Mut İlçemiz

SİYAH BEYAZ MUT’LU / 4

SİYAH BEYAZ MUT’LU / 4
Serkan YALÇIN
Serkan YALÇIN( smmmser@hotmail.com )
04 Ağustos 2020 - 15:17

KAN KARDEŞLİĞİ

“Benim çocukluk arkadaşlarımın içerisinden öğretmen olan oldu, müdür olan oldu, amir olan oldu, iş adamı olan oldu, asker olan oldu, ŞEHİT olan oldu, Belediye Başkanı olan oldu… Hepsinin yeri ayrı ama iki çocukluk arkadaşımı hiç unutamam. Bir tanesi Sedat Damburacı, diğeri 10 yaşında kaybettiğimiz Mehmet Uysal…” demiştim ve arkadaşım Mehmet’in bende bıraktığı izlerden bahsetmiştim. Bugün Şehit Sedat Damburacı’dan bahsedeceğim.

Sedat çocukluğumun kahramanlarındandır. Okulumuzun en uzun boylusuydu. Ayrı ayrı sınıflarda olmamıza rağmen Sedat’la teneffüslerde bir araya gelir beslenme çantamızdan ne çıkarsa paylaşırdık. Beden Eğitimi derslerinde birbirimizi hop ederek bahçenin içinde yarış yapardık. Sedat’ın gözleri hemen beni arardı. Çünkü ben ufak tefektim, onun sırtına binerek çok oyun ve yarış kazandık…

Gazi İlkokulu’nun bahçesinde sarı renge boyalı bir kömürlük, onun hemen yanında da bir çam ağacı vardı. Bu kömürlük bizim maçlarda kale duvarımız olurdu. Çam ağacının yanından, kömürlüğün tenekeden olan çatısına çıkmak bizim için büyüme gelişme göstergesiydi.

Çocuklukta insanın hayatına birçok arkadaş giriyor. Çünkü o zamanlar çıkar çatışmaları yok. Çocuğuz ve ortak paydamız beraber vakit geçirmek, birlikte oyunlar oynamak. Zamanla bu arkadaşlarımız içerisinden yeni serüvenlere yelken açanlar olacaktır. Belki adlarımızı bile unutmuş olacağız… Ancak çocukluğumuzda yaşadıklarımızı hepimiz farklı farklı hatırlarız. Ama şunu bilmenizi isterim bir çocukluk arkadaşları bir de askerlik arkadaşları hiç unutulmazmış.

            Yine bir sonbahar günü ve hava çok soğuk. Öğretmen bizden kömürlükten kömür ve odun getirmemizi istedi. O gün Sedat’ın sınıf öğretmeni hasta olduğundan onu ve bazı sınıf arkadaşlarını bizim sınıfımıza dağıtmışlardı. Ben ufak tefek olduğum için en önde oturuyordum. Öğretmen bir en önde bir de en arkada oturan erkek öğrencileri görevlendirdi genellikle. Elimize teneke yangın kovalarını aldık, birimiz kömürleri diğerimiz odunları doldurmaya başladık. O esnada ben kovayı kenara çekmek isterken teneke elimi kesti. Ağlayıp zırlamaya başlayınca Sedat’ta elini kestirip kanayan yere bastırdı. “Ağlama be! Bak kan kardeş olduk” dedi. Yaşı kırk ve üzeri olanlar bilir bizim kuşağımızda bu ve benzeri durumlarda birbirimize destek olduğumuz cesaret göstergeleri vardı.

Biz biraz geç kalınca öğretmen bizi merak etmiş, geldi. Elimizin kanadığını görünce pansuman yaptırdılar. Güven Orhan, baba mesleğinden dolayı hep Sağlık Kolu olurdu. Bu durumlarda kendisine bir görev düştüğünde bizlerle ilgilenmeyi çok severdi.  Kendimizi Güven’in güvenli ellerine bıraktık ve pansumanımızın yapılmasını bekledik. Yıllar akıp geçti gitti. Ben bu yaşadıklarımızı unuttum gitti. Hayat herkesi bir yere savurdu. Birçok arkadaşımla birbirimizi çok sever tanır fakat sosyal medya o yıllar da bu kadar gelişmiş olmadığı için şimdiki kadar rahat haberleşemezdik. Zamanla herkes birbirinden uzaklaştı farklı farklı hayatlara yelken açtı.

Bir gün Ankara’dayım, telefonum çaldı. Baktım hiç bilmediğim bir numara. Yılını tam hatırlayamıyorum. Ulucanlar’da bekâr evimde kahvaltı hazırlıyordum. Karşımdaki ses Sedat’a aitti. “Dostum, ben askerliği bitirdim, biraz memlekette vakit geçirdim fakat aklım hep askerlikte. Ankara’ya geliyorum Uzman Çavuşluk sınavına gireceğim ben Ankara’yı az biliyorum, bana yardımcı olur musun?” dedi. Ben o ara meteliğe kurşun sallıyorum; üniversite yeni bitmiş, bir firmada Mali Müşavirlik stajını başlatmak için uğraşıyorum. Sedat’ı otogarda karşıladım. O günlerde evime yeni taşınmıştım ve evde yatak olarak bir tane büyük sünger ve küçük bir battaniye vardı. Şans bu ya; kuzenlerim ve İstanbul’dan arkadaşım Mehmet de geldi. Küçücük odada beş altı kişi olduk. Kaldığım oda tam köşe ve her köşe başında birer pencere var. Odada perde olmadığı için gazete kâğıtları ile kapattım camları. Battaniyeyi yere serip, sıra sıra uzanıp yattık. Gece bizi bir gülme tuttu. Herkes Mut’un bir köyünün ismini söylüyor ve “Sen olsan hangi köyden olurdun?” diyoruz ve bizler memleketten uzak olduğumuz için köy isimlerini pek hatırlayamıyoruz. Sedat her köyü çok iyi tanıyor ve her köyden komik hikâyeler anılar anlatıyor ve çok eğleniyorduk.

O kadar çok güldük ki sabah Sedat’ın sınavı olduğu aklımızdan çıkmış. Ben, “artık yatalım” dedim. Tam yatacakken canım su istedi. Sedat ile mutfağa gittik. “Kardeş, bu Uzman Çavuşluk şart mı, sen neden bu kadar çok ısrar ediyorsun?” dedim. “Dostum,  çok istiyorum dua et yarın bu sınavı kazanayım” dedi. Beni de ikna etti. Sabah erkenden Beytepe otobüslerinin kalktığı Güvenpark’a geldik. Sedat’ı körüklü bir otobüse bindirdim. Bana arabanın camından el sallıyordu. Bu belki onu son görüşüm olacaktı. Ağaçların yapraklarının yansıması ve Sedat’ın yüzünün bu yansımanın içinde bana gülümsemesi aklımdan hiç çıkmıyor…

O gün Sedat sınavı kazanmış, bana Mut’tan telefon açtı. Teşekkür etti, daha sonra galiba sağlık muayene işlemleri için bir kez daha geldi sonra uzun bir süre hiç görüşmedik. Ben Ankara’da yaşadığım için Mut’tan gelip hastası olanları, sınavı olanları evimde ağırladığımdan dolayı bu durum benim için normal bir durumdu. Çok sonra öğrendim Şırnak’ta görev yapıyormuş.        

26.08.2007 tarihinde eşim ile Bolu Gölcük Tabiat Parkına piknik yapmaya gittik. Dinlenme tesislerinde durduk, bir gazete aldım. Gazeteye hiç bakmadan müsait zamanda okumak üzere arabanın bagajındaki sepete attım. Her şey çok güzeldi. O kadar güzel bir gündü ki, içim içime sığmıyordu. Mesleki sınavlarımı kazanmıştım, Mali Müşavir olma yolunda emin adımlarla ilerliyordum. Piknikle birlikte bu başarımı kutlayacaktık…

Eniştem “Gazete aldın mı?” diye sordu. Sepetin içerisine koyduğum gazeteyi çıkardım ve ilk sayfada Sedat’ın fotoğrafını gördüm. İnanamadım… Gözlerimi açtım kapattım, tekrar baktım; “Çocuğunu göremedi” yazıyordu. Oracıkta yığıldım kaldım… Hiç bir şey diyemedim…

Çocukluğumda suda boğulan Mehmet’ten sonra bir arkadaşımı daha kaybetmiştim. Uzun bir süre geceleri uyuyamadım. “Bana dua et kardeşim” dediği o anlar ve Güvenpark’ta körüklü bir otobüsle sınava giderken el sallaması aklımdan çıkmıyor…

Vay be! Bu ne şeref! Bizim neslin de bir Şehidi var artık…

Biz şehit arkadaşıyız…

Gazi İlkokulun bahçesinde oynayan o çocuklardan bir tanesi vatanı için ŞEHİT oldu.

Gecenin karanlığında ilerliyoruz. Şoförün selektör yaparken çıkardığı sesten başka ses yok. Uzun yolculukları aslında sevmiyorum. Ama yaşadıklarımdan aklıma ne gelirse bu yolculuklarımda not alıyorum. Çocukluğumdan bu tarafa nice hayaller kurmuşluğum var. Kendime çoğu zaman “Bugünün küçüğü yarının büyükleri olarak acaba gelecekte nasıl bir yaşamım olacak, bizler ne olacağız” gibi sorular soruyorum…

Şehit Uzman Çavuş Sedat DAMBURACI benim neslimin şehidi onu ilkokul arkadaşları olarak hiç unutmadık. Unutmayacağız…

Devam edecek…

© Mutilcemiz.Net 2019 Sitede bulunan tüm paylaşımların hakları saklıdır, izinsiz ve direkt bağlantı gösterilmeden kullanılamaz. Muthaberleri.Com