Bir insanın yüreği neden yanar?..
Ya çok sevdiği birini yitirmiştir, ya çok sevdiği birinden ummadığı bir “kazık” yemiştir, ya bir güzellik yaratacaktır ama eli kolu bağlıdır, ya büyük bir haksızlığa uğramış, en yakınları bile ondan uzaklaşmıştır, ya kimi güzelim değerler gözünün önünde bir bir yıkılıp yok olup gitmiştir, gitmektedir…
Çoğaltabiliriz bunları.
Benim yüreğimi yakansa şu anda yukarıdakilerin sonuncusu.
Mustafa Kemal “kültür bizim temelimiz” demişti. Kültürel değerlerini koruyamayan ve de geliştiremeyen bir kent altından olsa da, inanınki yarım bir kenttir.
Yıllar öncesine dayalı bir “kültür yıkımı” var Mut’ta. Örneğin; Mut’un en eski okulu Cumhuriyet İlkokulu (o güzelim taş yapı) yıkılıp yerine beton bir okul yapıldı, hapishane yıkılıp yerine şimdiki adliye yapıldı. Daha da çoğaltabiliriz bu örnekleri. Oysa kimi yerler bu tür kültürel değerlerine sahip çıkıyor. Örneğin Karaman, en eski okulu Gazi Okulunu Eğitim Müzesi yaptı. Adliye yapılacak başka yer yok muydu da, o tarih, o anılar, o emek yıkıldı gitti?
Ne kadar kültür yoksunuyuz, tarihi ve anıları çöpe gömücüyüz, beton tutkunuyuz?..
Bunu daha önce de yazdım, bağıra bağıra da dillendirdim; son yılların en yanlış kararlarından ve uygulamalarından birisi de, müze olarak onarılan ve de zaten “açık müze” durumunda olan Kale içindeki ortaokulun İlçe Milli Eğitime verilmesi. Bir kente, bir topluma bir müze bu kadar mı gereksiz? Ama işin asıl acı yanı da, ihsanın içini acıtan da, bu büyük yanlışlığa “kültür sanattan yanayım” diyen kaç kişi tepki gösterdi?
Şimdi söyleyeceğim yüreğimi yakansa, aynı şeyin bir başka biçimi.
Yıllardır Mut Çıtlık dergisinde geleneksel eski Mut evlerini, taş ve kerpiç evleri ve sahiplerini tanıtıyor, o günün kültürünü ve yaşamlarını kayıt altına alıyorum. Kim bilir, belki ileride kültür yanlısı birisi, başta da yerel yönetim bu tanıtımları bir kitaba dönüştürecektir.
Silifke’ye, Karaman’a, Anamur’a gidiyorum, onlarca eski yapı; ev, konak, işyeri, tarihi kurum aslına uygun olarak onarılmış (Restore edilmiş). Bunların kimisi sahipleri tarafından, kimisi yerel yönetimce, kimisi merkezi yönetimin kurumlarınca.
Ama ne acı ki bizde bunun bir tek örneği yok. Yüz kere yok, bin kere yok!
Neden bizim bir tane varsılımız, kendisini varsıl sayanımız, dört beş araba, on yirmi daire, dönüm dönüm bağ bahçe kadar, birazcık da “kültür sanat sıçraması” yaparak, böyle bir güzelliğe imza atmaz ki, kazandığı paranın küçücük bir kısmını dedesinden/babasından kalan kültürsel bir evi aslına uygun olarak onarmaz da, kat kat beton yığınına çevirir ki?..
O eski güzelim taş/kerpiç evler yıkılırken yalnızca evler yıkılmaz ki!..
Mut Çıtlık dergisi olarak yetişemiyorum o eski güzelim evleri yıkılmadan önce tanıtmaya, ahhhh!..
Sevgiyle, sağlıkla, kültürle, saybanla…


