Pişmanlıkların hiçbir işe yaramadığını bal gibi bilsem de, ne zaman babam usuma gelse, onunla ilgili pişmanlıklarım sıralanıverir usumda; “ahlarla”, “keşkelerle, “şimdiki bilincim o zaman olsaydılarla…” Bütün bunlara sarılmakla içim biraz hayıflıyor belki ama asıl bir çabam da bu yazdıklarımdan gençlerin yararlanması. Ola ki, okuma olanakları oluşturulursa eğer!
Gelelim şimdi hiçbir işe yaramayan bu pişmanlıklarıma:
Daha önce yazdım bunu aslında. Çok güzeldi babamın sesi. Sanki bir tek bu konuda babamın oğlu değilim ben. Sesi o kadar güzelmiş ki, çevresinde “plak çıkar” diyen çok olmuş. Bunun üzerine de ver elini İstanbul yapmış. Nereye uğradıysa, kendi söyleyişiyle, “Ses mühendisi Avrupa’ya gitmiş”, izinin üstüne dönüp gelmiş bu da.
Yine, Mut’a gelişinin birinde Laal Paşa camisinde ezan okutmuşlar buna. Kaymakam çok beğenmiş bu sesi. İki jandarmayla çağırtmış babamı. Bir okula göndermek istemiş, ama evin tek oğlu, izin vermemiş babası.
Ve yine bunun sesinin güzelliğini dönemin milletvekili Mazhar Arıkan da duymuş. Götürmüş mü, yönlendirmiş mi TRT’ye, tam bilmiyorum, Ali Gürlü’yle görüşülmüş. Gerekli belgeleri istemiş o da. Evin tek oğlu ya, o da olmamış.
Velhasıl o güzel ses, olduğu yerde kalmış gitmiş, kaldı gitti.
Tabi bütün bunlar babamın gençlik yıllarıydı, belki de daha evli değildi, belki de biz bebektik. Benim pişmanlığımsa; babamın o güzel sesini doğru dürüst kayıt altına almamak, gelişi güzelle yetinmek.
Bir başka pişmanlığım; (şimdiki bilincim olsaydı eğer) babama geçmişle ya da geçmişiyle ilgili çok fazla bir şey sormamam. Bu konuda ne kadar başarılı olurdum hiç bilmiyorum. Çünkü benim gibi o da çok unutkan birisiydi, belleği çok zayıftı.
Beni çok çok üzen bir başka düşüncesizliğim de, arabama bindirip zaman zaman onu Mut sokaklarında gezdirsem de, ne kadar az gezdirdiğimdi. Çünkü o böyle gezmeleri çok severdi. En az altı yedi tane kiralık evde oturdu, onlarca anıları var oralarda, o evlerin önünden geçmeye bayılır, içi içine sığmazdı oralardan geçerken.
Bütün bunları niye yapmadım?..
Bu soruların şu anda hiçbir anlamı olmasa da, içim yanıyor işte, ille de.
Aslında aynı şeyler annem için de geçerli, yetişkin yaşlarımda dedemle pek olamasam da dedem içinde geçerli.
Ne yazık ki insan, birisini ya da bir şeyi yitirince anlıyor onun değerini.
Ne yazık ki!..
Sevgiyle, sağlıkla, saybanla ve daha bir bilinçle…