Şu kısa ömre ne çok şey sığdırır insan… Ne sevinçler, ne hırslar, ne kayıplar, ne yarım kalmış hikâyeler… Ne mücadeleler, ne yıkımlar ya da susarak büyütülen acılar… Bir yerde ateş yanıyorsa, cayır cayır bir yangın ya da alev alev bir öfke varsa… Bir yerde çaresizlik, ihanet, haksızlık, yok sayılmak ya da adaletsizlik varsa… Çok zor biliyorum ama o çemberin içinde kalıp debelenmek yerine bir adım geri çekilmek gerekir. Bazen durmak çok kıymetlidir. Bazen susmak gerekir. Ne güçlü bir sessizliktir o…Zamanı gelince küllerinden doğacak.
Hepimiz, zaman zaman bireysel hayatlarımızda ya da toplumsal hayatımızda böyle anlardan geçmiyor muyuz? Bir ateş çemberinin içinde kalmayı tercih etmek yerine derin bir nefes alıp durmak gerekir. Başkalarının bize dayattığı kalıpları kabul etmek yerine edepli özgürlüğü yani kendiniz olmayı seçeceksiniz. Bu bazen daha azına sahip olma ya da kaybetme pahasına olabilir.
İnsan olabilmek, insan kalabilmek? Ötekinin hakkını savunabilmek… Senin gibi olmayana kucak açabilmek…Temel problemimiz bu aslında. Kendimiz için istediğimiz adaleti başkası için de isteyemememiz. İnsan olmayı öğrenmeden, haklı olmanın peşine düşmemiz.
Dünya yine her anlamda zor zamanlardan geçiyor. Önümüzdeki yılların gerek ekonomik gerek toplumsal açıdan hepimizi ciddi sınamalarla karşı karşıya bırakacağı aşikâr…
Eskiler bilir… Meşhur bir Amerikan Western filmi vardı: “İyi, Kötü ve Çirkin”. Clint Eastwood (iyi), Lee Van Cleef (kötü) ve Eli Wallach’ın (çirkin) unutulmaz performansıyla hafızalara kazınan bu film, Amerikan İç Savaşı sırasında gizlenmiş bir altın hazinesinin peşine düşen üç silahşörün hikâyesini anlatır. Filmdeki karakterler “iyi”, “kötü” ve “çirkin” olarak bilinir.
Blondie (İyi), diğerlerine göre daha vicdanlı ve merhametli davranır. Ancak o da bir kanun kaçağı olup tamamen masum değildir. Angel Eyes (Kötü), çıkarları uğruna her şeyi göze alabilen, acımasız ve vicdansız bir kiralık katildir. Filmde kötülüğü en açık biçimde temsil eden karakterdir. Tuco Ramirez (Çirkin) ise kaba, dağınık, açgözlü ama aynı zamanda mizahi yönleri olan bir suçludur. Buradaki “çirkin” ifadesi ile görünüşüne, tavırlarına ve toplum dışı yaşamına gönderme yapılır. Film, bu üç karakterin altına ulaşmak için kurdukları geçici ittifakları, ihanetleri ve çıkar çatışmalarını konu alırken, iyi ile kötü arasındaki sınırların her zaman net olmadığını da gösterir.
Filmin sonunda; Blondie (İyi), Angel Eyes (Kötü) ve Tuco (Çirkin) mezarlıkta gömülü altını bulmak için karşı karşıya gelir. Her biri diğerine güvenmediği için aynı anda silahlar çekilir fakat kimse ilk hamleyi yapmak istemez. Bu gerilim anında Blondie, durumu lehine çevirerek Angel Eyes’ı daha hızlı davranıp öldürür. Tuco ise silahsız bırakıldığı için çatışmaya doğrudan dâhil olamaz ve hayatta kalır. Altın mezardan çıkarıldıktan sonra Blondie, Tuco’ya hayatını bağışlar ama ona tamamen güvenmediği için onu bir ağaca bağlayıp gözünü kapatır ve altının bir kısmını bulunduğu alanda bırakır. Ardından kendisi atıyla uzaklaşarak altının büyük kısmını alır. Film, Morricone’nin unutulmaz müziği ile hayatta kalanların bile tam anlamıyla “kazanan” olmadığı, herkesin çıkarı için hareket ettiği bir dünyayı sergileyerek sona erer.
Bu film size de tanıdık gelmiyor mu?
Bir kahpe rüzgâr eser sokaklarımda
Pusuya düşürür, derde düşürür bilmeden
Barut kokar, ölüm kokar, pis kokar
Hiçlik gelir insana
Var mıdır şerefi ayrılığın?
Gider mi tozları üzerinden
Biter mi hesabı alacakaranlığın…




