Ülkemizde siyasal kamplaşma, giderek sosyal kamplaşmaya evriliyor. Önceki yazılarımın birinde ifade ettiğim gibi, 12 Eylül 1980 öncesi “kurtarılmış bölgeler” vardı; günümüzde de zihinlerde kurtarılmış bölgeler oluşuyor. Hem toplumda hem de sosyal medyada, önünü arkasını düşünmeden kamplaşmayı körükleyen sözler söyleniyor, paylaşımlar yapılıyor, tavırlar sergileniyor. Esasen bunların çoğu, altı boş, kulak dolgunluğundan ibaret, slogandan öteye geçemeyen ifadelerdir. Ama, kamuoyu oluşturmak ve toplumu maniple etmekte etkili olabiliyor. Kimi içinde biriken kini kusuyor kimi bir yerlere gönderme yapıyor, kimi de boşboğazlık ediyor. Sanırım çok basit gördükleri bu konunun, yaraları kanatacağı akıllarına bile gelmiyor.
En acısı ise, aklı başında bildiğimiz, yaşını başını almış insanların dahi böyle hareket edebiliyor olmasıdır. Sınır tanımayan galiz sözler, ucube benzetmeler ve yanlış değerlendirmeler bu ağızlardan çıkabiliyor, bu kalemlerden dökülebiliyor. Bir zamanlar omuz omuza verdiği, canını emanet ettiği insanları incitebileceğini düşünmüyor, düşünmek bile istemiyorlar. Çok yazık!
Sosyal medyada servis edilen bir takım kem sözlerden ve gereksiz tepkilerden kaçınmak gerekir ki, yarınlarda, toz duman dağılıp, hakikat ortaya çıkınca birbirinize bakacak yüzünüz olsun.
Yazılarımda, birlik ve beraberliğimizi bozmayacak, ılımlı bir dil kullanarak düşüncelerimi ifade etmeye çalışırım. Ama, bazı eski dostlarımıza bu yetmiyor; illa ki bir yerlere kurşun gibi işleyen cümleler bekleniyor. Satır aralarından farklı anlamlar çıkarılmaya çalışılıyor.
Evet, herkes gibi benim de bir dünya görüşüm, hayata bakışım, aidiyetim ve 50 yılı aşkın müktesebatım var ama önce Türkiye diyorum ve birlik ve beraberliği önceliyorum.
“İnsanı yaşat ki devlet yasasın” , Devleti yaşat ki insanlar huzur içinde olsun, diyorum.
#DevletEbedMüddet
MehmetAkpınar
Mut,140725

