DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Yağmurlu
20°C
Mersin
20°C
Yağmurlu
Pazar Yağmurlu
19°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
20°C
Salı Parçalı Bulutlu
20°C
Çarşamba Az Bulutlu
20°C

Nihat MUSTUL

YAZARIN KALEMİNDEN

    KÜÇÜCÜK YAŞAM KESİTLERİ / 57

    Meydan Parkı (Musa Eroğlu Sevgi Parkı); değil Mut’un, yörenin en büyük, en kapsamlı parkı…
    Burada günlük yürüyüş yapanlar var. Bunlardan birisi de Sönmez Bey, hem de baş yürüyüşçülerden. Hastalık dışında her gün gider yürüyüşe. Hele hele oradaki spor aygıtlarında çalışmaya bayılır. Kimisi utansa da onlarda çalışmaktan, o, o aşamaları çoktan aştı.
    İki gündür birisi dikkatini çekmeye başladı Sönmez Bey’in. Genç, kara yağız birisi. İki gün öncesine kadar hiç görmemişti. Ama “günaydın” diyecek kadar yüz yüze gelmemişlerdi daha. Tam emin değildi ama gürül gürül Suriyeli kokuyordu (Suriyelileri küçümseme değil bu, asla) delikanlı, 25 yaşlarında gibiydi.
    Suriyeli olması daha da ilgisini çekiyordu aslında. İçinden bir dürtü, “ille de bununla karşılaş” diyordu. Bu yüzden de hemen yolunu değiştirdi, onunla yüz yüze gelecek şekilde.
    “Günaydın delikanlı!”
    “Günaydın abi, selamaleyküm!”
    “İki gündür görüyorum seni.”
    “Halepliyim, mobilyacıda çalışıyorum, evimiz buraya yakın.”
    İlgisi daha da çoğaldı Sönmez Beyin:
    “Öyle mi, kaç yıl oldu geleli?”
    “Dört.”
    “Evli bekar?”
    “Evli.” Gülümseyerek söyledi bunu.
    Hiç de evinden, ailesinden, yurdundan kopup gelme görüntüsü yoktu gencin yüzünde.
    “Çocuk var mı peki?”
    “Olmaz mı? Dört tane, iki daha olacak.”
    “Peki nasıl bakacaksın sekiz kişiye?”
    “Erdoğan var ya…”
    “Haaaa!..”
    +++
    Yatağa yattı mı, gece tilkileri kıpır kıpırdır kadının kafasının içinde. Ama bunlar “yat uyu” türünden can tilkileri değil, kıpır kıpır cin tilkileri. Bu yüzden de gözlerine bir türlü uyku girmez, döner durur kadın.
    Yatarken böyle de kalkarken böyle değil mi? Daha da beter. Uyanmasıyla kalkması neredeyse bir saat sürer, kapı zili ya da telefon çalmasa daha da fazla.
    Bir bu, bir de kadının dayanılmaz mutfak tutsaklığı, ev zincirlerinden kurtulamaması, hatta zincirleri daha da kalınlaştırması; çamaşır, ütü, bulaşık, yemek, bin bir temizlik, şu, bu…
    Bir de afyon dizisi saatleri, yarım saat, bir saat süren telefon dedikoduları…
    Pazar yeri yakın, yemeyi içmeyi de seviyor, “can boğazdan geçer, onu yeme bunu yeme, acımızdan mı öleceğiz yahu” demeleri…
    Velhasıl iki gün önce bir tartılır kadın, (iki aydır ilk kez tartılır) 113 kilodan 118 kiloya çıkar.
    Ve o saatte ne oldu biliyor musunuz, kafasının içini korku tilkileri doldurdu.

    Yazarın Diğer Yazıları