Ünlü Sertavul çöplüğü ki; kartalların, kuzgunların, akbabaların ve hatta köpeklerin lokantası…
Bir iki yıldır çöplük ha kapandı ha kapanıyor; çöpler artık Mut’a götürülüyor, sonra da Silifke’ye, arıtma işletmesine…
Bu çöplüğün kapatılmasına kim ne diyebilir ki! Doğru olan bu zaten; bir kente, bir yaylaya, bir topluma yakışan bu.
Bu konuda son nokta konmuş ki, Orman İşletmesi bir haftadır çevre temizliği yapıyor, kalan çöp yığınlarını yakıyor, derinden derinden dumanlar tütüyor…
Lokanta kapanınca doğal olarak müşteriler de yok!
Neredeyse 40 yıldır yazları buradayım, yaklaşık 40 yıllık çöplük dönemi kapanıyor, bir adım daha kentliyiz böylece…
Burayı bir havaalanına benzetirdim hep. Uçakları da uçakların anası kuşlardı. Ve dünyanın en yoğun havaalanından daha yoğundu.
Sağlıklı mıydı değil miydi, bu tartışılabilir ama bu kuşların yaşam alanıydı burası. Bu kuşlar da Sertavul’un doyumsuz bir güzelliğiydi, Sertavul gökyüzünün süsleriydi, çiçekleriydi. Hele kuzgunlar ki, ala şafakta otellerinden kalkar, “gak gak” şarkılarıyla gökyüzünde turlar ata ata, eşleriyle cilveleşe cilveleşe, en güzel danslarını yapa yapa lokantalarına giderdi. Birinde saymıştım, doksanı geçmişti. Akşam dönüşleri yine aynıydı.
Bir de bu kuzgunların hisleri çok güçlüydü. Marmara depremi öncesinin ikindi üzeri, (depremden 7-8 saat önce) gökyüzündeki olağanüstü devinim uyarılarıyla şaşırtmışlardı beni.
İki gün önceki sabah yürüyüşümde, Özgürlük Yolumun sonundan çöplüğe şöyle bir baktım. Duman tütmez olmuş artık, temizlik yapılmış. Yüzlerce kuştan eser yok. Nereye gittilerse! Ne yazık ki sevinçle üzüntüyü birlikte yaşıyor insan.
Artık Sertavul’un simgesi o kuşlar yok, gökyüzü şen şakrak değil… Sertavul’un kartal, kuzgun, akbaba dönemi kapandı, belki de bir daha hiçbirimiz Sertavul’da bu kuşları göremeyeceğiz, bu tarih, bu kültür, bu güzellik bitti. Yürüyüş yolumdaki çamlar arasında fişek gibi kayan kuzgunlar yok artık, gökyüzü sessiz, çiçeksiz…
Ayyy, bir akbaba, çöplüğün üzerinde dönüp duruyor! Ayyy, iki kuzgun, belki de sevgililer! Terk etmemişler yurtlarını, tarihlerini, kültürlerini, anılarını… Belki de benim gibi ikilem içindeler…
Bu kadar kuş nereye gidebilir ki!?..
Bir usuma takılan da, bu işler yapılırken bu kuşlar düşünüldü mü hiç? Kartalların yaşamıyla ilgilenen bir dernek olduğunu duymuştum. Böyle bir dernekle ya da bu işle ilgilenen bir kurumla, bir üniversiteyle görüşüldü mü acaba?..
Evet, sevincimle hüznüm yarışıyor, karmakarışık…
Sevgiyle, sağlıkla, saybanla…