DOLAR
45,3471
EURO
53,2378
ALTIN
6.840,12
BIST
15.040,25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Parçalı Bulutlu
21°C
Mersin
21°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
21°C
Cuma Az Bulutlu
24°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
26°C
Pazar Parçalı Bulutlu
25°C

Nihat MUSTUL

YAZARIN KALEMİNDEN

    KÜÇÜCÜK YAŞAM KESİTLERİ / 79

    “Bir oğlum var, okudu okudu öğretmen oldu, ama bir türlü atanamadı.
    Ama çalışkan mı çalışkan, elinden her iş gelir.
    Bir kızla anlaşmış bu. “İlle bu kızı isteyiverin” diye tutturdu durdu.
    Gittik kızı istemeye. Kız istiyor oğlan istiyor, ailesi verdi kızı. Oğlum boylu pozlu, yakışıklı birisi. Kız da Aslı, Leyla.
    Yine de babası açıkladı kızın durumunu:
    “Arkadaş bu kız öğretmen ama dört yıldır bir türlü atanamadı, işsiz.
    “Bizimki de öyle arkadaş be. Ama bizimki bağda bahçede, sağda solda çalışıp duruyor.

    Şimdi bir çocukları var bunların. Bir ara ne düşündüyse bizim oğlan, polisliğe başvurmuş. Birkaç ay sonra çıktı geldi polislik yazısı.
    İki yıldır doğuda bir kentteler.
    Gelin hem çocuğa bakıyor hem de “Sırat Sınavı”na çalışıyor, inatçı…”
    +++
    “Yayladayız, ekmek atacağız…
    Ama sayacağın ayakları kısa; saçta ekmek yanıyor, ocağa rahat odun vurulamıyor…
    Belediye temizlik biriminin önünde parke taş yığını var, iki tanesini alıp geliyorum, sacı yükselteceğiz… Beş kuruş etmez bir komşu:
    “Milletin malına el koymuşsun!”
    “Ben halkım!”
    +++
    “Köydeydim o yıllarda, 40-45 yaşlarındaydım…
    Yaylamız vardı, eski çamlar vardı orada, köylülerin çoğu çırayı oradan getirirdi. Yayla çırası mezir (sakızlı, kokulu, çabuk tutuşur) olurdu, bir başka adıyla gancık olurdu. Erkek çıra bir kutu kibritle tutuşmaz, gancık çıra bir tek kibritle tutuşurdu.
    Bir gün eşeğe bindim ben de gittim çıraya. Yola 50-100 metre uzaklıkta kocaman bir çam kütüğü. Tam istediğim çıra. Burnumun direğini kıracak kokusu. Epeyce yaptım ki, yolda atlı birisi geliyor: Ormancı! Elimde nacak, öylece kalakaldım.
    “Elinde nacak, ne yapıyorsun böyle arkadaş?”
    “Yahu ormancı emmi, buradan geçip gidiyordum ben, bu çam kütüğü beni çağırdı, “Ben yüzlerce yıldır bir yemek hazırlıyorum, bunun adı da çıra, istediğin kadar yiyebilirsin, hatta evine de götürebilirsin. Şimdi bu koskoca çam kütüğünün hatırını mı kırayım ben?”
    “Eeeee!.. Demek durum böyle, o zaman bu yemeği ben götüreyim, heybeme doldurayım, sen yenisini hazırla. Bir daha da gözüme gözükme ama.”
    “Tamam ormancı emmi, götür git.”
    Diyeceğim, ormancı heybesini doldurdu, atına binip görünmez oldu gitti.
    Başka ne yapabilirdim k; karşımdaki ormancı, astığı astık kestiği kestik; suç aygıtım elimde, eşek yanı başımda, bir tutanak bir sürü ceza…
    Ama rahatlamıştım, nacağımın sesi daha bir özgürdü…”

    Sevgiyle, sağlıkla, saybanla…

    Yazarın Diğer Yazıları
    Yorumlar

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.