Şairimiz yine Ali Yüce. Su içer gibi geliyor insana onun şiirleri, bir de arı duru. Yıl 1946 Düziçi Köy Enstitüsü’nde Bu dünyaya ayak bastım ben Ekmeğime ışık sürdü Tonguç Eşitlik, özgürlük sürdü beynime Bin yıllık uykudan uyandım Bir gramcık bilgi...
İki “zırdeli” sınavında sınıfta kalıyor koskoca dünya!.. +++ Öylesine uzunki çocukluğum, yaşım kadar… +++ Sana söylüyorum bunları. Elmaysan da, ayvaysan da, her neysen de tadından, renginden, renginin tonundan, varlığından asla vazgeçme, varsın çatlayanlar çatlasın, boş verenler boş versin, sığlarda yüzenler...
“Atıyon tutuyon, beş çayın altına yatıyon!” Murat Tatlı / Kurtuluş Köyü +++ “Birkaç keçinin çığlığı duyuluyor uzaklardan, belli ki Kurban Bayramı!..” İlna Nazil +++ “Her şeyi yiyemem arkadaş ama kimsenin yemediği kimi şeyleri de yerim.” Özgür Günebakan +++ “Hatalarımızdan en...
“Çınaraltı’nda bir masa, masada bir adam, orta yaşlarda, bir başına oturuyor… “Yalnız adamı kurt kaparmış!” diyerek ve de izin isteyerek yanına oturdum. Tabi ahşap sandalyeyi “çivi var mı yok mu” diye kontrol ederek. Konuştukça açıldı adam: “Evimi babam yaptırdı abi,...
Ali Yüce’yi biliyorsunuz artık… Bugün yine onun şiirlerinden damlacıklar… Kitap anamca ulu Ekmekçe lokma lokma Suca yudum yudum Kenarında yitirdim dünyayı Ortasında buldum +++ MİNİ MİNİ BİRİNCİLER okul sınıf sıra tahta tebeşir saat zil mola çocuk sevgi çiçek çanta kitap...
Kıyamete inanan bir yurt, bir türlü kıyamet kopmayan bir yurt… Ne dersiniz? +++ Dışarı insanı tir tir titretirken sobalı bir odaya giriverirsiniz, ya da tam tersi, kavrulurken temmuz sıcağında serin mi serin bir yere giriverirsiniz… Başka bir pencere; dürüstlük en...
DİLİMİ SERT BULABİLİRSİNİZ AMA DİLİME SÖZ KONDURAMAZSINIZ Sabah yürüyüşündeyim, Halk Eğitimin önünden geçiyorum, bir kadın geliyor karşımdan, sanki benim yaşlarımda, o da yürüyüş yapıyor: “Hayırlı sabahlar!” “Günaydın!” Bir gün sonra, rastlantı bu ya, yine aynı yer aynı kadın: “Hayırlı sabahlar!”...
Hiç düşündünüz mü günde kaç kere “Neden?” dediğinizi?.. İşte size beş on neden: * Neden bilimsel eğitimde neden çok da dinsel eğitimde hiç yok? * Neden bir insan kendi çocuklarını en iyi okullarda okutur da yoksul çocuklarına İmam Hatip’i dayatır?...
“Yaşamımda bir tek silah attım, onda da kendimi vurdum!” Murat Tatlı +++ “Diyelim ki ilçenizde otuz okul var. Bunların kaçının müdürü kadın? Bir düşünün?” Aysun Kocaçam +++ “Bir yanda mollacılık, bir yanda eli kanlı emperyalizm. İsteksizce İran’dan yanayım.” İlna Nazil...
Bir önceki Şiir Zamanı’nda Ali Yüce’yi tanıtmıştık. Toplumcu/gerçekçi bir şairimizdi. Yine onun şiirlerinden tadımlıklar sunuyoruz… Biz ilkokulda okurken Ayaklarımız yiterdi okulda Burnumuz kulağımız yiterdi Nasıl da bulup verirdin Öğretmenim Ben 1/B den 272 Ali Ne zaman seni ansam Mavi bir...
Bir insanın yüreği neden yanar?.. Ya çok sevdiği birini yitirmiştir, ya çok sevdiği birinden ummadığı bir “kazık” yemiştir, ya bir güzellik yaratacaktır ama eli kolu bağlıdır, ya büyük bir haksızlığa uğramış, en yakınları bile ondan uzaklaşmıştır, ya kimi güzelim değerler...
“Bir oğlum var, okudu okudu öğretmen oldu, ama bir türlü atanamadı. Ama çalışkan mı çalışkan, elinden her iş gelir. Bir kızla anlaşmış bu. “İlle bu kızı isteyiverin” diye tutturdu durdu. Gittik kızı istemeye. Kız istiyor oğlan istiyor, ailesi verdi kızı....
Antep’e geleli bir hafta oldu, ilk kez bugün çarşıya çıkıyorum. Özel halk otobüsündeyim. Düt düt korna çalan birisine sesleniyor sürücü, “Almanya’da çal da göreyim bunu!” Ben de içimden sesleniyorum sürücüye, “Pencere camların o kadar kirli ki, dışarıdan içeri içeriden dışarı...
Bugünkü şairimiz Ali Yüce, Hataylı. İsterseniz kendi diliyle kendisini tanıyalım önce: Bu arada Hatay’ın bilgesi Duran Yaşar, Ali Yüce’yle ilgili iki kitap gönderdi bana. Birisinin yazarı kendisi, birisinin hazırlayanı. Sağ olasın diyorum ben de kendisine. “On sekiz yaşıma dek köyde...
Yıllardır Mut’ta kar özlemi çekiyorduk. Bir duyduk ki Antep’e kar yağacak! Torunumuz, çocuklarımız, bir de kar; bir adımda bin metreyle ver elini Antep… Gelirken, yıllar önce Mut’a yağan üç karı düşündüm. Birincisi 1990’lı yılların başıydı, Kelceköy’de öğretmendim, öyle bir kar...
Dışarı buz gibiymiş, bilmem kaç eksilerdeymiş, insanı tir tir titretirmiş, bu soğukta sabah yürüyüşü mü yapılırmış!.. Mışmış da mışmış, mışmış da mışmış!.. Öncelikle insanın koşullara ayak uyduracak bir bilincin olacak arkadaş, bir bilinci. Gerisi çok zor değil. Kışın caddenin güneş...
Bugünkü şiirimiz Mevlana’dan BAŞKA YARINLAR Bugün yüzünde bir başka güzellik var senin, Bugün dudağında başka bir tat var, Boyunda başka bir yücelik. Bugün kırmızı gülün bir başka daldan. Ayın gökyüzüne bugün sığmamış. Göklere benzeyen göğsün bugün daha geniş. Hangi yanından...
Karşıda Mollağmat Hasan. Öküzden süt sağmış sanki; kayalıkların ve çalılıkların arasını adım adım, basamak basamak, oya işler gibi bahçe yapmış. Kayısı, incir, nar, ayva, armut, bağ, ceviz, avar… Aramız 50 metre var yok, ama aramızdaki kayaların derinliği yaklaşık 200 metre....
“Boş” insanlarla geçirilen zaman “boşuna geçirilen” bir zaman olsa da, aslında benim için tam da böyle değil; ilgiyle ince ince izlediğim bir “boş insan sergisi bu.” Bir de, bir yandan da hep aynısın; bir rengin tek tonusun, dört mevsim değil...
“Dedem Silifke’nin bir köyünden. Genç yaşta Mut’un Hacıahmetli köyüne çoban olmuş. Kendisi mi gitti, bir akrabası mı götürdü, yoksa Hacıahmetli’den birisi mi gelip götürdü, bunu hiç bilmiyorum. Hacıahmetliler çok beğenmişler bunu, köyden de bir kızla evlendirmişler. Ama bir yıl, üç...
Emekli imam… Arıcılık da yapıyor… Şakacı, sözü gediğine oturtur, güler yüzlü, halkın içinde, yobaz değil… Yolda sokakta çok karşılaşırız. Güzün bal alacak oldum bundan. Sordum: “Balında şeker var mı yok mu arkadaş?” “Ben bugüne kadar arılarıma hiç şeker vermedim. Bu...
“Düğüne gider oynayamaz, cenazeye gider ağlayamaz” Eyüp Uysal +++ “Yıllar önce Kavaközü köyünde iki öğretmeniz. 74 öğrencimiz var. Şimdi duyuyorum ki 2 öğrencisi varmış. Taşımalı sistemle Dağpazarı köyüne gidermiş onlar da. Okul zaten kapanmış.” Mahmut Çetin +++ “Adam b…süz kadın...
Epey bir zamandır yazılarımın altında ‘sayban’ sözcüğünü kullanıyorum. Haklı olarak da kimisi bu sözcüğün anlamını soruyor bana. Birazcık geriye gidelim isterseniz. ‘Sayban’ sözcüğünü ilk kez duymuştum. ‘Selam’ sözcüğünün Türkçesiymiş. Bunu bana söyleyen de sevgili arkadaşım Hatice Aydın’dı. O da öğretmen...
“Tahtacı bir arkadaşım var, evinin önüne bir çamaşırlık yaptırmış, üstü açık, üstüne beton dökeceğiz. Yalvardı yakardı. Başka yerde de işim var, yoğunum, aksatmamam gerekir. Bu yüzden bu işi gece yapacağız. Bir at arabası kalıp getirdim. Komşuyuz da adamla. Sabah asıl...
Bugünkü şairimiz Hüseyin Yurttaş Yıldız Baskını yıldız baskınıdır bu beni birden görüngemden çıkaran bu kalabalık gökyüzü göğsümden taşan sevinç gözleri çiçek çocuklar gibi sesimde kelebekler yıldız baskınıdır bu saat sıfırı vurunca beni uzayın koynuna bırakın hangi soyaçekim hangi kardeşçe düzen...
Soruyorum size; ey yetişkinler, ey bizi küçümseyenler, ey büyük büyük insanlar?.. Soruyorum size: Savaşları biz mi çıkardık? Yoksulluğu, işsizliği biz mi yarattık? Doğayı biz mi bozduk, biz mi talan ettik? Doğanın hayvanlarını; tavşanını, tilkisini, kekliğini biz mi öldürdük? Yaşam pahalılığını...
Pişmanlıkların hiçbir işe yaramadığını bal gibi bilsem de, ne zaman babam usuma gelse, onunla ilgili pişmanlıklarım sıralanıverir usumda; “ahlarla”, “keşkelerle, “şimdiki bilincim o zaman olsaydılarla…” Bütün bunlara sarılmakla içim biraz hayıflıyor belki ama asıl bir çabam da bu yazdıklarımdan gençlerin...
“Bir kızım var, Mut’ta öğretmen. Kızımınsa iki kızı var, onun birisi de öğretmen. Yazın yayladayım, kızımdan bir telefon: “Baba, benim kızların dengesi biraz bozuluk, birisi büyü yaptırmış bunlara, yayla yolunda bir hoca varmış, büyü çözdürmeye geldik buraya, işimiz bitince yanına...
Parkta geziniyorum… Bir baktım, telefon oyununda bakkal soyan bir çocuk… Bir baktım, okulda acıkıp karnı sancıyan bir çocuk… Bir baktım, daha 3 yaşında 30 çocuk, tarikat elinde… Bir baktım, karnı davul bir adamdan her şey güllük gülistanlık… +++ Ben hep...