DOLAR
45,8248
EURO
53,4784
ALTIN
6.687,67
BIST
13.662,75
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Parçalı Bulutlu
25°C
Mersin
25°C
Parçalı Bulutlu
Pazar Parçalı Bulutlu
26°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
26°C
Salı Parçalı Bulutlu
26°C
Çarşamba Az Bulutlu
26°C

MUT’TA BAZI İNANIŞLAR

MUT’TA BAZI İNANIŞLAR
10.09.2025
A+
A-

Doğum, loğusa ve yeni doğan bebeklerle ilgili inanışlar

Bölgede olumlu veya olumsuz birçok inanış az da olsa sürdürülmektedir. Bu inanışlara göre doğum öncesinden, loğusalığa ve yaşamın diğer evrelerinde yapılması ve yapılmaması istenen davranışlar vardır. Bunlardan bazıları:

– Elenmiş toprak kavrulur, biraz soğutulur, doğum sancısı çeken kadın, bu ılık toprağa oturtulur. Aynı uygulama doğum sonrasında da yapılır.

– Bebek emziren annenin memesinin yarılmaması için kül ve soğan suyuyla yıkanır.

– Yeni doğan çocuk doğar doğmaz yıkanır. Çocuğun vücudu kokmaması için tuzlanır. Bazı uygulamalarda da tuzun üzerine çam kabuğu tozu sürülür (bunun adı avkılamaktır). Bir süre bekletilir, sonra yıkanır ve kavrulmuş-soğutulmuş ince beyaz toprakla “belenir” (sarılır).

– Bebeğin gözüne “çıra isi”nden yapılan sürme çekilir, yeni doğan bebeğe sürme çekilmezse bebeğin gözünü açamayacağı veya çok iyi göremeyeceğine inanılır. Sürmeyle kaş çizilir. Çizilen kaş ne kadar düzgün olursa kaşların da o kadar güzel çıkacağı (çocuğun kara gözlü karakaşlı olacağı), gerçek kaşların sürme sürülen yerden çıkacağı düşünülmektedir.

– Bebeğin başına sarı yazma bağlanır, yüzüne al örtülür, sarılık olmasın, al basmasın diye.

– Çocuğun göbeğinin kesildiği makasa bir soğan saplanarak duvarın yüksek bir yerine asılır. Orada iki gün duracaktır.

– Bebeğin göbek bağı düşünce, cami veya okul bahçesine gömülür (okusun, inançlı olsun diye).

– Bebek altı aylık olmadan saçı ve tırnağı kesilmez.

– Beşik boşken sallanmaz, sallanırsa bebeğin öleceğine inanılır.

– Çocuk doğduğunun yirminci günü yirmi çakılla yirmi defa “Kul hu Allah” duası okunduktan sonra bir kazan ılık suyun içine atılır. Bu su ile çocuk ve anne yıkanır. Çakıllar, bebek anasının kucağındayken bir tas su ile baştan aşağıya dökülür. Bu uygulama kırk günlük olunca da yapılır (Kırk çıkarma). Birincisi “yarı kırk”, sonraki “kırktır”.

– Bebek kırkı çıkana kadar odada yalnız bırakılmaz, dışarı çıkarılmaz, iki kırklı bebek de birbirine gösterilmez. Yine kırkı çıkmadan cenaze evine gidilmez. Bunlar yapılmazsa kırk karışmış olur. Ayrıca fesatlık olsun diye bebeğin giysisinin gizlice alınması durumunda, bebeğin zamanla hastalanacağına, sararıp solacağına inanılır. Bunu önlemek için bebeğin çamaşırları dışarıya asılmaz.

– Kırk basma (karışma) durumunda, 40 çakıl taşı, 40 arpa, 40 buğday tanesinin konulduğu su ile bebek dört yol ağzında, dua okunarak yıkanır. Bebek, hiç arkaya bakmadan eve getirilir. Bunlar yapıldığında çocuğun sağlığına kavuşacağına inanılır.

– Bebek sancılanırsa anason, eğir, papatya suyu, nane, kekik kaynatılarak içirilir.

– Çocuğun dişi çekilince veya kendiliğinden düşünce, yeni dişlerinin sağlam çıkması için, çıkan diş dama atılır ve atılırken, “it dişi gibi pek (sağlam), koyun dişi gibi ak bit” şeklinde dilekte bulunulur.

Nazar değme, kurşun dökme, seğ sıvama ve diğer önlemler

Nesiller boyu söylene gelmiş, halkın yaşantısında her zaman rastlanılan bir inanış vardır ki, “nazara” veya “göze gelme” deyimleriyle ifade edilir.

Sağlıklı bir insanın aniden hastalanması, kaza geçirmesi, mutlu bir yuva üzerine karabulutlar çökmesi, tarladaki mahsulün zarar görmesi, iyi süt veren ineğinin, koyununun, keçisinin sütünün azalması veya kesilmesi durumlarında nazara geldi, göze geldi sözlerinin çok kullanıldığı görülmektedir.

Nazar değen kişi esner, başı ağrır, sıtma tutar.

İnsanlar öteden beri bir takım kötü güçlere inanmışlar ve bunların olumsuz etkilerinden zarar görmemek için bir takım önlemler almışlardır. Bölgede, nazarla ilgili pratik önlemlerden bazıları şöyledir: Nazar boncuğu, muska, hamayıl takmak, üzerlik tohumu asmak (duvara), maşallah demek gibi.

Mut’ta mezarı bulunan ünlü halk şairi Karacaoğlan’ın da türkülerinde nazara değindiği görülmektedir:

“Maşallah deyin de değmesin nazar
Bilezik takmaya kolları güzel,

Sen asla kötüynen eğleme pazar
Hamaylılar takın değmesin nazar”

İnanışlara göre her insan kötü ve keskin göze sahip değildir. Yörede daha çok gök gözlü veya dişi seyrek olanların, nefesi kokan ve kıskanç insanların nazarının değeceğine inanılır. Nazar değme durumunda da bazı önlemler alınmaktadır. Bunlardan belli başlıcaları:

a. Kurşun Dökme:

Kurşun dökerek, nazarın (olumsuz durumun) geçeceğine inanılır. Herkes kurşun dökemez. Çevrede kurşun döktüğüne inalılan, güvenilen kişilere bu iş yaptırılır. Kurşun dökmede, nazar değdiğine inanılan kişi kıbleye döndürülür ve üzerine örtü örtülür. Bir parça kurşun, küçük bir tavada eritilir, hastanın başının üzerinde, bir tastaki soğuk suya dökülür. Erimiş kurşun alınır tekrar tavada eritilir Fatiha ve İhlâs sureleri okunarak tastaki suya dökme işi üç defa tekrarlanır. Daha sonra tastaki su nazar değen kişi dahil herkesin üzerine ve odaya serpilerek kapı önüne ters kapatılır. Kızgın kurşun parçasının suyun içindeki aldığı şekle göre, nazar eden kişinin kime benzediği konusunda yorum yapılır.

b. Seğ Sıvama (Seğlemek):

Seğ olarak isimlendirilen nışadır (amonyak tuzu), nazar değen kişinin üzerine sürülür, ateşte pişirilir. Büyüyüp kabaran seğ, nazarlı kişinin sağ avucunun içinde bıçakla kıyılır, bir tastaki suyun içine atılır. Bu sudan nazarlı kişiye içirilir. Kalanı da orada bulunanların üzerine ve odaya serpilir ve tas kapının önüne ters kapatılır.
Kurşun dökme ve seğ sıvama dışında;

“Okunmuş tuz ve üzerlik yakılarak nazar değen kişi tütsülenir. (Üzerlik Otu: Sedef otgillerden, yaprakları almaşık, çiçekleri beyaz renkte, susama benzeyen tohumları olan bir bitki)

“Okunmuş tuz yalatılır.

“Nazar değdirdiği varsayılan kişinin bastığı yer bıçakla çizilir ve ayağının altından alınan toprak nazar değene yalatılır. Bu topraktan biraz da nazar değdirdiği sanılan kişinin üzerine serpilir.

“Kulak arkasına kara (is) sürülür.

“Evin görünen bir yerine at nalı, gök boncuk, iğde çekirdeği, nazar boncuğu asılır.

“Tarla, bağ, bahçenin bir köşesine kurumuş öküz-köpek kafatası, at nalı asılır.

“Çaltı ağacının (birçeşit dikenli çalı, ağaç) kötü gözün etkisini yok ettiğine inanıldığı için çiftçiler övendirelerini çaltı ağacından yaparlar. Ayrıca, çaltı ağacından küçük bir dal parçası, çocukların (yetişkinlerin de) gözükmeyen bir yerinde taşınır. Yörede çaltı ağacı ile ilgili olarak “Nazarcı olarak bilinen bir adama, ‘sana inanmamızı istiyorsan tarlada öküz süren şu adamın öküzlerine nazar değdir’, demişler. Nazarcı okumuş üflemiş ama öküzlere bir şey olmamış. Nazarcı bunun üzerine ‘ya adamın elindeki öğendiresi çaltı, ya da öküzün boncuğu’ demiş” hikâyesi anlatılır.

Diğer inanışlardan bazıları

Yapılması durumunda kötü şeylerin olacağına inanılmasından dolayı yapılmaması istenilen bazı davranışlar:

“Akşam sakız çiğnenmez, mezardaki ölülerinin ağrı çekeceğine inanılır.

“Akşam tırnak kesilmez.

“Hamile kadın doğum yapana kadar saçını kestirmez (doğacak bebeğin ömrünün kısalacağına inanılır).

“Kesilen tırnak ve saçın üzerine basılmaması için sokağa atılmaz, kısmetin kısalacağına, başının ağrıyacağına inanılır.

“Erkek bir işe giderken yolu bir kadın tarafından kesilirse (önünden bir kadın geçerse), o işin olmayacağı veya ters gideceğine inanılır. Erkek gerekli durumda yolunu değiştirir.

“Eşiğe oturulmaz.

“Merdiven altından geçilmez.

“Güneş battıktan sonra evden komşuya bir şey verilmez, (özellikle ekşi, acı ve siyah şeyler). Uğursuzluk sayılır. Yine ateş alınması verilmesi iyi sayılmaz.

“İnsanın üzerinde yırtık, sökük dikilmez, şansının azalacağına (kısmetinin kısıtlanacağına) inanılır.

“Yolcu arkasından ev hemen süpürülmez.

“Süt kabı yıkanmadan verilir.

Günlerle ilgili olan bazı inanışlar

“Salı günü yola çıkılmaz.

“Salı günü bir işe başlanırsa, sallanır, Çarşamba günü başlanırsa çarpılır (çullanır) kalır.

“Cuma akşamı ve Arife gün el işi yapılmaz.

Hayvanlarla ilgili bazı inanışlar

“Bir köpek veya çakal uzun uzun ulursa biri ölecek demektir.

“Baykuş ötmesi uğursuzluk demektir.

“Yengeç insanı ısırırsa boz eşek anırıncaya kadar bırakmaz, gibi inanışlar bulunmaktadır.