Yıllar önce Karaman’a Almanya’dan bir traktör gelir. Bu traktörü trenden indirip sürecek kimse bulunmaz Karaman’da. O günlerde de Karaman’dan birisi Ermenek’ten bir kamyon alır, ama kamyonu Karaman’a sürüp gelecek kimse yok. Necip Taşkıran’da o yıllarda Ermenek’in oralarda çalışır. Derler ki,...
Şiirsiz kalmayın! Yoksul neden yoksul, bunu bir bilse Saraylar saltanatlar yıkılır gider Top tüfek, akıttığı kanı bir bilse Kalemle kitaba dönüşür gider +++ Çocukluğum kokulu kent, şu Mut Her telime ter olmuş kent, şu Mut En sevgilim, Mut halkı var...
Kış mevsimi, ortalık ana baba günü, tipi; göz gözü görmüyor… Karayolları çalışanları, Sertavul yolunun trafiğe kapatılması için jandarmaya haber verir. Jandarma önlemini alır, Alahan’dan ileriye kimseyi geçirtmez. Hırılhırıl bir kamyonet gelir: “Yol kapalı arkadaş, gidemezsin!” “Biliyorum, ama ileride çalışan ekibe...
Belki dört beş aydır düşünüp duruyorum; yolda sokakta, yerken içerken, yazarken çizerken, mışıl mışıl uyurken bile… Hatta iki buçuk aydır elimde kalemle… “Bu hafta ne yazmalıyım?..” Sanki sağım solum yiyecek içecek dolu ben aç susuz dolaşıp duruyorum, ya da ben...
Kopuk Veli, Gülnar’dan Mut’a göçer gelir. Bir bakar, kimileri arabayla Mersin’e gidip dökme portakal, şu bu doldurur gelir, pazarda satar. Bir gün kendisi de “Kumarcı Mehmet’in” arabasını tutar, çadırı da var, gider Mersin’e, dökme portakal doldurup getirir. Cumhuriyet Alanına, sıra...
Birisi ikiye/bir (ikide/bir) “sen niteliksizsin” dese bana, “sanırım beni yeterince tanımıyor bu” diyerek üzülürüm, ya da oldukça bilgiç birisi sayarak onu hiç oralı olmam, geçer giderim, ama kalkıp “sende nitelik arıyorum ben arkadaş” derse de, (belki de benden daha nitelikli...
“Memleketim Mut olsa da Karaman’da lisede okuyorum. O yıllarda vırt zırt her yıl kitap değişmez, bir kitap eskiyinceye kadar bir iki öğrenciye “kitaplık” yapardı. Ben de böyle, bir kitapçıdan ikinci el ders kitapları aldım. Matematik, Türkçe, Tarih, Coğrafya, Fen Bilgisi…...
“Mut’takiler yalvarıyor Allaha, “Ah bir yağmur yağsa da zeytinlerin kırışıklığı gitse”, yayla köyleri yalvarıyor Allah’a; “Ah beş on gün yağmur yağmasa da nohutlar kurusa!..” Allah’ın işi gerçekten zor arkadaş bee!..” Mehmet Çiftçioğlu +++ “O bir kıza bakıyor kendinden geçmişçesine, ben...
Yoksul birisisin, trilyonluk birisi için “Ne fark eder, sonunda o da ölecek ben de” diyorsan, zaten o anda ölmüşsündür arkadaş! +++ Kimisi bilgiyle bilimle uğraşır; yağmurun ne zaman yağacağını güneşin ne zaman tutulacağını bilir, yıldızlarda yeni yaşam arar, kimileriyse bu...
Gülnar’ın Konur köyünden birisi pazarcılık yapar. Bir gün Mersin’e meyve sebze almaya gider. Epeyce de ıspanak alır. Hani şu boğum boğum bağlanmış ıspanaktan. Olacak ya, yarısını bile satamaz. Dayanır mı ıspanak, çürümeye başlar. Bu da ne yapsın, çöp kutusuna döküverir....
“Beş liraya bir şişe su, on liraya tuvalete git! Mehmet Çiftçioğlu +++ “Seçim bu, avradın gırığından oy istetir adama.” Kuskanlı Gara Mehmet +++ “Yalnızlığımla baş başa gökyüzüyüm / İnsanlarla baş başa denizlerim.” İlna Nazil +++ “En bilinmedik ben varım içinizde....
PUL Kar yağdı apak oldu dünya Yağmur yağdı pırıl pırıl, yemyeşil oldu dünya Şimşek çaktı apaydınlık oldu dünya Paraya pul oldu insan HESAP GÜNÜ Direneceğiz ölüme Hesap gününü görmeliyiz ille de Sakın ha ecelinle ölme Sana sözlerimiz tarih okumuş Sana...
Okumuş birisi: “Hocam yaş kaç?” “Yolun yarısı.” “35 mi?..” Bir köylü: “Hocam yaş kaç?” “Yolun yarısı.” “Aboooo, bu kadar daha mı yaşayacaksın sen!..” +++ Her yeri öyle bir para hırsı sardı ki, artık elma elma değil, et et değil, bal...
uş öter, kurt ulur, köpek havlar, kedi miyavlar, aslan kükrer, ayı homurdar/böğürür, koyun keçi meler, at kişner, eşek anırır, tilki pavkırır, kurbağa viyaklar… Ya tavşan?.. +++ “Onlarca tır yine sığır götürüyor, dışarıdan gemiyle getirilen.” “Onlarca tır yine sığır götürüyor, dışarıdan...
Saygıdeğer konuklarımız, Dağpazarı köyünün güzel insanları… Kaymakamımız aramızda, Belediye Başkanımız aramızda, Büyükşehir Mut Temsilcimiz aramızda, Cumhuriyet Savcımız aramızda, gördüğüm kadarıyla siyasi partilerden bir arkadaşımız aramızda, sivil toplum örgütlerinden Ziraat Odası Başkanımız aramızda, doğal ki biraz sonra bizleri Karacaoğlan türküleriyle coşturacak...
Yazıyı okurken, “Yine mi Özgürlük Yolu?”, ve hatta “Bıktık artık bu Özgürlük Yolundan” diyenleriniz olabilir, doğal. Ama bir de yer değiştirelim gelin; ben olun siz ya da siz Özgürlük Yolum olun. İşte o zaman göreceksiniz ki, az bile yazıyorum Özgürlük...
Meydan Parkı (Musa Eroğlu Sevgi Parkı); değil Mut’un, yörenin en büyük, en kapsamlı parkı… Burada günlük yürüyüş yapanlar var. Bunlardan birisi de Sönmez Bey, hem de baş yürüyüşçülerden. Hastalık dışında her gün gider yürüyüşe. Hele hele oradaki spor aygıtlarında çalışmaya...
Bir daha tavşan… Aslında tüm hayvanlar… Aslında sevgi… +++ Bana düşen “cezaya” gelince; ola ki bir yerde bir tavşan mı gördüm, yeriyle yurduyla asla kimseye söylemeyeceğim. İlle de sevgi mi, o zaman “Düşümde ya da gökyüzünde bir tavşan gördüm” diyeceğim…...
Bir arkadaşım sabah sabah “Hayırlı sabahlar” dedi. “Günaydın” dedim ben de, hem de inadına. Evet görüyorum, izliyorum, biliyorum bunları. “Hayırlı sabahlar, hayırlı günler, hayırlı cumalar, hayırlı işler, hayırlı akşamlar…” gibi sözler toplumu yediden yetmişe tutsak almış durumda. Hele birisi kalkmış...
“Sağlığın nasıl?” diye sordu geçenlerde bir arkadaşım. Çok iyiyim dedim ben de, çok iyiyim! Arkasından da sürdürdüm: İki hastalığım vardı, ikisini de sporla ve doğayla yendim. İlgisini çekti, “Nasıl?” diye sordu bu kez de. Başladım anlatmaya: Birinci hastalığım kemik erimesiydi....
Nasıl kıydınız tarihe, kültüre, o kadar öğrencinin ve öğretmenin anılarına da, Mut’un ilk ilkokulu, o güzelim taş yapı Cumhuriyet İlkokulu’na, nasıl kıydınız da yerine bir beton yığını diktiniz?.. Mut Kültür Müzesi olması beklenirken, bu amaçla onarılmışken ve de bunun için...
“Sabah bir gabak yedik, öğlen bir gabak yedik, akşam da yönet bir gabak yedik!..” Ali Uçar / Mut Öreni +++ “Çok tanrı aradım, kendimden başka tanrı bulamadım.” Yılmaz Seyrankaya +++ “Şunu anladım; yazdıklarımdan, yazdıklarımdan çok okuyanlar korkuyor.” İlna Nazil +++...
“Koştur koştur bir çocuğum daha, Meydan’daki kümes evimizin önündeyim. Bir iki ev ilerimizde de davullu düdüklü, içkili miçkili bir düğün var. Eskiden düğünler böyleydi. Göze batan iki grup parlayıp duruyor. İkisi de zil zurna içki! Birinin çakmak çakmasına bağlı her...
İlk kez birkaç yıl önce Karaman’daki kilisede gezmiştim, “Ders Araçları Sergisi” diye bir sergiyi. Sonra yine Karaman’daki eski Gazi İlkokulunun “Eğitim Müzesine” dönüştürülmekte olduğunu duymuş, birkaç arkadaşımla, açılışı yapılmasa bile izin alıp görmüştük. Açılmıştı ki, geçenlerde yine gezdik. Türkiye’de bir...
OİDİPUS Birçoğumuz biliriz Oidipus anlatısını. Daha çocuktur Oidipus. Yazgısı kötü olacağı için annesi babası tarafından terkedilir. Sonra Kral Polypos’a götürülür ve onun tarafından büyütülür. Giderek delikanlı olur Oidipus. Bir gün dağda, atla gezinen bir soyluyla karşılaşır ve kavgaya tutuşurlar. Soyluyu...
Bir yandan 133. Doğa yürüyüşümüz… Bir yandan İzzet Öz anısına 2. Yürüyüşümüz… Bir yandan 6. Kiraz Şenliğimiz… 150’yi aşan katılımcımızla zor gibi gözükse de zor değil, ama coşkulu bir etkinlik… Evet, yürüyüş yolumuz İzzet Öz Yürüyüş yolu olacaktı ama Valiliğin...
“Tosunlu’dur asıl anayurdum Sakız’da çok az durdum Eller keklik vururken Ben Alaçamlı vurdum. Tosunlu’dan (Havutgediği) bir bekçi. +++ “Babamla hiç arkadaş olamadık!..” İlna Nazil +++ “Kuru fasulye köylünün etli ekmeğidir.” Mehmet Ali Göz / Aşağı Köselerli Köyü +++ “’Her şeyin...
Her insan çalışırken dinlenirken, düşünürken taşınırken, gezerken tozarken, yerken içerken, konuşurken susarken bir şeyler doldurur beyin torbasına. Aslında hep açıktır orası. Ama kimisinin torbası biraz boş olur, kimisinin torbası dolar taşar. Koşullara ve yaşam biçimine bağlıdır bu da. Ve dolduruldukça...
Yaşam kahramanları torun, Ali (oğul), baba, babaanne ve dede olan Mut’tan bir ailenin Adana’daki bir mahalle pazarındaki küçücük anıları… Babaanne: “Biliyon mu Ali, hani sen üç dört yaşlarındaydın daha. Sen, baban, üçümüz pazarı geziyorduk, leğen leğen zeytin satıyordu birisi. Canın...
Kırk yıl sonra bir söz verdim, öğretmenlikteki ilk göz ağrıma gitmek için, Iğdır’ın Tuzluca İlçesinin Uğruca köyüne. (O yıllarda Kars’ın ilçesiydi Tuzluca) Tabi sözlü sözdü bu. İki yıl geçti ama bir türlü tutamadım bu sözümü. Bu kez yazdığım gazetedeki köşemde...