“Benim doğmam sabah akşammış…
Anamla babam Yörük çatmasındaymış, davar sürüleri varmış…
Bir öğle zamanı iki adam çıkagelmiş, Alanyalıymış ikisi de…
Babamdan keçi alacaklarmış, akşam bizde yatacaklarmış…
İkindiye doğru anam sancılanmış, hemen Goca Ayşa’yı çağırmışlar, çok sabırsızmışım ki o gelmeden doğmuşum ben…
Bunun üzerine adamlara demiş ki babam, “Siz yatacak bir yer bulun, sabahleyin gelin.”
Sabahleyin gelmişler adamlar. Akşam doğum yapan annem, sabah ocağı yakıp ekmek yapmış, adamlara kahvaltı hazırlamış…
Diyeceğim o ki, adamın birisinin adı Murat’mış, Murat annemin de babamın da hoşuna gitmiş, bu yüzden de benim adımı Murat koymuşlar…
Gelelim mi şimdiye, “Alanyalı Murat” diyor şimdi kimisi bana…”
+++
“Adam Almanya’dan emekli. Bizim köyden değil ama beni çok sever. Bir gün dedi ki bana, “Yahu Ali, bana bir palaz tutuver!”
Bir iki yıl geçti aradan, Hacınuhlu köyünde bir çelengiyle uğraşıyorum, bir telefon, baktım o:
“Ali ne yaptın palaz işini?”
“Tuttum abi, köyde bizim evin önünde, kafeste, götür sahiplen, şimdi ben başka köydeyim.”
Götürmüş, bakmış beslemiş, keklik olmuş palaz.
Derken bir aylığına Almanya’ya gitmişler bunlar, giderken de kekliği, Pamuklu köyündeki akrabalarına bırakmışlar.
Dönünce kekliği evlerine götürmüşler.
Bir gün çarşıda, kahvenin önünde oturuyorum, beni görmüş, bana doğru geliyor. Bir baktım gözleri boncuk boncuk!
“Sorma başımıza geleni!”
“Soruyorum!”
“Sözde size de uğrayacaktık. Kelceköy’deki akrabaların yanına uğradık önce. Orada da batırık yaptılar. Keklik de aracın arka koltuğunun arkasında, arka pencerenin önünde yani. Gitmek için kalkınca bir baktık ki, yaz günü ya, güneşte keklik ölekalmış! Öyle dokundu ki o kekliğin ölümü bana, hiç sorma!..”
Bir gömlek getirmiş Almanya’dan. Ne kadar “istemez” dedimse de, diretti kaldı…”
Daha giymedim, belki de hiç giymem!..”


