Sabah yürüyüşünde karşılaştık, adamın elinde iki metre kadar bir sopa… “Yahu nedir bu?” “Köpek için.” “Bir ekmek vereni, bir de sopa vuranı unutmazmış köpek!” “Ya saldırırsa!..” Yıllar önce Eskişehir’de, bir AVM’ye sapan yolun kenarındayım. İki köpek var, yoldan geçen her...
Şiirsiz kalmayın!… AY BATTI ay battı anne, çocuklar kanıyor sarhoş kent topluyor çekmecelerini pantolonu yırtık uçurtmalar firarda kim sobeler devler ülkesinde Gulliver’i? kirli bir ırmak akıyor gönlümün ortasından kırmızı bir turnayım göç kokan gözlerinde aşktan düştüm anne, yazlarım kırık nasıl...
Burada anlatılanların hiçbirisi kurgu değil, birebir yaşanmışlıklardır. “Bu çantayı taşıyorsun da, içinde küçücük bir çakı bile yok arkadaş bee!..” “’Bıçak taşıyor!’ mu dedirteceksin bana?” +++ “Bizim köyde bir adam vardı, öldü gitti. Ben hayal meyal anımsıyorum. On altı ekmek yediği...
Bizim buralarda bir adam var. Bildim bileli Cumhuriyet Gazetesi okur. Bir de seçimden seçime oy kullanır. Hepsi bu. Kendini doldur doldur ama doldurduklarını hiç kullanma! Kendinden başka neye yarar ki! Bir gölete benzetirim bu adamı hep; ağzına kadar su dolu...
10’a 2. Bugünkü başlık böyle. Peki ne demek bu?.. Bir tümceyle bizi tanımlayan bir sonuç. Sertavul Çocuk Parkındayım. Sahipsiz köpek çok buralarda. Köpeğin birisi yoldan karşıya geçmeye çalışıyor. Anayol tabi, vızır vızır araba, kolay mı? Doğal olarak araçlardan korkuyor, ürküyor....
Burada anlatılanların hiçbirisi kurgu değil, hepsi yaşanmışlıklardır. “Usum yeni yeni ermeye başlamıştı. Anam da öldü babam da. Yetim büyüdüm…” “İlk başta marangozluğa başladım. Bir keserim, bir de baltam vardı. Bıçkıyı sonradan buldum. Bıçkı herkeste olmazdı zaten. Kapı kasaları yaptım. Üç...
Sertavul püfür püfür poyraz! Avarlar, ağaçlar cin çarpığı! Mut da böyle, eminim ki Silifke de… Zaten başladı mı poyraz, kolay kolay durmaz… Ya Karaman? Buralar yıkılırken çıt çıkmaz Karaman’da. Kaç yaşadım bunu, biliyorum. Sanki bunu bir daha kanıtlarcasına Karaman’a gittim...
Karl Marx yıllar önce, “Din halkın afyonudur” demişti… Bu ayrı bir tartışma… İnsanlıkta; sevgide, adalette, hakta, hukukta, vicdanda, doğrulukta, dürüstlükte dinlere gerek duymadan bile dinleri aşabilmek… Ama toplum dincilikle (dinle demiyorum) kuşatılmış durumda… Tabi burada temel bir konu var; laiklik....
Burada anlatılanların hiç birisi kurgu değil, hepsi yaşanmışlıklardır. 1960’lı yılları… Kertmen Köyündendir Yavuz Ali. Kısacık, çevik, burma bıyıklı ama goduş mu goduş birisidir. Goduşlukta bu memlekette üstüne kimse yoktur. Süslü püslü bir de atı vardır. Atını mı süsledi, kesinlikle Köprübaşı...
Ama bu eyyyyey’dir; kimseye parmak sallamak, hele hele kimseyi hizaya getirmek hiç değildir, asla, tümüyle insanidir ve en sessiz tondadır!.. Ey yavaşlamak ve de durmak yerine, yoldan geçen kedilere, köpeklere dütdüt korna çalan sürücüler!… Ey çocukları için para kültüründen başka...
Yoksuldu, ilkokuldan sonra okumamıştı, garibandı, dindardı… Her şeyin ‘alınyazısı’ olduğuna inanırdı… Çalışma yarışması yapılsa birinci gelirdi, ama “Çalışana Allah verir” diye diye yaşardı… “Çok şükür” sözünü çok kullanırdı… 50 yaşına gelmişti, ama bu elli yıl 50 metre katkı sunmamıştı yaşamına…...
Burada anlatılanların hiçbirisi kurgu değil, tümüyle yaşanmışlıklardır. İki arkadaş oturmuş bir masaya söyleşiyor, Çınaraltı’nda… “Mut’ta kaç devlet yurdu var, kaç cemaat yurdu, biliyor musun?” “Bilmiyorum. Hiç düşünmedim bile…” Bitişikteki masada da bir söyleşi var ve bir ses duyulur: “Görüyor musunuz...
Hayyam şarap sarhoşu Olalım biz de bugün Hayyam sarhoşu. HACI OLMAK YETMEZ Adil davranmadıktan sonra Hacı hoca olmuşsun kaç para Hırka, tesbih, post, seccade güzel ama Tanrı kanar mı bunlara RÜBAİ Ben olamayınca bu güller bu selviler yok Kızıl dudaklar...
Sevgili imam kardeşim! Koşullar öyle gerektirmiş ki, sabahın ilk saatlerinde bir cenaze namazı kıldırıyorsun. Güneş doğalı yarım saat olmuş daha. Caminin önünde kılınıyor namaz, namaza katılan taş çatlasa 50 kişi. Senin çıplak sesini rahatlıkla hepsi duyar. Ama sen ses sistemini...
Buradaki anlatılanların hiçbirisi kurgu değil, tümüyle yaşanmışlıklardır. “Yıllar önce Suçatı Köyünden 17 kişi Mut’a sinemaya geliyoruz. Yayan yapıldak! Göksu’yu geçerek Mirahor Köyüne geldik önce, arkasından da Mut’a, Seyrankaya sinemasına. Sinema dönüşünde, gece tabi, Göksu’nun boyunda bizim karpuz tarlamız var, tam...
Alooaloo, dikkat dikkat! Mut Çıtlık Kültür Sanat Dergisinin birinci sayısı çıkmıştır. Parasız dağıtıyoruz… +++ Saygı değer konuklarımız, sevgili arkadaşlarım, Mut Çıtlık Dergisinin değerli dostları; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum, hepinize hoş geldiniz diyorum, hoş geldiniz!.. Az önceki sesle ve duyuruyla sizleri...
Öncelikle eleştiri konusunda anlaşmamız gerekiyor. Çünkü birçok insan eleştiriyi “suçlama” olarak görmektedir daha. Oysa eleştiri katkı yapmaktır; yanlışları ve eksikleri gösterip çözüm önerileri sunmaktır ve bir bu kadar da doğru ve güzeli alkışlamaktır. Geleneksel olması düşünülen bir etkinliğin birincisini eleştirmek,...
Derginizi keyifle okuyor, takip ediyorum. Çok güzel. Ancak bu sayının en iyi yönü, adına uygun çıtlıkla fotoğraflanmasıdır. Yayın hayatınızda başarılar. Eyüp Çolak / Mersin +++ Sevgili Mut ÇITLIK Dergisi Ailesi, Emekçileri ve Okuyucuları, Değerli Gönül Dostları… On beş yıldır sabır,...
(Şiirleştirdiğim bir halk anlatısı) Adamın birinin ölüm gelir aklına Çağırır çocuklarını, toplar başına Bakın çocuklarım der, bu size vasiyetimdir Ben ölünce açacaksınız bu zarfları bir bir Neyse, adamın günü saati gelir nihayet Çocuklarınınsa usundadır hep o vasiyet Önce birinci zarfı...
Güncel sorunlarımız o kadar ağır ve çok ki, yarının en büyük sorunu gibi gözüken iklim sorununu ne yazık ki çoğumuz çok önemsemiyoruz, hele hele siyasetçilerimiz bu konuda ne bir söz söylüyor, ne de bir adım atıyor. Ama bilim insanlarının uyarıları...
“Roman denizse öykü göldür, büyük benzerlikleriyse ikisinin rengi de mavidir.” İlna Nazil +++ “Doktora dedim ki, ‘Reçetenin altına bir de şunu yazıver!’ ‘Günde bir saat eski dostlarla sohbet edilecek!’” Orhan Kurtulan (Fotoğrafçı Orhan) +++ “Saf insanlar cin insanlara dönüştürüldü.” Aysun...
Bu toplum, bu halk en çok kimlerden çekti ve hangi anlayışlara göre yanlış yerlere yönlendirildi? İşte bu yazımda bunları düşünmeye çalışıyorum… Tabi bunların bir kısmı bilgisizlik/bilinçsizlik, bir kısmı bile bile, bilinçli bilinçli… “Din din” diyerek din ticareti yapanlar… Bu toplum...
Not: Burada anlatılanların hiçbirisi kurgu değildir. “Tanıdığım bir akrabam var. Adı Ali. Yıllardır ceviz, sumak, nohut, yerfıstığı gibi kuru yiyecekler alıp satar. Özellikle de köylerden alır bunları. Ne olduysa heveslendim bu akrabama, ben de başladım bu işe. Cevizi bol olan...
Bugün budamakla yola çıksak, hangi duraklarda soluklanır, nerelere varırız acaba?.. İnsan öğrendiklerinin ve yaptıklarının toplamıdır. İnsandan öğrendikleri kadar doğadan da; yine doğanın ürünleri olan hayvanlardan ve bitkilerden de, canlı kadar cansız her şeyden de bir şey öğrenir. Hayvanlardan; kediden, köpekten,...
BUGÜN DE ŞİİR OLSUN… (Dörtlüklerle Anılar) Yolunu, yüzünü kimi zaman da şiire çevirmeli insan; şiirle soluklanmalı, şiire soluk katmalı. Hatta sık sık, belki de her zaman. Eminim ki bu yol insanın kendisini sanatın içinde en çok bulduğu alandır. Ve yine...
Belediye Etkinlik Salonunda sanırım 6. Mut Çıtlık Kaval Çalma Yarışması yapılacak… İki gün var daha. Sivri köyünden, “Kör İbirağım” diye birisi aradı, olduğu yeri ve görüşmek istediğini söyledi. Yaşlıca bir adam, şalvarlı şapkalı bir köylü: “Ben de katılacağım yarışmaya.” “Katılabilirsin...
Yine bir şiir zamanı. Şiirsiz kalmayın! ÂŞIK ÖMER (?-1707) Konya Hadim doğumlu. DEDİM DİLBER YANAKLARIN KIZARMIŞ Dedim dilber yanakların kızarmış Dedi çiçek taktım gül yarasıdır Dedim tane tane olmuş benlerin Dedi zülfüm değdi tel yarasıdır Dedim dilber sana yazılı kanım...
Beş doğa tutkunuyduk, üç kaldık! Beşimiz de Mut Çıtlık doğa yürüyüşlerine hep katılırdık. Ama bu yazımızın Mut Çıtlık Doğa Gezginleriyle hiçbir ilişkisi yoktur. Evet, beş doğa tutkunuyduk, üç kaldık! Kimler miydik bu beş kişi? Gerçekten de tam bir doğa tutkunuyduk...
“Ahlak, sevgi ve vicdan, hepsi bu. Bir insan bunlara sahip olsun yeter, gerisi bunların içinde vardır zaten. Ama bunlardan birini yitirdi mi insan, kendini yitirir.” Mehmet Çiftçioğlu +++ “Keşke bu bayrak pozunu bu ülkenin değerleri, kurumları uluslararası şirketlere (emperyalistlere) bir...