“Çınaraltı’nda bir masa, masada bir adam, orta yaşlarda, bir başına oturuyor…
“Yalnız adamı kurt kaparmış!” diyerek ve de izin isteyerek yanına oturdum. Tabi ahşap sandalyeyi “çivi var mı yok mu” diye kontrol ederek.
Konuştukça açıldı adam:
“Evimi babam yaptırdı abi, evlenme giderlerimi o karşıladı, sonra işyerimi o açıverdi, arabamı o alıverdi, yüksekokulda iki çocuğumuz var, onların giderlerini de o karşılıyor…”
“Ya evinizin buzdolabı, televizyonu, çamaşır makinesi?…
“İnanmayacaksın ama onları da babamdan abi.”
Sorun hangisinde, yoksa ikisinde de mi? Bunu öğrenemeden kalkmak zorunda kaldım masadan.
+++
Hastanenin bir iki tane uzman doktoru olan bir bölümü…
Adı okununca girdi içeriye kadın.
“Şikâyetiniz nedir?
“Böyle böyle.”
“Tetkikler vereceğim, yaptırın.”
“Sizin bu bölümde tanıdığım bir doktor vardı, kadın, Silifkeliydi, adını göremedim kapılarda, gitti mi acaba?”
“Tanımıyorum kimse o!”
“Hastanız o kadar çok ki!..”
+++
“Çocukluğumda çok hayırsızdım ben. Sırtımda anamın dokuduğu ak bir göynek, bacağımda yine ak bir don, ayaklarımda Ermenek lastiği, dağda oğlak güderiz. Yanımda da halaoğlum var. Kara çadırımız aşağıda.
O yıllarda herkeste bol bol kibrit yok daha. Çobanlar ateşi çakmak, çakmaktaşı ve kavla yakarlar. Çekme diye bir ot var, köklerinin közü kolay kolay sönmez, işte bu otu tutuştururlar, dökülen külün içine közleri gömerler, iki üç gün öyle kalır bu közler, yeni bir ateş mi yakacaklar, işte bu közleri kullanırlar.
Neyse, oralarda bir yere oturdum ben, halaoğlumla şakalaşıp dururuz. Altımda bir sıcaklık hissettim bir anda. Fırladım hemen. Emmioğlum bağırdı:
“Koş çadıra, yanıyorsun!”
Meğer külün üzerine oturmuşum, göyneğim yanıyor! Yıldız kayar gibi koştum baş aşağı. Halam görmüş beni, çığlığıma koşarak geldi, anam da görmüş, o da bir kova suyla koştu.
Halam ovalayarak söndürüyor alevleri, anamsa başımdan aşağı döktü bir kova suyu.
Bayılıp düşmüşüm o anda. Çadıra götürmüşler beni. İlaç, doktor ne arasın o yıllarda, oralarda. Tuzsuz tereyağı koymuşlar bir kaba. O sırada babam da gelmiş, koşmuş arı kovanına, taze bir bal çıtası getirmiş, ikisini iyice karıştırıp, mumyalar gibi bütün bedenime sürmüşler. Ve gün gün iyileşmişim. Başka yerimde yok ama belimde bir iz var ta o yıllardan.”
Sevgiyle, sağlıkla, saybanla…


