HEPSİ BİRKAÇ DOMATES, BİRKAÇ BİBER, BİRKAÇ SALATALIK İÇİN, BİR DE KEKİK
Yayladayım, bir arkadaşımı aradım;
“Kekik toplamaya gideceğim, gider misin?” dedim.
“Dün çok yoruldum, gidemem” dedi.
Bir başkasını aradım, çocukları geldi onun da, iki gün sonra gidecekler;
“Ben gitmeyeyim” dedi o da.
İş başa düştü…
Böylece belki de daha özgür olurum dağlarda. Bir yandan da ben yorulmayı seven birisiyim, arkadaşlarımı saatlerce onca kepirin arasındave de güneşin altında yormam.
Ver elini Torosların gırı, koyakları, güzelim otları, çiçekleri…
Koyaklar kırmızı toprak, kimi koyakların özellikle bir yönü kayalıklı/inli, kimi koyaklarda Yörük çadırları/çatmaları, kimi koyaklarda buğday ya da nohut ekili, çoğunluk koyaklar ise boş.
Kışın kekiksiz olamayız biz. Kekik mi, ille de gır kekiği…
Adını bilemediğim yüzlerce ot/çiçek. Buraların büyük varsıllığı bu. Ve her şey yağmura bağlı olsa da hepsi susuzluğa dayanıklı.
Kekikler öyle salına salına değil, eski kuru saplarıyla yeni yeşil saplar iç içe, bu yüzden biraz sabır ister kekik toplamak buralarda.
Derken koyağın birisinde bir Yörük çadırına uğradım. İki kişi uzunlama katın dibinde koyun kırkıyor. Çadırın önünde bir kadın;
“Ters var mı satılık?”
“Bizde yok, ama kazarsan hooo inin önünde var.”
Usumda diktiğim birkaç kök domatesi, biberi, salatalığı, lahanayı ve maydanozu sevindirmek, ille de.
Nedir ne değildir, bakmaya gittim önce. Yumuşak yüzü büyük oranda toplanmış, kalan tabaka tümüyle kat kat sert tezek. Yine de köşede bucakta bir iki çuvallık var.
Geldim yeniden çadırın yanına;
“Küreğiniz var mı, iki de çuval istiyorum?”
Çocuğun oyuncağıymış kürek; sapı ortasından kırık, ikiye bir çıkıverir, çuvalın birisi sağlam birisinin on yerinde on parçalanma.
Toplayıp çuvallaması neyse de, çuvalları taaa arabaya kadar götürmesi zorların zoru. Elli kilodan az değil çuvallar. Zamanında kemik erimesi geçirsem de, güneş emimle(ilaç) güçlendirmişim kemiklerimi! Değilse kolay mı!?
Bereket biraz uzaktan anaları tarafından gözetilen iki köpek eniği yetişti yardımıma. Havhavlarını keserek yanıma kadar yaklaştılar. Onların eşliğinde önce birinci çuvalı sırtlayarak, hiç de kolay değil bu, arabaya kadar götürdüm. Alışık olmasam canım tükenecek sanki. Sonra ikinci çuvalı…
Belki kiminiz bana, “Delisin sen” diyorsunuzdur şu anda. İnanın ki ben de diyorum bunu kendime.
Ama inanın ki bu bir tutku; çocukluğumun güzelim tadı, ikinci arkadaşımın sözleriyle, “avarları sevindirmek”, yapay gübreye hayır…
Bir banyo, bir de tavşankanı çay. Ohh!..
Avarların gözü kulağı bende…


