DOLAR
45,9718
EURO
53,5210
ALTIN
6.619,38
BIST
13.872,25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Parçalı Bulutlu
26°C
Mersin
26°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
26°C
Cuma Açık
26°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
26°C
Pazar Az Bulutlu
27°C

MUT EFSANELERİ

MUT EFSANELERİ

GEYİK SAĞAN PERİ

Çoğlağan kapızında mı, Kestel kapızında mı? İkisini de söylerler.
Peri kızları geyik keçilerini sağarlarmış. Keçilerden biri hırçınlaşmış, tutulmak istememiş. Ona öfkelenen peri kızı:
“Yahı yağlı kurşunlardan git!” diye beddua etmiş.
Tesadüfen, o anda keçiye nişan alan bir avcının tüfeği patlamış, keçi vurulmuş. Bu defa peri kızı avcıya:
“Hazır mıydın a elleri kuruyası!” demiş, avcının elleri kuruyuvermiş.
Bo olaydan sonra zamansız geyik avlayanın başına fena bir iş geleceğine inanılır olmuş.
Fatma Melleç

ÇEÇTEPE

Mut’tan Karaman’a giderken 3’üncü kilometrede Kuruköprü ile Kokarçeşme arasında iki metre kadar yükseklikte muntazam koni şeklinde beyaz topraklı bir tepecik vardı. (Mutlular, etraf köylüler ev sıvamak için çektiler tükettiler, şimdi yok.) Güney tarafında aynı topraktan daha büyücek bir tepe daha var. (O duruyor.)

Küçük tepenin çeç, büyük tepenin de saman olduğu söylenir.
Çok eski zamanın birinde çiftçinin biri orada harman kaldırırmış. Harmanı atıp daneleri samandan ayırdığı sırada eşeği ile bir ihtiyar gelip biraz arpa biraz saman ister. Harman sahibi vermek istemez.
“Yok!” der. İhtiyar:
“Ya bunlar ne?” deyince:
“Toprak” cevabını verir. İhtiyar o zaman:
“Dediğin gibi olsun” deyince harman da saman da toprak oluverirler.
(Şimdi o bölgeye toptancı hali yapıldı. Çöpten samandan eser kalmadı.)
Fatma Melleç

GÜDÜKKAVAK

Yapıntı yaylasında bir burunda çok yaşlı bir kavak ağacı varmış. Seferberlik sıralarında çobanlar tarafından yakılmış. Rüzgar yarısından fazlasını kırdığı için “Güdükkavak” denmiş.
Zamanla içi çürüyüp boşaldığı için yağmurda kışta kalanlar içine girip barınabilirlermiş. Bilenler “beş altı kişi içinde oturabilirdi” dediler.
Zamanında orada gavurlarla cenk eden Hz. Ali, cenkte iyice yorulmuş. Biraz dinlenmek için o kavak ağacının içine girmiş. Keklikler de görmüşler, etraftaki kayaların üzerine çıkıp:
“Ali kavakta, Ali kavakta, Ali kavakta!” diye ötmeye başlamışlar.
Gavurlar da duyup Hz. Ali’yi orada şehit etmişler. Keklikler gelip Ali’nin kanını çiğnemişler, gagaları ile eşmişler…
İşte keklik ayaklarının ve gagasının kırmızılığını Hz. Ali’nin kanından o zaman almışlar.
(Çocukluğumda Yapıntılılardan duymuştum.)
Doğan Atlay

AY ALLAHIM YA UÇAN KUŞ YA TAŞ ET! (TAŞ KESEN HIRSIZ)

Çömelek köyünün Göğden yaylasında çok büyük bir orbuk varmış. Köylüler yazın yağlarını, peynirlerini orbuğa koyarlar güzün de alırlarmış. (Bu orbuk bugün de kullanılmaktadır). Orbuğun kapısı, kilidi yok. Herkes derisini tanımak için işaretler koyar, renkli çapıtlar, ipler bağlanır. Herkes derisini bilir bu yaşıma geldim daha orbukta derilerin birbirine karıştığını duymadım.

Yılların birinde orbuğa peynirini almaya giden biri derisini bulamamış. Başka birisi yağını bulamamış. Bir hırsızın orbuğa dadandığı anlaşılmış. Ertesi yıl orbuğa peynirler, deriler konulduktan sonra komşular sırayla gözetlemeye başlamışlar. Birisinin orbuğa girdiğini görünce ses etmemişleri, hele bakalım deri alacak mı diye beklemişler. İçeri giren adam gecikince merak etmişler:
“Haydin bakalım.” demişler.
Orbuğa girmişler bir de baksalar ki adam deriyi sırtlamış geliyor. Görünmek istememişler ama hırsız bunları görmüş. Çok utanmış, mahcuplanmış demiş ki:
“Allahım ya beni bir uçan kuş ya da taş et ki adamlar beni böyle görmesin.”
Hırsız da olsa gönülden Allahı çağırdığı için duası kabul olmuş. Adam sırtındaki deriyle beraber taş olmuş. Orbuğa girildiğinde taş olan adamı sırtındaki peynir derisiyle görmek mümkündür.
Bizim köyde herkes bu kayaya “Taş kesen hırsız.” der.
(Kaynak Kişi: Ayşe Uzun, Yaşı: 75, Okur-yazar değil. İkametgâhı: Aslen Çömelek köyünden olup şu anda Mut merkezde oturmaktadır.)
T. Muzaffer Kılıç

KÖR KURDUN RIZKINI VEREN BENİMKİNİ DE VERİR

Yoksul bir kadının bir tek keçisi varmış. Kadın sürünün içine keçiyi sağmaya gidermiş. Bakarmış ki keçi sağılmış. Çobana kızarmış:
“Allah’tan korkmaz mısın? Benim bir tek keçim var. Utanmaz mısın onu sağmaya? Sağacaksan zenginlerin keçilerinden birini sağ.”

Zavallı çoban yemin eder “Ben sağmadım” diye ama kadın inanmazmış.
Bir gün kadın yine çobana kızmış, keçiyi göstererek:
“Bir de utanmadan sağmadım diyorsun. Kör müsün?” Çoban keçinin sağıldığını kendi gözleriyle görür.

“Bu işte bir iş var” diye düşünen çoban, keçiyi takip etmeye başlar. Sürüden ayrılan keçi bir mağaraya girer. Mağarada bir kör kurt vardır. Keçi doğru kurdun yanına gider ve kurt keçiyi emmeye başlar. Keçi emdirdikten sonra mağaradan döner sürüye katılır.
Olayın etkisinde kalan çoban evine döner, değneğini fırlatır atar. Karısına der ki,
“Artık çobanlığı bırakıyorum.” Karısı:
“Niye?” der. Çoban:
“Kör kurdun rızkını veren Allah benimkini de versin” diyerek olayı karısına anlatır.
Zavallı kadın yalvarır yakarırsa da bir işe yaramaz.
Çoban bir gün tarlasında taş sökerken bir küp görür, küp ağzına kadar altın doluymuş. Uğraşır bir türlü çıkaramaz. Köye gelir, kayınbiraderlerine anlatır. Kayınları:
“Gece yarısından sonra beraber gidelim çıkaralım” derler.
“Şimdi herkes evine gitsin erkenden yatsın ki komşular şüphelenmesin.”
Çoban gelir erkenden yatar ki “Gecenin bir yarısında kayınlarım gelip beni kaldıracaklar” diye…
Çoban yatarken kayın biraderleri gizlice çobanın tarif ettiği yere giderler ve küpü çıkarırlar. Küpün ağzını açarlar, bir de bakarlar ki küpün içi hep yılan çıyan dolu. Fena halde kızarlar.
“Vay namussuz enişte, bizi nasıl kandırdın?” diye öfkelenirler. Küçük kayın der ki:
“Bu küpü götürüp eniştenin evinin bacasından aşağı dökelim, namussuzu yılanlar soksun gebertsin.”
Küpü çuvala katarlar köye getirirler. Öfkeyle çobanın bacasından aşağı dökmeye başlarlar. Bacadan aşağı şangır şangır altınlar dökülmeye başlar. Sesi duyan çoban karısını kaldırır der ki:
“Ya avrat, gördün mü? Ben sana demedim mi kör kurdun rızkını veren Allah benimkini de verir.”
(Kaynak kişi: Abdurrahman Acar, 1927 doğumlu, okur-yazar, İlice köyünde oturur.)
T. Muzaffer Kılıç

ERKEK TAŞI

Çok eski yıllarda iki Yörük ailesi varmış. Dağlara konup göçmekten usanmışlar. Demişler ki “artık birleşelim bir köyümüz olsun.” Kuskan köyüne yerleşmişler. İki yörüğün de hanımları hamileymiş. Demişler ki “kimin oğlu kimin de kızı olursa bu çocukları birbirleriyle evlendirelim.”

Gerçekten de Yörüklerden birinin oğlu diğerinin de kızı olmuş. Çocuklar büyüyünce birlikte davar gütmeye başlamışlar. Birgün kız oğlana demiş ki “bu böyle olmaz, artık beni babamdan istet.” Oğlan “peki” demiş. Babasına söylemiş. Babası da “olur” diyerek kızın babasına varıp kızı istemiş. Fakat kızın babası “olmaz da olmaz” demiş. Bu yüzden iki aile birbirleriyle düşman olmuşlar.

Oğlanla kız bir gün gizlice buluşmuşlar. Oğlan kıza “kaçmaktan başka çaremiz yok” demiş. Kız da kabul etmiş. Ertesi gün şafak sökerken kaçmışlar. Göksu Irmağı’nın yanına varmışlar. Irmak coşkunmuş, oğlan demiş ki “sen bu yakada bekle ben suyun derinliğini kontrol edeyim, geçilecek geçidi bulup gelip seni götüreyim.” Kız da “peki” demiş.

Oğlan karşıya geçmiş, geçit yolunu bulmuş tam geri döneceği sırada kızın babası ve kardeşleri yetişmişler. Oğlanı öte yakada görünce “korkak” demişler, “bu korkaklığınla sen nasıl bizim kızımızı alırsın, korkundan kızı bırakıp kendi canını kurtardın.” Oğlan bu sözden çok utanmış ve yaslandığı taşın yanında donarak taş olmuş. Oğlanın taş olduğunu beri yakada gören kız da üzüntüsünden taş olmuş. Şimdi bu iki taş, Çiftçiler köyünün karşısında heykel gibi dururlar ve bu taşa “Erkek Taşı” denilir. (Kaynak Kişi: Hüseyin Yıldırım, 35 yaşında, ortaokul mezunu.)
Y. Soner Çiftçioğlu Mut İlköğretim Okulu 8. Sınıf Öğrencisi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.