DOLAR
44,0876
EURO
51,0549
ALTIN
7.329,85
BIST
13.200,38
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Açık
19°C
Mersin
19°C
Açık
Perşembe Açık
20°C
Cuma Az Bulutlu
19°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
19°C
Pazar Hafif Yağmurlu
17°C

NİHAT MUSTUL’LA SÖYLEŞİ

NİHAT MUSTUL’LA SÖYLEŞİ

Önsöz: Mut Çıtlık Kültür Sanat Dergisi henüz ilk yılını kutlamış yeni yeni filizleniyordu, biz de Mutilcemiz.Net olarak yeni kurulmuş, Mut’u; tarihi, kültürel, sanatsal, politik ve ekonomik yönleriyle irdeliyorduk. Bu yolculukta en önemli duraklarımızdan birisi elbette Mut için verdiği emek ve çabaları ta yurt dışına taşmış emekli öğretmen Nihat Mustul olmuştu. Yine Mut’un sıcaktan kavrulduğu bir ağustos ayında serin Sertavul yaylamızda Nihat Hocamıza konuk olduk, biz sorduk o anlattı. Bu söyleşi on yedi on sekiz yıl önce yapıldı o anlamda söyleşinin içeriğinde Mut Çıtlık Kültür Sanat Dergisi’nin on yedi yıllık serüvenini, hedeflerini, gerçekleştirdiklerini, gerçekleştiremediklerini de bulacaksınız. On yedi yılda çok şey değişti Mut’ta. Hem siyasi hem sosyal hem de ekonomik olarak köprünün altından çok sular aktı… Bu zamana kadar yaptığı söyleşilerde soruları hep Nihat Mustul Hocamız sordu ama biz de onu es geçmedik. Her ihtimalde, yıllar önce Sertavul’daki evinde sesli kayıt olarak gerçekleşirdiğimiz bu söyleşinin ilgiyle okunacağını düşünüyorum. İbrahim ARI

NİHAT MUSTUL’LA SÖYLEŞİ

Nihat Hocam buraya sizinle söyleşi yapmak için geldik. Söyleşi isteğimizi kabul ettiğiniz için Mutilcemiz.Net okurları adına teşekkür ederiz. Öncelikle Nihat Mustul kimdir? Bize kendinizi tanıtır mısınız? 

Nihat Mustul: Önce Sertavul yaylasına hoş geldiniz diyorum. Ne güzel, sevindirdiniz beni. Nihat Mustul 1953 yılında Mut‘un İbrahimli köyünde doğdu, sonra Mersin Öğretmen Okulu‘nu bitirdi. Yurdun çeşitli yerlerinde öğretmenlik yaptı. Şu anda Mut‘ta yaşamaktadır; yazın Sertavul yaylasındayız, kışın Mut‘tayız. Özgeçmişim kısaca böyle. Yeter mi bu?

Öğretmen emeklisiyim. Tabii bu sırada yazma çalışmalarım da devam ediyor. Mut‘taki bir yerel gazetede bir köşem var orada yazıyorum. İki çocuk sahibiyim; iki oğlum var. İlke ve Nazım adında. Eşim de öğretmen emeklisi.

Mutilcemiz.Net: Hocam bir ara öğretmenlik yaşamınızda, devlet memurluğunuz esnasında bir kesinti olduğunu biliyoruz, biz o dönemi de merak ediyoruz. Ne oldu o dönemde? Yaşamınızda o dönem elbette önemli bir kesit.

Nihat Mustul: Ha tamam. Şimdi ben o döneme okul diyorum, okul. Yani bir üniversiteyi bitirmiş kadar o dönem beni yetiştirdi, pişirdi ve bu hale getirdi. O dönem şöyle; 12 Eylül dönemi. 1402‘lik sayıldım ben. Tabii ben Mut’ta; o zamanlar beş yüze yakın banka vardı, hepsini bombaladım. Üç yüz kadar insan öldürdüm ve tabii hemen görevden aldılar. Sekiz yıl Mut‘tan ayrıydım. Sekiz yıl Mut‘a hiç dönmedim. 1990 yılında Mut‘a döndüm. Yeniden atamam yapıldı. Konya‘nın Taşkent Balcılar ilçesine. Şu an adı duyulan Balcılar kasabasına. İlçe değildi o zaman, kasabaydı beldeydi. 1990 yılında orada dört ay çalıştım.

O gün orada, o bir avuç yoksulun bir kolunun çıktığı yerde; bir avuç yerdi o zaman orası, belediyelikti. üç okulu, on dört camisi, iki tane Kur‘an Kursu vardı o zamanlar. Ve öyle ilginç bir yerdi orası. Şimdi gördük ki, orada bir yurtkurt; „yurtkurt“ diyorum ben onlara, yurtkurt binası çöktü ve on sekiz tane kız orada can verdi. Tek sorumlusu da yakıt tankları. Olayın tek sorumlusu…

Ha bu şöyle; o Mut’tan ayrı kaldığım sekiz yılın bitiminde ben Mut‘a döndüm, mahkemeye çıktım ve beraat ettim. Mut‘a döndüm ama Mersin‘de mahkemeye çıktım. Beni tahliye etti mahkeme; açıkta görülecek dedi. Beraat değil de mahkeme tutuksuz sürecek.

Ben sekiz yıl sonra Mut‘a dönüyorum; sekiz yıl boyunca beni Mut emniyeti, jandarması aramış. Eve geldim evde bir bayram bir bayram; herkes var, eş-dost, akraba toplanmış tam bayram havası var. Gece, bir anda tak tak tak kapı çalındı, kapıda polisler. Polis ve jandarma, ev tüm sarılmış: Nihat Mustul‘u arıyoruz. Çıktım dışarıya. İhbar olmuş, aradığınız adam geldi diye. Dedim böyle böyle ben dünden Mersin‘de mahkemeye çıktım ve serbest bırakıldım. Elimde bir belge yok.

Daha ben ömrümde ilk kez savcının, yargıcın karşısına çıkıyorum; o belge alınır mı alınmaz mı, onları da zaten bilmiyorum. Ne nedir, işte o acemilikler var. E ben her şey bitti, tamam diye biliyorum. Belge yok ama elimde. Tamam gidelim dedim, gittik. Dedim böyle böyle arayın Mersin’i sorun. Tamam sorarız falan. Birisi dedi ki, sen bizi sekiz yıl arattın biz de seni yatıracağız. Yatırın öyleyse…

Bir gece inadına beni yatırdılar, bir gece… Ama bir şeyi öğrendim işte; içerde bir gece kalmanın durumunu öğrendim. O dediğim bir espiriydi hani beş yüz tane banka bombaladığım, üç yüz tane insan öldürdüğüm şu falan, bunlar espiri tabii. Ben sorunca, suçum neydi beni görevden aldılar falan; suçumuz neydi? Okumaktı. Suçumuz okumaktı…

O zamanlar şeydim, biraz da örgütçüydüm. Bir kimliğim vardı; dört yerde yöneticiydim. Köylü Birliği diye bir dernek vardı oranın başkanıydım, bir mahalle kooperatifinin başkanıydım, hepsi buydu işte suçumun. Hepsi buydu…

O yüzden Mut‘u terketmiştim, öğretmenlikten de alınmıştım. Öyle, öğretmenlik yaşamımda sekiz yıllık şey var, kesinti var. Benim iradem dışında. Sonunda, geri dönünce dava açtım, o sekiz yılın beş yılını kazandım, özlük haklarımı da aldım. Böyle bir kesintim var.

Mutilcemiz.Net: Mut Çıtlık Kültür Sanat Dergisi, Dokuz Mutlu gibi eserleri Mut‘a kazandırdınız ve bir anda ön plana çıktınız ki ta yurt dışından bizler Çıtlık‘tan haberdar olduk. Bizi bu alandaki çalışmalarınızla ilgili bilgilendirir misiniz? Başka ne gibi araştırmalar yapıyorsunuz. Çıtlık nasıl geldi aklınıza ve neden Çıtlık?

Nihat Mustul: Yıllardır benim böyle bir düşüm vardı. Dergi çıkarmayı hep düşlemiştim ve Mut‘ta birkaç arkadaşla bunu birkaç yıldır konuştuk, tartıştık. En sonunda; Mut‘ta böyle bir eksikliğin olduğu zaten bildiğimiz bir şeydi. Böyle bir dergi çıkarmayı düşündük. Sonunda dört arkadaşla karar verdik ve Çıtlık dergisini çıkarmaya başladık.

Tabii neden Çıtlık? Onu ilk sayıda da yazdık. Şimdi doğaya bakıyoruz gerçekten bütün meyveler sebzeler ilk başta yemyeşil oluyor. Hepsi böyle bunun. Domates öyle, biber öyle, armut öyle, erik öyle… İşte yemyeşil. Olgunlaştıkça ya sararır ya kızarır. Tabii, sanatçılar ve yazarlar da doğanın en aykırı insanı. Çıtlık da doğanın en aykırı ağacı. Bana göre aykırı bir ağaç. Hepsi yeşilden sarıya kırmızıya buysa ilk başta kıpkızıl olur sonra göğerir ve yeşerir. Tam tersine öbürlerinin. Bir taraftan toplumun aykırıları diğer taraftan doğanın aykırıları. Bunun ikisini buluşturmak için Çıtlık adını koyduk. Çıtlık da çok sevildi. Gerçektende dergi olarak çok sevildi ve ta sizlerin oralara da ulaşması bizi sevindiriyor; sevinç veriyor, güç veriyor bize.

Tabii, Çıtlık Mut kokulu bir dergi ve bizi yaşatacak olan da bu. Ama bunun yanında ulusal ve evrensel olması da önemli. Bize Mutlu olması, yerel olması yetmiyor bir dergi için. Önemli olan o bütünlüğü o ulusallığı yakalayabilmek. Tabii, Mut kültürünü yaşatmaya geliştirmeye çalışıyoruz, bir amacımız da o. Yine başka bir amacımız insanların eline kalem aldırtmak, insanlara yazdırtmak. Bu da bizim amaçlarımızdan birisi. Yani edebiyat bahçesinde henüz küçük bir fideliğiz.

Önemli olan, orada birçok şeyi de biliyoruz. Birçok yazar bu tür dergilerden geçerek ünlenmişler. Yine biz şey de yapıyoruz dergide, özendirme anlamında yani yeterli niteliği taşımasa bile ögrenci yazılarına, şiirlerine de yer veriyoruz zaman zaman. Onları özendirmek, yazmaya özendirmek amaç bu…

Bu güne kadar Çıtlık ne durumda derseniz, bize göre şu anda durumumuz iyi. Nereden anlıyoruz bunu? İşte sizden anlıyoruz. Ta nerelerden gelmişsiniz. Ta dünyanın bir ucunda size ulaşmış ve haberiniz var. Aldığımız telefonlar, üye sayımızın artması… Türkiye‘ye bakıyoruz abone sayıları azalıyor ama bize bakıyoruz bir yıl içinde abone sayımız iki yüzü buldu. Bugüne kadar Çıtlık‘ın basım giderlerini hep Mut insanı karşıladı, Mut insanı karşıladı…

Bu tabii neden? Hem Mut kültürü olduğu için hem kültür sanat olduğu için. Hem de yaptığımızın kültür sanat olduğu bilindiği için, bu yüzden. İlçenin belediye başkanı önüne gelen her dergiyi destekleyebilir mi? Elbette bunlar da bize hem güç veriyor, hem de omuzumuzdaki yükü artırıyor. Sorumluluğu artırıyor. Bu nedenle, Çıtlık‘ın gidişati şu anda iyi. Yani gücümüzün yettiği kadar bunu götürmeye calışacağız. Dört arkadaşla yürütüyoruz, dört arkadaşla başladık.

Bir de parasal destek de yetmiyor yalnızca, önemli olan bu dergiyi yazıyla besleyecek insanların da olması. Yazı yazacak insanların da olması gerekir. O anlamda dergiye yazı yazılmasını da istiyoruz. Bir isteğimiz de bu okurlarımızdan, edebiyat çevresinden. Çıtlık üzerine söyleyebileceğim bunlar.

Mutilcemiz.Net: Yazı yazma fikri sizde nasıl oluştu? Sizi yazı yazmaya iten nedenler neydi? Başınızdan bir olay mı geçti, örneğin ben bunları yazmalıyım, ben bunları mutlaka yazıya dökmeliyim diye bir olay mı yaşadınız? Hani „çıngı çaktı“ deriz ya, öyle bir şey olupta ha bak ben bunu yapabilirim gibi bir şey miydi?

Nihat Mustul: Ben eskiden beri okumayı çok seviyorum. Bir yandan da öğretmen olmamdan da kaynaklanabilir belki bu. Veya o ilkokul öğretmenlerim aşıladı belki bana bunu… Bir de ben kendimi tanıdıkça şunu da farkettim; ben konuşmaktan çok yazarak kendimi anlatabiliyorum. Yani kimi insan konuşarak içini dökebilir, anlatabilir. Sorunlarını dertlerini, iletmek istediklerini konuşarak ama ben yazarak daha başarılı olduğumu sanıyorum.

Yazmakla daha bir özgürleşiyorum. Yazmakla insanlara daha kolay ulaşabiliyorum. Ve yazmakla o toplumsal sorumluluğumu, eleştirilerimi daha iyi ortaya döküyorum. Bir de tabii yazma konusunda okuduğum insanlar, onların o yazdıkları, sözleri de etkiledi beni. Belki onlara da özendim ben; niye yapamayayım, ben niye yazamayayım diye. Kendimi kanıtlamak belki, yani herkes bir şey yapıyor ben de varım, işte yazıyla varım, bunun da etkisi oldu. Bir neden değil de birçok neden beni yazı yazmama yönlendirdi.

Mutilcemiz.Net: Bugüne kadar yazdıklarınızı incelediğimizde şiir ve eğitim üzerine yoğunlaştığınızı gözlemledik ama Dokuz Mutlu‘yla bir alan genişlemesine girdiğinizi gördük. Dokuz Mutlu fikri sizde nasıl oluştu? Niye Dokuz Mutlu?

Nihat Mustul: İlk yazım benim bir öyküydü. İlk yazdığım değil de pardon ilk yayınlanan bir öyküydü. Yanılmıyorsam, yılını bilemiyorum ama örnek de yok elimde, Ankara‘da bir dergiydi. „Başkent“ diye bir dergi, orada çıkan bir öyküydü. Hangi yıldı unuttum gitti. İlk yayınlanan yazım oydu benim. Sonra ilk kitabım, şiir kitabım „Bize Ne“ diye bir kitap. Bu „Bize Ne“ kitabım 1980 öncesi ve 1980 sonrası yıllarda yazdıklarımdan oluşan bir, böyle hevesle yazılmış çıkarılmış, daha doğrusu şiirlerimden bir seçkiydi. Acemiliklerle dolu bir kitaptı belki. İkincisi yine şiirdi, böyle gitti…

Dokuz Mutlu’ya gelince, Dokuz Mutlu yine uzun süredir düşündüğüm bir tasarıydı. Öyle, kültürsel sanatsal yönden Mut insanını etkileyen, Mut halkını etkileyen ve Mut kültürünü ölümsüzleştirecek olan ve kendileriyle birlikte mezara gitmeyecek, o kültürü gelecek nesillere aktarmak, yani öyle insanları yazayım ki, onların o güzellikleri bu dünyada kalsın, kendileriyle birlikte unutulup gitmesin. Bu amaçla Dokuz Mutlu gündeme geldi. Dokuz Mutlu çok sevildi, çok da okuyucu buldu. Ulusal basında olsun, yazar çevrelerinde olsun epeyce eleştiri de topladı. Hatta ünlü bir yazar eleştirisinde „dalında çığır açacak bir eser” dedi Dokuz Mutlu için. Dokuz Mutlu böyle…

Mutilcemiz.Net: Fikir olarak etkilendiğiniz herhangi bir yazar oldu mu bu konuda?

Nihat Mustul: Yok. Sadece kendi tasarlayıp düşündüklerimdi bu. Kendim yıllardır böyle bir şey yapmalıyım Mut kültürü adına, Mut kültürünü yaşatmak adına kendim yıllardır böyle düşünüp kurmuştum. Öyle etkilendiğim şeyler olmuştur, küçük küçük yerleşmiş olabilir belki. Örneğin, okuduğum kitaplardan, duyduğum şeylerden böyle küçük küçük belki içime yerleşmiş bir şeyler olabilir. Etkilendiğim yerler olabilir, belki de onların birikimiyle de olmuş olabilir, benim düsüncem. Ama öyle bu beni etkiledi, şu beni etkiledi diye bir şey diyemiyorum.

Mutilcemiz.Net: En son Mut Çıtlık Kültür Sanat Dergisi’nin at arabası üzerinde yapılan tanıtımı oldukça ilginçti, bu fikir nasıl oluştu? Yani at arabasında, işte işlek caddelerde eski sinema filmleri anonsları yapılır gibi yapıldı ve çok otantik, nostaljik bir görüntü oluştu. Bu konuyu biraz açar mısınız?

Nihat Mustul: Şimdi amacımız gerçekten Mut kültürünü yaşatmak. Eski güzellikleri yeniyle buluşturmak. O Mut‘un eski bir kültürü. O sinema dönemi büyülü bir dönem. O dönemi hepimiz yaşadık. Ama bizden sonraki nesil o dönemi yaşamadı. Eskiden o sinemaya, siyah beyaz filmlere koşuşumuz… Mahalle aralarındaki at arabasıyla duyurusu… Tenekeden megafon. O ağaçların üzerlerine ya da duvarlara çıkıp o filmleri seyredişimiz, taşlanışımız sinemacılar tarafından… Bunlar geçmişimiz bizim. Böyle bir kültürü, böyle bir güzelliği hepimiz yaşadık. İşte amaç bunu yeniden canlandırmak. Bu eski güzelliklerle yeni güzellikleri buluşturmak.

Şimdi bir de Türkiye‘de Çıtlık‘ı tanıtmak, dergimizin sesini duyurmak, bu derginin var olduğunu insanlara duyurabilmek. Nasıl dağıtalım dergiyi? Onu düşündük. Ha böyle bir nostalji yaparak dağıtalım. Elimize o teneke megafonu aldık, at arabasına; o folklörcü kızlar giyindiler geldiler. Peşpeşe iki at arabasıyla bağıra bağıra: aloo alooo, dikkat dikkat! Eskiden böyle bağırırdı o duyurucular ya, at arabasıyla… Bindik at arabasına: aloo aloo, dikkat dikkat, Mut Çıtlık Dergisi geldi, Mut Çıtlık Kültür Sanat Dergisi dağıtılıyor…

Nasıl insanlar sokağa döküldü, o dükkanlardan çıkanlar. O kadar ilginçti ki, o kadar ilgiyle bakıyorlardı ki… Hatta kimisi, Nihat Hoca delirdi. Nihat Hoca delirdi diyen bile çıktı içlerinden. Ha o kadar da hoşlarına gidiyor ki… O kadar da ilgilerini çekti ki… Burada tabii basının da büyük yetersizliği var. Böyle bir seçkin olayı daha boyutlu ve canlı yayınla gösterebilirdi. O tür şeyler olmadı tabii. Bizim duyurma olanaklarımız da kısıtlıydı. Sonuçta birisi Mut‘un geçmişi ve o güzel kültürü bir yandan da Mut‘un o yeni güzellikleriyle ikisini buluşturmuş olduk. Velhasıl üç yüze yakın dergi dağıttık Mut‘un sokaklarında böylece. Çok hoş oldu bana göre. Çok güzel oldu, az da olsa ilgi uyandırdı.

Mutilcemiz.Net: Biz de gözlemlerimize dayanarak başarılı olduğunuzu söyleyebiliriz.

Nihat Mustul: Mut‘ta örneği yok zaten. Halk Egitim’in falan böyle dergisi olmuş ama bu nitelikte değil, bu amaçta değil, böylesine yaygın değil. O anlamda Mut’un ilk kültür sanat dergisi özelliğini taşıyor Çıtlık.

Mutilcemiz.Net: Dergi yaygınlaştırılsa birçok insanın ilgisini çekeceğine inanıyoruz.

Nihat Mustul: Bizim sıkıntımız şu: Bir yıl içinde iki yüz aboneye ulaştık, bu kolay değil. Öyle basite alınamayacak bir sonuç bu. Ama ben yeterli görmüyorum. Niye yeterli görmüyorum? İlk sayısından bu yana 700 – 750‘den aşağıya hiç çıkarttırmadık bu dergiyi. 1000 de bastırdığımız oldu ve hiç parasıyla satmadık. Tek tük belki… Hele şu son iki sayısında bir kuruş bile almadık. Yani ilk çıktığında falan, hatta bu sayıda üzerine fiyat falan da yazmadık. Yani, kimisi bir beş lira atıyor falan. Şimdi onu da yapmaz olduk, yani abonemiz bir ile başladı iki yüze ulaştı. Çoğunluğu abonenin Mut içinde. Yüz yirmi falan Mut içindeyse seksen doksanı falan Mut dışında.

Bir de gönderiyoruz; üç yüze yakın dergiyi Mut dışına gönderiyoruz. Elli ile başladık şu anda üç yüze çıkmış Mut dışına gönderdiğimiz. Ama üç yüzden daha seksen doksanı abone olmuş. Hem durmadan yeni adresler arıyoruz hem de beklentimiz; keşke her göndediğimiz insan abone olsa. Yani bu nedir? Bir kültür sanat dergisine destektir. Ben öyle umuyorum ki, o insanlara o kadar güzel Mut kokuları götürüyor ki, çocukluklarını buluyorlar. Ben onları hep görüyorum, inanıyorum. Ama insanlarımız nedense abone oluvermiyor. Ama geçen yıl güzün; Mersin‘e belki elli tane dergi gönderiyoruz, çıkan sayımız beş altı bir şey, varınca birgün hemen hepsi abone oldu.

Geçen Iğdır‘a giderken mesela Mersin‘e uğradım bir arkadaş orada. Bir arkadaşı abone ettim dedi, parasını da gönderdim dedi. Çek hesap numaram var orada ona yatıracaksın falan. Aradan üç ay geçti adresi gelmiyor bana. Ben de bunun kanalıyla gönderiyorum o arkadaşa ver diye. Yatırdı parayı gelmedi kardeşim gelmedi. Göndermiş, belge elinde. Tesadüfen Mersin Öğretmen Evi‘nde otururken o da geldi, çıkardı işte. Sen nasıl gönderdin bunu? Posta havalesiyle göndermiş. Burada çek hesap numarası var onunla niye göndermedin? O bir ay sonra geri gider bana da bildirmezler. Velhasıl kimisi bunlara da dikkat etmiyor. Nasıl gönderileceğini bile bilmiyor. Bu konuda birçok insanda yeterli duyarlılık yok. Yirmi beş lirayı nerelere vermiyoruz. Sadece para da değil. Sadece ekonomik sorun da değil. Dediğim gibi, bu dergiyi yazıyla da desteklemek gerekiyor. Yazıyla desteklemek daha da önemli.

Mutilcemiz.Net: Son sorumuzu soralım hocamıza. Mut‘ta yaşıyorsunuz ve emeklisiniz. Mut‘un kültürel anlamda eksiklikleri nelerdir, elbette görüyor ve gözlemliyorsunuz. Sizin gözünüzle Mut‘ta kültürel anlamda neler eksiktir?

Nihat Mustul: Kültür deyince, ben her yıl denize gitmeye başladım. Geçen yıl da dokuz gün Anamur‘da denizde kaldım. Tabii orada bir-iki yazar-şair arkadaşla tanıştım, eskiden de biribirimizi biliyorduk. Nüfusları aşağı yukarı Anamur’la Mut’un biribirlerine yakın, aralarında pek bir fark yok ama oturduğum masalarda; hangi masaya oturduysam, hangi çevreyle, arkadaşla orada görüştüysem, hep oturduğum masada kültür sanat konuşuluyor. Kültür sanat üzerine, edebiyat üzerine sohbetler söyleşiler… Ama Mut‘ta böyle çok az rastlanılır buna. Böyle bir masada kültür sanat falan çok az konuşulur. Hatta Mut’a, Meydan Mahallesine bir kültür sitesi yapıldı; yıllardır öylece kaldı. O kadar para harcandı ama orası tamamlanamadı. Mut insanının sanki kültüre gereksinimi yokmuş gibi şimdi orası başka kurumlara devrediliyor. Vay üniversiteye, başka kuruma, böyle Mut insanından da öneriler gidiyor. Vay belediyeden, vay Ticaret ve Sanayi Odası’ndan falan böyle bir çelişkinin içinde.

Sorunumuz nedir bu konuda? İşte o sorunlardan kaynaklanan şey var; işte Çıtlık dergisinin gündeme gelişinin bir nedeni de bu kültür sanat; Mut kültürünü yaşatmak, o güzel kültürümüzü korumak ve yeni kuşaklara; gençlerimize aktarmak. O amaçla, işte yozlaşma her yerde olduğu gibi Mut’ta da var. Belki o konulara Çıtlık kanalıyla dokunmak. Çocuklarımız, e şimdi ben bile sabanın parçalarını say deseler sayamam. Saban bizim bir kültürümüz, geçmişimiz.

Ha Mut’ta, bir de bizim bu Mut kültürümüzü yaşatacak, genç nesillere taşıyacak böyle bir müze gibi, kültür evi gibi bir yere acil ihtiyacımız var. Akşehir’e gittim; ne güzel, eski kültürlerini gösteren, onarımdan, ütüsünden, telefonundan kullandığı masadan, giyisilerinden… Ne güzel, böyle Akşehir’i süslemişler.

Ha, işte bu Yaşat Manav’ın şeyinin altında biraz da o yatıyordu; eski Mut Evi’ne çevirme planı ama bir hızlanamadı. İşte böyle bir şey yapılırsa Mut’a; müze türü, eski Mut Evi gibi… Eski Mut’un kültürünü yaşatacak şeyler sergilenirse; hem Mut dışındaki insanlar hem de Mut’ta yetişen yeni nesil gençlik, Mut’un geçmişiyle ilgili bilgi sahibi olabilir. Bunlara sahip çıkabilir. Böyle bir eksikliğimiz de var. Bakalım Yaşat Manav ne zaman yaptıracak!

Mutilcemiz.Net: Mut’ta, Mut halkının sinema veya tiyatro gibi etkinliklere önem vermediğine dair genel bir izlenim var. Mut‘ta kültür adına bir Nihat Mustul olarak, bizim gözümüzde bir kültür öncüsü olarak, sizin görüşlerinizi bilmek isteriz. Bu konuda siz ne düsünüyorsunuz?

Nihat Mustul: Genel anlamda bu izlenimleri ben de kendi yaşadıklarımdan edindim. Tabii bunun temelinde eğitim var. Eğitim ile ilgili okul okul gezerken çok gördüm bu tür şeyleri. Örneğin bunu ben „Dersimiz Dayakla Yolculuğum“ kitabımda yazdım ya; bir okula bir yazar gelmiş kitap imzalayacak ve o hafta kütüphaneler haftasındayız. Kütüphaneler haftasındayız okula gelen bir kitap ve bir yazar. Okul müdürü yazarı kabul etmiyor, kitabı kabul etmiyor. Hangi haftada? Kütüphaneler haftasında. Ve ben bakıyorum şöyle bir okula; nar satan giriyor, nar ekşisi satan giriyor, balık satan giriyor; yazar giremiyor. İmza günü düzenliyoruz; örneğin ben Mut‘ta kaç sefer imza günü düzenledim. Veya Mut‘ta şöyle çok değişik kültürel sanatsal bir etkinlik düzenlenmiş; imza günü, yani çocukların, okuldaki ögrencilerin bulamayacakları bir fırsat. Öğretmen onu hemen imza gününe yönlendirmesi lazım. Kitap almasa bile, o günü yaşaması gerekir ögrencilerin. Aksi taktirde cocuklarda okuma sevgisi, yazara sevgi oluşur mu, oluşmaz.

Yine Ataol Behramoğlu gelmiş Gazi okuluna, şiir okumak için. Ben o günlerde Mut‘ta değildim ve başkan telefonla insan toplamış. Yine ben bu tür olayları çok yaşadım; Kayısı bayramında Adana’dan, Mersin’den, Konya‘dan şairler geldi; şiir dinletileri yaptık, inanın korkunç manzaralar. Geçen yıl örneğin kayısı festivalinde, Çınaraltı‘nda Çıtlık adına imza masası oluşturduk ve Adana‘dan Konya‘dan yazarlarımız şairlerimiz var. Konya‘dan gelen arkadaş bir kitap bile imzalayamadı ve bozuldu ve de yarıda bırakıp gitti. Bir kitap bile imzalayamadı…

Yani toplumumuz, insanımız o noktaya gelmiş ama bunda baştakilerin, bu Mut‘u yönetenlerin büyük payı var. Neden diyeceksiniz. Eğer o festivali düzenleyen kaymakam, belediye başkanı gelipte o yazarın masasında yarım saat, 10 dakika oturmazsa işte o halk böyle olur. Bunların bu konuda örnek olması gerekir. Gelecek; kitabımızı almasa bile orada oturacak. Çevresindeki insanlara; gelin bakalım, birer kitap imzalatın şu masada, bir de siz oturun, gelin bakalım diyecek. Siz bu önderliği göstermezseniz elbette tiyatroya giden de sinemaya giden de bulunmaz bu ilçede. Bu bir eğitim sürecidir. Evde aile sinemaya gitmezse, tiyatroya gitmez, kitap okumazsa, okulda öğretmen kitap okumazsa, sonra bir imza gününe öğrencilerini götürmezse, tiyatroyu çocuklara önermezse  olacağı bu.

Bir tiyatro gelmiş Mut’a, kim olursa olsun; bazen belediye getiriyor; eskiden sendika döneminde biz getiriyorduk ya da baskası getiriyordu. Falan öğretmen sınıfta çocuklara, çocuklar tiyatro gelmiş, gidin! diye önermezse sonuç ne olur? Böyle olur işte.

O anlamda, bu bir eğitim meselesidir aslında. Ama şu anda sonuç böyle diye, kimse gelmiyor diye bu işi de bırakmamak gerekir tabii. İnadina daha çok getirmek gerekir belkide. Ha bunun mali külfetini üstlenen belediye için; vay şuna mal oldu, şu kadar masraf ettik gibi bir şikayet de olmamalı. Çünkü bu da belediyeciliğin amaçlarından birisidir. O kültürü, o sanatı ilçe insanlarına tattırmak gibi bir sorumluluğu da vardır belediyeciliğin. Bizim masrafımız oluyor getiremiyoruz falan gibi bir anlayış yanlış olur. Kolay değil elbette ama bunu insanlara yaşatmak durumundasınız ve insanları bir şekilde oralara çekmelisiniz.

Mutilcemiz.Net: Şimdi sorunun esas kaynağı sizce nedir? Yani bir yazarın gelip bir kitap bile imzalayamamış olması sorununun çözümü bir kaymakamın ya da belediye başkanının gelip yazar masasına oturmasıyla ve insanları teşvik etmesiyle çözülecek midir?

Nihat Mustul: Değil tabii. Bu sadece Mut‘a özgü bir sorun da değil. Yanılmıyorsam bütün yurtta bu böyle. Çünkü ben gittiğim yerlerde gözlemliyorum. Yine arkadaşlarımla olan sohbetlerimde söz konusu oluyor. Nice yerlerde, mesela; Hasan Hüseyin Yalnız diye bir şair ta Gaziantep‘ten geliyormuş, bana telefon açtı; Mut‘a geliyorum bana bir imza günü yapabilir miyiz? E ben düşündüm taşındım ve hayır dedim. Niye hayır dedim? Yarın şöyle bir imza günü düzenlesek üç kişi gelecek, beş kişi gelecek. O yükü, o sıkıntıyı kaldıramayacağım, bende hayır dedim.

Bütün yurtta bu böyle bir ilgisizlik var. Ülkeyi yönetenler de, halk da ilgisiz bir toplum. Böyle kültürle sanatla haşır neşir olan, toplum bilinci olan bir toplum değil de işte öyle apolitik bir toplum; bilgisiz, ilgisiz bunları boşveren bir toplum. Zaten amaçlanan toplum yapısı da genel olarak buydu ve bu kitabına da uydu.

İnsanların birilerinin çağırmasıyla değil ihtiyaç hissettikleri için bu tür etkinliklere koşup gelmeleri gerekir. Böyle olan yerler yok mu? Elbette var. Tabii bu duyarlılık bilinç işi. Ha bu yapılmadığı sürece bundan daha da uzaklaşıyoruz. Bundan 10 yıl önce Mut’ta tiyatro olayı falan daha canlıydı. Neden canlıydı? Daha fazlaydı, giderek bu azalıyor. O günlerde biz Eğitim-Sen olarak her yıl bir-iki tane tiyatro getiriyorduk. Yine Eğitim-Sen olarak kendimiz bir tiyatro kurmuştuk. İnsanların gerçekten de çok ilgisini çekmişti.

Mutilcemiz.Net: Şöyle diyebilir miyiz Hocam; ‚Bu tür etkinlikler düzenlenirken yöre insanının o etkinliklerde kendinden bir şeyler bulması gerekir. O zaman ilgi gösterir. Bu konularda yöre insanının toplumsal yapısı mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır‘ diyebilir miyiz?

Nihat Mustul: Tabii tabii. İlgisini cekerse insanlar bir şeylere katılır ve gelir. Teknolojinin bu konulardaki etkisini de unutmamak lazım. Televizyona öyle diziler koyuyorlar ki, tiyatroya örneğin yönelmeyi azaltıyor. Öyle bir bağlıyor ki, hanımları, kadınları, erkekler yine öyle. Teknolojinin böyle yanlış kullanımı işte tiyatro, kültür sanat olaylarını olumsuz etkiliyor. İnsanların varını yoğunu televizyon almış.

Mutilcemiz.Net: Tamam, teknolojinin etkisini kabul ediyoruz Hocam da şimdi anaokuluna gidiyor çocuklar, ilköğretime gidiyorlar, bu tür kültür sanat etkinlikleri zorunlu hale getirilemez mi? Bu değişik illerde uygulanıyor örneğin. Peki Mut‘ta neden yok? Her şeyi belediyeden ya da kaymakamlıktan beklemek ne kadar doğrudur? Bir de bunun ekonomik boyutu var. İnsanların öncelik sıralamasında çok mu geridedir kültür sanat?

Nihat Mustul: Şimdi ekonomik boyutu derken bazı kurumlar, dernekler falan tiyatro getirtiyorlar. Buradaki amaç ne kadar da kurumdan kuruma degişse de insanlara kültür sanat vermektir. Bir de o işten kar etmek ama sonuçta o işten zarar ediyor, birçoğu da zarar etti. Yani tiyatroya verdiği parayı karşılayamıyor cebinden ödüyor. Böyle de bir olumsuz boyutu var.

Mutilcemiz.Net: Bunun halkın alım gücü ve refah düzeyi ile ilgisi yok mudur?

Nihat Mustul: Elbette vardır. Onun kadar bilinç düzeyi ile de ilgisi var. Belki bir tiyatroya gidemeyecek kadar bütçesi sınırlı insanların ama bilinci de yok. Kitap imzalamaya gidecek bir bilinç var mı? E o da yok. Çınaraltı’nda duruyoruz kayısı bayramında, kaç tane öğretmenin yol değiştirdiğini gördüm. Samimi arkadaşımız; ordan geliyor, yanımıza uğrasa kitap imzalatması gerekir yolunu degiştiriyor. Benim yanıma gelse kitap imzalatmasa ayıp olacak diye beni görmemiş gibi yapıp başka yoldan gidiyor…

Mutilcemiz.Net: Bütün bunların yanısıra bir geleneğin, bir alışkanlığın da oluşması gerekmez mi? Bunun için birilerinin önderlik etmesi gerekmez mi?

Nihat Mustul: Ha Çıtlık bunu yapabilir mi? Böylesi bir önderliği üstlenebilir mi? Böylesi bir kültür sanat olayında bir misyon üstlenebilir mi!? Yüklenebilir ama bu belli bir süreci gerektirir. Birden oluverecek bir şey değil. Bu ileri ki günlerde ola da bilir. Başarısız da olunabilir, tutmaya da bilir ama üzerimizde de böyle bir yükün olduğunu hissediyoruz.

Çıtlık böyle bir sorumluluğu omuzunda hissediyor ama bunun altından kalkmak da çok kolay değil. Ama kalkamayız diye böyle bir sorumluluktan kaçmakta çare değil tabii. Ha neyle başlarız; biz buna bir şiir yarışmasıyla, bir öykü yarışmasıyla sonra bir tiyatro getirmeyle, ileride kendimizin bir tiyatro kurma girişimi olur mu olmaz mı? Bunlar hep tabii bizim çalışmamıza, gelişmemize, bize verilecek desteklere bağlı.

Bir şey daha anlatayım: Gazi okulunun salonu Mut‘un en büyük salonu, orada ben iki kitap imzaladım. Birisinde salon doluydu diğerinde yarıydı. Bir dergiyi yaşatmak çok kolay değil. Bu yıl 1. yaş günümüzü kutlayacağız. Ben hayal kuruyorum; şimdi salon dolup taşacak, millet ayakta kalacak. Çünkü, 600 dergi dağıtmışız ve Çıtlık dergisinin basım gideri karşılanmış ve onlara plaket vereceğiz. 250 tane davetiye dağıtmışız. Davetiyeyi elimle vermişim ve gelmezsen ceza keserim demişim herkese.

Böyle bir hayal falan ama coşkulu oldu, güzel oldu. Adana‘dan falan şairler geldi. Yazarlardan, şuradan buradan kutlama mesajları geldi, güzel oldu falan ama yani benim istediğim kalabalık ve ilgi olmadı. Tıklım tıklım dolmadı. Plaket vereceğim, teşekkür belgesi vereceğim kimseler gelmedi. Yani böyle de bir durum içerisindeyiz. Kendime şu iki soruyu yöneltmem gerekiyor; ya bu işte bunu böyle kabullenmelisin ya da bu iş çok daha fazla emek istiyor. Çok daha fazla çaba sarfetmen gerekiyor, demem gerekiyor. Yani ikinci kutlamayı yapmamak mı ya da inadına daha da bu işe sarılmam mı gerekir?

Üzerimizdeki sorumluluğun bilincindeyiz aslında ama…

Mutilcemiz.Net: Peki Hocam, hep Mut halkından bahsediyoruz ama bu kültür sanatın sınıfsal boyutu nedir? Yani, fakir beş çocuklu bir ailenin kültür sanat ne kadar umurundadır?

Nihat Mustul: Kültür değil de sanat zaten üst sınıfların işi olmuş hep. Tabanın değil üst sınıfın, işi parası olanın işi sanat. Elbette, önce insana ekmek lazım, karnını doyurması lazım. Parası olmazsa tiyatroya gider mi? Parasi olmazsa çocuğuna kitap imzalatır mi? Ama bizim burada yapmamız gerek şu; bir sanatın da bir tiyatronun da en az bir ekmek kadar önemli olduğunu anlatabilmek, algılatabilmek. Ama bunu başarmakta mümkün olmuyor. Çünkü insanların ekonomisi gittikçe zayıflıyor.

Bir de bizim o insanı etkilememizden daha çok o insanları etkileyen diğer güçler çok daha fazla. İnsanları bu işlerden koparıyorlar. Örneğin, yazarın birisi bir araştırma yapmış, yazmış tabii Türkiye‘de kaç aile çocuğuna Fidel adı vermiş diye. Bilmiyorum ama Türkiye‘de yirmiye yakın Fidel‘e ulaşmış. Bu kitap Fidel’den de ödül almış duyumlarıma göre. Araştırmış ki bu yazar eskilerin çoğu Fidel olarak kalmış ama çocukları değil.

Çocuğumun birisinin adı İlke, birinin adı Nazım. Şimdi bakıyorum da elbette benim de payım var ama çocuğumu çoktan elimden almışlar benim. 12 Eylül çoktan çocuğumu elimden almış benim. Benim istediğim, arzu ettiğim gibi degiller. Bu hepimiz için geçerli olan bir şey, çoğumuz için geçerli. 12 Eylül zaten böylesi bir gençlik, böylesi bir toplum istiyordu. Okumayan, sormayan, sorgulamayan, işte böylesi bir gençlik. O amacına da ulaştı. O anlamda parası olmayandan sanat bekleme hakkımız pek yok. Önce insanların karınları doymalı elbette…

Mutilcemiz.Net: Teşekkür ederiz Nihat Hocam.

Sertavul, Ağustos 2008

Söyleşi: İbrahim Arı, Ayşe Arı, Mustafa Orhan, Ali Orhan