Mut İlçemiz

SİYAH BEYAZ MUT’LU / 1

SİYAH BEYAZ MUT’LU / 1
Serkan YALÇIN
Serkan YALÇIN( smmmser@hotmail.com )
14 Temmuz 2020 - 23:43

AYRILIK

Gecenin karanlığında ilerliyoruz. Şoförün selektör yaparken çıkardığı sesten başka ses yok. Uyuyamıyorum. İlk defa bu kadar uzun bir yolu tek başıma gidiyorum. 17 yıl yaşadığım yeri terk ediyorum ve beni ne beklediğini bilmiyorum. Camdan baktığımda hiçbir şey görünmüyor. Sanki bir sonsuzluğun içerisinde seyahat ediyorum. O küçük çocuğu Mut’ta bıraktım. Siyah Beyaz Mutlu çocuk…

Zaman kavramı beni çok daraltıyor. Şimdinin büyüğü geçmişin küçüğü olmaktan korkuyorum. Annem vefat ettiğinde babama bu acıya nasıl alışacağım diye sorduğumda; “Bizimde bir anne babamız vardı, biz nasıl alıştıysak sen de öyle alışacaksın“ demişti. Her şey çok hızlı gelişti. Bir anda bu günlere nasıl geldim bilmiyorum. İçimdeki o hayal kuran küçük çocuğu yok edemiyorum. Bazen elimde ekin sapından yapılmış bir düdükle geziyorum, bazen de sebze halinin oradan at arabasının arkasına takılıyorum…

Ben on yedi yaşımda ayrıldım memleketimden. On yedi yaşımdan sonra senede bir iki defa anca geldim. İlk on yedi yıl bana hep masal gibi geliyor. Sanki on yedimde doğdum. Öncesi bir masaldı. Şimdi o masalların yaşandığı ilçeyi tanıyamıyorum. İnsanlar sosyal medya çıkana kadar yolda sokakta yürürken tanıyamadıkları için selam vermiyordu bana, çünkü ayrılığın üzerinden yıllar geçmiş. Şimdi ise sosyal medya sayesinde biraz birbirimizi hatırlıyoruz.

Geceleri uyuyamıyorum bu günlerde. Devamlı çocukluğum rüyalarıma giriyor. Geçenlerde Ankara’da ağaç motoru sesi duydum. Yıllar sonra ilk defa ağaç motoru sesi duyuyorum. Arabayı durdurdum ve başladım ağlamaya. Gözümden yaşlar geliyor ve buna engel olamıyorum. Çocukluğumun Mut’una gidiyorum. Kış gelmeye yakın tüm ilçede o ağaç motorunun sesini duyardık. İnsanların evlerinin önünde odun yığınları olurdu.

 Ben çok gezen bir çocuk değildim ama çok hayalperesttim. Mahrumiyetin hep doğuda olduğunu sananlar var; ben biliyorum ki, bizim yaylaya elektrik geldiğinde ben henüz yedi yaşında ya vardım ya yoktum.

Yayla denilince bana bir şey oluyor ve heyecanlanıyorum. Yaylaya giden yollar toprak yoldu ve herkesin aracı olmadığı için kışın hiç gidilmezdi. Bizim evin önünde irili ufaklı çok kavak ağacı vardı. Vizontele filminde soruyor ya Siti Ana oğluna, “Ankara’da kavak var mıdır?” Çocuk, “Kavak nedir?” deyince rüzgârda yapraklarının nasıl hışırdadığını anlatıyor…

İşte benim içinde yayla demek biraz da kavakların hışırtısı ve ceviz yapraklarının kokusudur. Aylarca yaylaya gelmediğimiz için evin önünde kış boyu biriken yaprakları tırmıklarken çıkan kokuyu duymak istiyorum şimdi. Veya önceki yıl topladığımız odunların üzerinde kalan çam ağacı kabuklarının kokusunu hissetmek istiyorum…

Siz yarpuz diye bir ot var biliyor musunuz?  Benim için yarpuz yayla demektir. Çünkü Mut merkezde o kokuyu alamazdım. Yaylanın mahrumiyeti ve akşam babanın Çivi postası ile gelmesini beklemek kadar heyecan verici bir duygu yoktu benim için o zamanlar. Şimdi aynı duyguları yaşamak istiyorum ancak ne yapsam olmuyor… Ben biraz farklıyım belki o yüzden anlaşılmama duygusuna kapılabiliyorum. İçimdeki fırtınaları, yaşanmışlıkları, inişleri çıkışları tarif etmekte zorlanıyorum. Aslında sürgün yaşıyorum… Şu anda memleketimde olmayı ve orada yaşamayı hak ediyorum. Yıllarca düşündüm; acaba beni memleketimden uzaklaştıran sebep ne idi..?

Devam edecek…

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com