DOLAR
43,2576
EURO
50,9057
ALTIN
6.835,39
BIST
12.851,49
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Hafif Yağmurlu
10°C
Mersin
10°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Parçalı Bulutlu
12°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
11°C
Pazar Az Bulutlu
14°C
Pazartesi Az Bulutlu
17°C

100. YILINDA TEKKE VE ZAVİYELER KANUNU VE ALEVİLER

Alevi Kültür Dernekleri Mersin Cemevi’nde, ‘100. Yılında Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun Aleviler İçin Anlamı Konulu’ paneli düzenlendi.
Oturumu Mustafa Güler‘in yönettiği panelde, Mimar Sinan Üniversitesi’nden Prof. Dr. Şükrü Aslan, Altınbaş Üniversitesi’nden Dr. Gözde Orhan ve Musa Eroğlu katıldılar.
Panel, Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz Dede‘nin açış konuşması ile başladı.
30 Kasım 1925 tarihinde çıkarılan 677 sayılı Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile esasında 2. Mahmut döneminde, 1826 yılında, Yeniçeri Ocakları bahane edilerek Alevi ve Bektaşi Tekkeleri kapatılmış, aleviler zorunlu iskanla karşı karşıya kalınmıştı. Başta Hacı Bektaş tekkesi olmak üzere birçok Alevi ve Bektaşi tekkesi Nakşibendi tarikatlarına erildi. (Balkanlarda Bektaşi tekkeleri hala onların elinde)
İşte 100 yıl sonra Cumhuriyetin bekası için çıkarılan yasa ile Alevi ve Bektaşiler öteki ilan edilmiş. Panelde Hasan Kılavuz Dede, oturumu yöneten Mustafa Güler ve konuşmacılar tarih akışı içinde bu yasayı izleyenler ile paylaştılar.
İslamiyeti koruma zırhı içinde torba kanununda Sünni olmayan Alevi ve Bektaşilerin tekkelerine göz dikilmiş. Onlar kapatılmış. Dede – Talip buluşması engellenmiş. 1960’lı yıllarda Yanyatır Ocağı Dedesi Hızır Necati Haskan’ın elinde bir kokucu sandığı vardı. Köye gelince sandık bir kenara konur, o giderken onunla giderdi. Dedeler çerçi oldu, kokucu oldular. Ama talipleri ile buluşmaya devam ettiler.
Prof. Dr. Şükrü Aslan konuşmasında: bir makale hazırlamış. Bir bölümünde ALEVİLER CUMHURİYETE NE VERDİ? Kurtuluş Savaşı’nda, daha sonra devrimler sırasında hep sadık kalmış. Canla başla çalışmış. Okumuşlar, bir yerlere gelmeye çalışmışlar. Üretmişler, sanatçılar bu toplumdan çıkmış. Kendi içindeki demokrasi uygulaması ile cumhuriyete uyum sağlamışlar. Ama diğer sayfada Cumhuriyet Alevilere bir şey verememiş. Sayfa boş kalmış.
Dr. Gözde Orhan konuşmasında 1964 yılında Hacı Bektaş Türbesi’nin müze oluşunda olayları bize aktardı. O yılarda Cemal Gürsel, Başbakan İsmet İnönü, Turizm Bakanı Ali İhsan Göğüş’ün uğraşları ile ancak müze olarak açmışlar. Yıllarca Aleviler ve Bektaşiler Serçeşmesine para ile girmişler. İçinde Cem yapamamışlar. Ancak içeri gidip ücretini ödeyerek niyaz etmişler.
Paneldeki konuşmaları dinleyince 1946 yılında Silifke’de radyo derlemesi yapan Muzaffer Sarısözen’in Felteş Dede ile söyleşi notları aklıma geldi.
Muzaffer Sarsözen sorar: “Felteş, Ali’yi mi Muhammed’i mi seversiniz?“
Yanıt: “Onlar bizim çocuklar. Biz Atatürk’ü severiz.“
“Neden?“ der.
Aldığı yanıt: “O gelinceye kadar ne zaman öldürüleceğimizi bilmiyorduk. Ancak o gelince öldürülmeyeceğimizi öğrendik.”
Osmanlı dönemi ile cumhuriyet dönemi arasında fark buydu. Biraz yumuşama. Ama, o var olan Sünni Devlet anlayışı, İslamiyeti koruma dürtüsü. Hep Aleviler ve Bektaşilerin üzerine gitmişler. Ortaca, Fethiye, Sivas, Çorum, Maraş ve Gazi katliamları. Tekke ve Zaviye Kanunu ile yasaklandığı sanılan Alevi olmayan tarikatlar hep var olmuşlar. “Laik Türkiye” yalanı ile ötekilere nefes aldırmamışlar.
Aleviler hep okumuşlar, özellikle yurtdışına gitmişler. Oralarda demokrasiyi görünce ona sıkı sarılmışlar. 1960’lı yıllarda başlayan özgürlük rüzgarları ile 1990’lı yıllarda örgütlenme ile söz sahibi olma, egemen olma. İşte Maraş’ta katliamların baş nedeni bu. Ötekiler bir yere gelince tepelerine vurmak.
100 yıl sonra Cumhuriyet kazanımları şeriat yanlısı tarikatlar tarafından bir bir yok edildi. Laik Cumhuriyet yerine zorunlu din dersleri, zorunlu İmam Hatip Liseleri, felsefe yerine dogma bilimler.
Aleviler ve ülkede yaşayan, düşünen katmanlar, sol – sosyalist düşünceyi hayal ederken; şimdi parlamenter sisteme razı edildik. Ülkede ötekiler ile berikiler mücadelesi var.
Çözüm kolay, Alevi ve Bektaşi Enstitüsü akademisyenleri ve bilim adamları toplandı orada bir karar metni çıktı. “ANASAYADA EŞİT YURTTAŞLIK HAKKI VERİLMESİ“ işte bu sağlanırsa 677 sayılı kanun yürürlükten kalkar. Alevi, Sünni, Kürt, Türk, Kadın, Erkek eşitsizliği son bulur. Yani savaş yerine barış, kin yerine sevgi gelir.
Bunlar olunca üretim, üretim olacak. Bolca üretim, hakça tüketim. Alevi erkanında var olan imece yaşam, sofrasını bölüşme kuralları ile varsıl ülke olmanın yolu açılacak.
Musa Eroğlu sahneye çıkınca önce konuştu, sonra sazın tınısı içinde bilinen 12 bin yıllık tarih içine daldık. Asya’dan, Anadolu’dan günümüze tarih akışı içinde yaşamı okuduk. Bu ülkede düşünen insanın önü açılırsa neler olabileceğini gördük.
Mersin Cemevi bir gerçeği görüp, onu panel formunda bizlere aktardı. Belki bu yetmez. Diğer kentlerde de olmalı. Hele şu ülkede barış, demokrasi görüşmeleri yapıldığı dönemde çok önemsenmeli.
Gerçekten barış demokrasi isteniyorsa; 100 yıla bakıp, özeti görmek, ya Cumhuriyet ya şeriat.
Gelin Cumhuriyete sahip çıkalım. Ötekiler bir olup demokrasi kapılarını açalım. Hak, hukuk, adalet ondan sonra gelir. Ülkede yaşayanların eşit yurttaş olarak bir arada yürüdüğü günler gelsin.
KİRMEN
Celal Necati Üçyıldız
Yazarın Diğer Yazıları