Emekli imam…
Arıcılık da yapıyor…
Şakacı, sözü gediğine oturtur, güler yüzlü, halkın içinde, yobaz değil…
Yolda sokakta çok karşılaşırız. Güzün bal alacak oldum bundan. Sordum:
“Balında şeker var mı yok mu arkadaş?”
“Ben bugüne kadar arılarıma hiç şeker vermedim. Bu yüzden balımın özel alıcıları var. İster al ister alma. Ama dağda bir komşum arılarına şeker veriyor, benim arılar da ondan otlanıyorsa, buna da bir şey diyemem!”
+++
Taaa geçenlerdeki insanı donduran o soğuklarda herkes kalın kalın giyinmiş. Bu ise gömlekle geziniyor çarşıda.
“Hocam bal reklamı yapıyorsun sanki!”
Yapıştırdı sözü:
“Yok yok, yoksulluktan!”
+++
Yine bir zamanlar, üç öğrenci babasıyız, çocuklarımız aynı okulda okuyor, birlikte Mersin’e bir belge almaya gideceğiz…
O iki arkadaşın birisi aracıyla götürecek bizi…
Sabah bir baktım, araçta bizim hoca da var. Onu da götürüyor bizim arkadaş.
Neyse, vardığımız bir yerde öğle ezanı okundu, ben araçta bekledim, üçü camiye gidip namaz kılıp geldi. İkindi namazı yine böyle, akşam namazı yine böyle…
Çocuklarımız başka bir ilçede okuyor, aldığımız belgeyi oraya götüreceğiz. Yine üç arkadaş, aynı araç…
Bu kez hoca yok. Gidip gelirken yine üç namaz zamanı oldu, o iki kişi hiç namaz kılmadı!
Birkaç gün sonra hocayla karşılaştık, anlattım bunu:
“Benim varlığımla yokluğum bu işte!”
+++
Çarşıda bir terzinin yanında birkaç kişi oturmuş söyleşiyor. Tam o sırada bizim Hoca da girer içeriye. Söz döner dolaşır içkiye gelir. İlle de başka ya:
“Ulen arkadaş, haram dediler, günah dediler, yasak dediler, mübareğin tadına bakmadan şu yalan dünyadan göçüp gideceğiz bee!”
Sevgiyle, sağlıkla, saybanla…