyor.

Günümüzde hanın işlevi değişmiş ama ruhu kalmış. Odalar artık deve kervanlarını değil, yerli üreticilerin el emeğini ağırlıyor. Zeytinyağı, sabun, kurutmalık sebze, reçel… Eski taş duvarların içine sinmiş yeni bir hayat var şimdi. Bu değişim, yapının anlamını silmemiş, aksine derinleştirmiş. Çünkü bazı yapılar sadece korunarak değil, yaşatılarak ayakta kalır.

Taşhan’ın içine girdiğimde ilk hissettiğim şey serinlikti. Ama bu serinlik fiziksel bir serinlikten çok, zihinsel bir duruluk gibiydi. Taşın sabrıyla, zamanın ağırlığıyla yoğrulmuş bir mekânda bulunmanın verdiği bir sükûnet. Duvarların arasından geçen hafif rüzgar bile dikkatli dinlersen bir hikâye fısıldıyor.

Orta avlunun tam ortasında bir noktada durdum. Gökyüzüne baktım. Açıktı. Gökyüzünün açık olması bazen bir tesadüf değil, bir hatırlatmadır. O anda şunu düşündüm: Zaman geçiyor ama bazı yerler aynı kalmak için değil, bizi yavaşlatmak için var. Taşhan, işte tam da böyle bir yer.

Bir taşın kenarına otururken hafifçe duvara dokundum. Bu taş duvarlar bir zamanlar yolcuydu; şimdi ev sahibi olmuşlar. Dışarısı hareketli, içerisi dingin. Dışarısı bugünü yaşıyor, içerisi geçmişi saklıyor. Belki de bu yüzden insan burada hem kendiyle hem de zamanla baş başa kalabiliyor.

Taşhan, Mut’un merkezinde duruyor. Ama taşıdığı şey sadece bir yapı değil. İçinden geçenler, kalanlar, geçen zaman… Her biri hâlâ avlunun taşlarına sinmiş. Burası sadece bir han değil, Mut’un taş hafızası.

Yazarın Diğer Yazıları