KARACAOĞLAN SÖZLÜĞÜ

Karacaoğlan hem kendi devrinin ve yöresinin, hem de eski Türkçenin pek çok kelimesini en iyi yerde ve şekilde kullanması bilmiştir. Onun şiirleriyle XVI. yüzyılda halk dilinde yaşayan kelimeleri belirleyebilmekteyiz.
aceplen- : şaşırmak
açında : açıl artık
alında : al artık
ağrı : yön, taraf
alan : bütün, hepsi
alçım alçım : çeşit çeşit
alma : elma
alıç/aluç/alc: yabani erik
ama : bir cins geyik
asrık : yük
aşkar : benekli at;Battal Gazinin atı
atma : kilim ve havluda renkli yapılan kuşak, çizgi
ayruk : başka
bay : zengin
balaban : bir cins doğan
baz : doğan
belen : bel, geçit
belik : saç örgüsü
benefşe : menekşe
beri benzer : şöyle böyle
beser- / eser- : beslemek
bile : birlikte
bilece : birlikte
birke : büyük havuz, göl
bitek : münbit, verimli yer
bö(ü)rümcek : baş örtüsü
boran : kar fırtınası
bor : çorak yer
boymul : boynu kara koyun
bun : sıkıntı
burca burca : burcu burcu
burma : bir nevi geniş bilezik
büke : çevresi ağaçlık olan çıplak tepe
ceran/ceren/ceyran : ceylan
cılbah, çılbah : çıplak
cırnak, çırnak : tırnak
çal- : sürmek, vurmak
çalın- : vurulmak
çenber : yazma
çezil- : çözülmek
çez- : çözmek
çığalan- : cilalanmak
çığrış- : bağrışmak
çitin- : birbirine sürünmek
devin- : kımıldamak, deprişmek
devre : yanlış, ters
dolu : kadeh
doluk- : gözü yaşarmak
döngün : dargın
edik : koncu kısa çizme
eğin : omuz, sırt
eğme : kıvrım
eke : üç yaşında keçi
em : ilaç
eme : hala
engin : alçak yer
engel : düşman, rakip
enik : köpek veya kurt yavrusu
erbi : püsküllü saç bağı
erdemli : marifetli, becerikli
ergeç/erkeç: dört yaşında keçi
ergen : bekar
ev-/iv- : acele etmek
eydür : söylemek, demek
eyit : söylemek demek
ezgin : ezik, ezilmiş
geçek : köprü
geri : sonra
geşir : geviş getirmek
geze : gezme
göbelek : mantar
gökçek : güzel
gökerçin: güvercin
gölek : su birikintisi
gönen- : gün görmek
gövel : gök mavisi
gövün- : yanar gibi olmak
göz değ-: nazar değmek
günde : her gün
hemmi : bütün, hep (hemmi/ hamı/ kamu/ kamug)
ığran-/ırgan-: sallanmak
ılgıt ılgıt: serin, ılıkça
ılkım : uzaktan gelen ses, ışık, eriyen kar
ıra- : uzamak
ırla- : şarkı söylemek
ibrim ibrim : dalga dalga, bile bile
ilk yaz : bahar
imdi : şimdi
kadasını al-: yerine ölmek
kakı- : öfkelenmek
kalakla-: dalgalanmak
kalan/galan: artık, gayri
kaltak : kuskunsuz eğer
kallemiş: bir çeşit güzel koku
kamalak: çam cinsinden bir ağaç, dağ selvisi
kande : nerede
kanlı : katil
kanya : ufak kadeh
kastal : çağlayan,ırmak
keleş : güzel, yakışıklı, yiğit, cesur
kelli : artık, bundan sonra
kıcı/kırcı : ufak daneli dolu
kıl ördek: güzel ördek
köşek : deve yavrusu
kısarak : kısa boylu
kına- : ayıplamak
kırıl- : ölmek
kıvı : hücum, saldırma
kirmen : iplik eğirme iği
kocalık :yaşlılık
kocul :kucaklamak
koç : yiğit, kuvvetli, yakışıklı
konulga : konak yeri
kor :taş veya kerpiç duvann her bir parçası
kov- :koşturmak
koyak : küçük vadi
köyün- :yanmak
köz : kor
kuntu : ipek karışımı kumaş cinsimaral/
meral : geyik
oflaz : leylak rengini andıran renk; olgun, çok iyi
ola : acaba
onar- : tamir etmek, düzeltmek
ondur- : berekete ve refaha kavuşturmak
on- : berekete ve refaha kavuşmak
onulmaz: tedavi edilmez
otak :çadır, oturulacak yer
öndün : peşin
örek : bir çeşit kumaş
ören : virane
öte : ileri
öz : kendi
özge : başka
pahur : kızgın deve, deli deve
püren : kokulu bir ot
sağrı : sırt, arka
sabak : ders
sağmal : süt veren hayvan
sak : uyanık
sal : tabut; düzlük, yayla
salak : toplantı yeri, düzlük
savat : gümüş işleme, kakma
saz : sazlık yer
seğirt- : koşmak
sıla : doğum yeri, memleket
sıraca : bir hastalık
siyeç : çalı çırpıdan yapılan çit
sokun- : takınmak
somak : ekşi kırmızı bir meyve
süllem : merdiven
şilek/şelek: insan sırtında taşınan yük
şitil/sitil: dikilecek fidan
şol: şutaht: balkon
talan : yağma
tamu : cehennem
tana kal-: şaşmak
tay : denk, yükün bir tarafı
tek : gibi
temren: ok ucu
teyit/teğin: sincap
tezer- : kaçmak
tomur-: tomurcuklanmak
topak : yuvarlak veya demet şekline getirilen şey
tor : acemi, toy, tecrübesiz
toy : kazdan büyük yabani bir kuş
tuman : elbise
turalan-: avlanmak
turaç : bir cins sülün
türek : hileci; tüyünü değiştirmekte olan
tütün : duman
ucundan: sebebinden
uçmak : cennet
uğrun uğrun: gizli gizli
uğur : ön
uluk : ulu
ur- : vurmak
us : akıl
ut/ud : utanma
utlu : utangaç
uz : usta; uzun; uygun, iyi
ün : ses
ünle- : seslenmek
yağlık : büyük mendil
yalaz : parlak
yalı : yele
yanıl elma : kırmızı parlak elma
yasıl- : yaslanmak
Yaşın, yışın : gizli gizli
yavıkla- : kaybetmek
yazı : ova
yazma : ince baş örtüsü
yeğ : iyi
yeğin : güçlü; hızlı; üstün; çabuk
yekte : siyah eteklik, yelek
yelgin : yel gibi; çabuk
yel- : koşmak
yeni yetme ; genç
yenile : yeniden
yerin- : üzülmek
yer- : kötülemek
yıra- : uzaklaşmak
yit- : kaybolmak
yol : usul, düzen
yolak : patika
yoz : süt vermeyen hayvan,kısır
yöğrük/yürük : seri koşan
yöre : dik bayır, taraf yuha/yuka/
yufka : incecik
yumuşlu : hizmetli
yun- : yıkanmak
Kaynak : Mersin Halk Eğitimi Merkezi ve Akşam Sanat Okulu Müdürlüğü Yayın Organı İÇEL KÜLTÜRÜ 1992 Mayıs (21. sayı)






