DOLAR
31,2180
EURO
33,9171
ALTIN
2.043,57
BIST
9.062,36
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Açık
21°C
Mersin
21°C
Açık
Cuma Az Bulutlu
21°C
Cumartesi Az Bulutlu
18°C
Pazar Az Bulutlu
18°C
Pazartesi Az Bulutlu
17°C

İrfani ile Sarı Yayla’ya

İrfani ile Sarı Yayla’ya
MUT
18.12.2022
A+
A-

İrfani ile Sarı Yayla’ya

İçelli halk şairimiz İrfani’nin çok tanınmış bir türküsü var; Sarıyayla. Halk türküleri sanatçımız Musa Eroğlu bu türküyü sazıyla sözüyle dillendirirken bütün güzel duygularını katar, dinleyenleri gönülden duygulandırır, bazılarımızın gözleri çakmak çakmak nemlenir. Herkesçe sevilen bu güzel türküye esas olan Sarıyayla neresidir, nerededir? sorusu açılır hep. Bazılarımız; belki vardır ama nerededir diye düşünür. Bazılarımız Kızılelma gibi algılar.

Çocukluğumdan beri duyageldiğim bu türkünün Sarıyaylasının neresi olduğunu ben de merak edip araştırdım. Toros Dağlarının üzerindeki Göktepe eteklerinde bir Mut yaylası olduğunu saptadım.

1950’li yıllardan sonra yaylacılığın gereksinimden çıkıp lükse dönüşmesiyle yüzlerce yaylamız gibi Sarıyayla da ıssızlığa terkedilmiş, üzücüdür ki zamanla unutulmaya başlamıştır.

Yıllardan 1850 (veya 60), aylardan Mayıs, (Haziran da olabilir). Mut Beylerinin davetlisi olarak Mut’a gelip birkaç hafta misafir kalan İrfani, yaylaları, yaylaların kekik, yavşan, yarpız kokan tertemiz havasını hele hele yaylaların güzellerini özlemeye başlar. O zamanlar izinsiz bey konağından ayrılmak mümkün mü?…

İrfani isteklerini, duygularını türkülerine katar gitme zamanının geldiğini vurgulayan türküler söyleyerek izin ister.

Gene bir gam geldi tuttu
Gurbet elin cevri yetti
Ölen öldü kalan getti
Sağlar yolum gözler şimdi

Aşkın dolusundan içtim
Ne yaman bir derde düştüm
Bu yerlerde çok eğleştim
Karagözlüm ağlar şimdi

İrfani gibi sohbetlerin tadı, tuzu bir aşık ele geçmişken kolay bırakılır mı? Tabii izin çıkmaz. Ama İrfani de özlemini başka türkülerle dile getirir:

Coşkun idim koçak gibi
Keskin idim bıçak gibi
Vakti geçmiş çiçek gibi
Sarardım soldum Allahım

Koç yiğitler alır satır
Arayerden kalkmış hatır
Ya yarimi bura getir
Ya ben ora sal Allahım

Gene habar geldi çeşm-i âlâdan
Başım hali değil derten beladan
Gözlerim bir mektup gelmez sıladan
Bir mektubu yazdıran yok yazan yok

Garipleri gurbet ele salarlar
Bu dert beni iflah etmez paralar
Göz göz oldu sinemdeki yaralar
Neşter vurup deldiren yok delen yok

Beyler bakarlar ki İrfani’nin derdi gün gün artmakta, daha fazla üzmemek için gitmesine izin verirler. İrfani de sevinerek Sarıyayla’ya doğru yola çıkar. İrfani bu o türküsüz olamaz, Onun yaşantısı türküdür. Hem gider, hem söyler:

Okundu yeni nameler
Bir gam geldi bağrım deler
Dost koynundaki memeler
Emilecek çağlar şimdi

Gide gide yolu Toroslara sarar. Toroslarda dereler, tepeler, sarp geçitler, kapızlar hep gidene engeldir. Ulaşım zordur Toroslarda İrfani özlemiştir sılasını, yaylasını:

Ne yatarsın bülbül bahar erişti
Eski derdim yenisine karıştı
Eller göçtü yaylasına kavuştu
Eğil dağlar ben yaylama varayım

Yükseğinde nemil nemil karın var
Engininde ala gözlü yarim var
Şunda bir dilbere intizarım var
Eğil dağlar ben sılama varayım

Almalar ayvalar yüksek daldadır
Felek beni günden güne aldatır
Ananın atanın gözü yoldadır
Eğil dağlar ben sılama varayım

+++++

İrfani öğleye doğru Mağras Dağı sırtlarına ulaşır. Sindel Tepesi eteklerinde Top Gediğine gelince aniden efil efil esen hafif bir esinti yüzünü okşar yüzünden atlayarak bütün vücuduna yayılır, sanki okşar gibi. Orada bir çamın gölgesine oturup kuşbakışı seyrettiği Göksu Vadisinin güzelliğine kapılarak kendine has türkülerini söylemeye başlar:

Söylen İrfaniye yarin öğmesin
Çözemedim ak göğsünün düğmesin
Uz bas kunduranı yer incimesin
Topla zülüfünü tel incimesin

+++++

Telli durnam kalk gidelim
Yollar çimeç bağlar şimdi
Sarı çiçek mor menevşe
Giyer bizim dağlar şimdi

+++++

Yol yürümekle biter, kalkıp yoluna devam eden İrfani, artık yaylalarına kavuşmuştur. Her koyakta bir Yörük obasına, her pınarda bir Yörük güzeline rastlar. Onlara içinden geldiğince türküler söyleye söyleye yoluna devam eden İrfani, bir kuşluk vaktı Sarıyaylasına ulaşır. Yaylayı tamamen görebilen yüksekçe bir yerde durur, bir süre coşkuyla seyreder Gönlünün bütün hasretiyle, sesinin bütün gücüyle bir OF çekip türküsüne başlar:

OOOFF!

Sarıyaylam seni yaylayamadım kar iken
Yavrı palazını avlayamadım tor iken
Sende bu güzellik ben de gençlik var iken
Alırım ahdımı koymam ay gelin

+++++

İrfaninin gür sesiyle yayla koyakları inim inim inler, herkes İrfani’nin geldiğini anlar, obayı bir sevinç ve şenlik havası sarar. Daha ilk akşamdan konuk çadırı kadınlı erkekli konuklarla dolmaya başlar. Yemekler yenip ayranlar içildikten sonra İrfani türkülerine başlar:

Bir küçücük nevrestenin elinden
Olanca aklımız hep zaya getti
Gece gündüz edasından nazından
Ömrüm sermayesi efvaya getti

Size kurban olam gökte melekler
Siyah zülfü mah yüzünde kelepler
Küçücükten verdiceğim emekler 
Görmedim vefasın hebaya getti

Benden selam olsun nazlı yarime
Dahi gelsin baksın benim halime
İrfani cehdetsin dostun yoluna
Desinler Mecnundur Leylaya getti

+++++

İrfani böyle söyleye söyleye vakit geçmekte gece yarıya ulaşmakta Ama bir beklediği var ki bir türlü görünmüyor. İrfani ise ona türküleri ile ulaşmaya çalışıyor:

Bizim elin ırmakları akar mı
Yaz olunca menevşeler kokar mı
Sevdiceğim seyrangâha çıkar mı
Eğlen durnam eğlen habar sorayım

Hak erdirsin aşıkları murada
Avcı mısın ne gezersin arada
Sevdiğimin seyrangâhı nerede
Eğlen durnam eğlen habar sorayım

+++++

İrfani bir ara başını kaldırıp baktığında beklediği gelmiş bir kenarda onu dinlemekte Bütün yorgunluğunu unutup yeni türkülere başlar:

Çoktan beri intizarın çektiğim
Eşim dostum musahibim geldin mi
Mecnun oldum dağ başını beklerim
Mecnuna teselli veren geldin mi

Gırağı değmiş yaprağını soldurmuş
Yad el değmiş gonca gülün yoldurmuş
Yavru bizden muhabbeti kaldırmış
Yad ellere meyil veren geldin mi

İrfani der zülüflerin düzgündür
Yavru ile muhabbetim bozgundur
O sebepten yarelerim azgındır
Yaremin melhemin vuran geldin mi

+++++

İrfani artık yaylalarına, sevdiklerine kavuşmuş; oba oba, koyak koyak gezip türkülerini söylemektedir. O günden Bugüne…

Doğan ATLAY

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.