Antep’e geleli bir hafta oldu, ilk kez bugün çarşıya çıkıyorum. Özel halk otobüsündeyim. Düt düt korna çalan birisine sesleniyor sürücü, “Almanya’da çal da göreyim bunu!” Ben de içimden sesleniyorum sürücüye, “Pencere camların o kadar kirli ki, dışarıdan içeri içeriden dışarı gözükmüyor, Almanya’da böyle yolcu taşı da göreyim seni!..”
Neresi olursa olsun, kim olursa olsun, şehrin (kent diyemiyorum) her yeri belediye başkanının reklamıyla dolu. Söyleyin, kimin parasıyla bu?..
Oh ne güzel, emeklinin (65 yaş üstünün) yolu bulunmuş! Bunu biliyordum aslında, ama bugün bir daha gördüm. “Al sana ulaşım parasız, al sana bir de “Emekliler Evi, çay da 5 lira, akşama kadar da oyun oyna…” Daha ne istersiniz be arkadaş, gül gibi yaşayın durun bunlarla!
“Avrat” sözü çok kullanılıyor buralarda, özellikle kırsalda. Kulaklarımla duydum; “Benim avrat, babamın avradı…”
Yine yerli Anteplilerde bir kültür ve bir ağız, “Akşama bir simit aşı pişir de ekşiliyle yiyek.” Simit bizdeki düğürcük, ekşili ise turp.
Sankopark’ı gezdim bugün. Sanko Holdingin sergi salonu var burada. Üç Atatürk fotoğrafı (Atatürk’ün Antep’e gelişinde çekilmiş, 1926 yılında) ve Ressam Ethem Çalışkan’ın yaptığı
Atatürk resimleri var sergide. Gezdim.
Ve ille ve ille ki, her şey sınıfsal, her şey sınıfsal; eğer emekçiyseniz, işçiyseniz, bütün olaylara ve bütün ilişkilere sınıfsal bakmıyorsanız, gözlerinizde sizi ezenlerin gözlüğünü taşıyorsunuzdur.
Bir de Antep anlatısı paylaşalım mı? Bir kadın koşarak karakola gelir. Başlar polise bir şeyler söylemeye. “Bre babam, komşunun oğlu güllümü dayayıp süyüğe çıkıp, hayata hoplayıp, tağıdan içeri girip, o kadar garaltmı alıp götürüp. Şikayetçiyim.”
Polis bir şey anlayamamış tabi. Hemen yoldan geçen birisini çevirerek kadının ne anlatmak istediğini sormuş. Adam şöyle anlatmış: “…komşunun oğlu merdiveni dayayıp duvara, havluya atlayıp, pencereden içeri girmiş, o kadar eşyamı alıp götürmüş.”
Kırkayak Parkında otururken bir adam demesin mi, “ ‘Kuşları yemlemek sevap’ diye diye şu güvercinleri bile beleşçiliğe alıştırdık. Aslında bütün kuşları çok sevsem de bunları sevmez oldum. ‘Beleşçiler’ diyesim geliyor bunlara. Dağlarda, tarlalarda doyunsalardı olmaz mıydı?”
Kırkayak Parkı dedim ya, Atatürk ve Nazım yarası var bu parkta, dinmez hiç, Cennetlere Gidiyorum kitabımda anlatmıştım bunu.
Biraz uçarılık var ya, geçenlerde bir gün dedim ki kendi kendime, “Tanıdığın bir savunman yok burada, çal birisinin kapısını, tanış, bir çayını iç, Antep üzerine biraz söyleş…”
Gözlerim savunman tabelalarında artık. Derken soyadı yüzünden birisine karar verdim. İki kişiler, yanındaki ya karısı ya kızı ya kardeşi.
Tüküreyim böylesi şansa, üç yıl olmuş adam öleli!
İkincide yoğurdu tutturdum. Ama bu da dinci bir yazar!..
Ve günümüz doldu. Ama doya doya yine gezemedim Antep’in çarşılarını…
Sevgiyle, sağlıkla, saybanla…



