ALAHAN MANASTIRI’NDA SESSİZLİĞİN TAŞA İŞLENMİŞ HALİ
Mut’tan kuzeye doğru ilerledikçe yol daralıyor, manzara genişliyor. Göksu Vadisi aşağılarda kalıyor, biz yukarıya, taşların arasına doğru çıkıyoruz. Alahan Manastırı’nın bulunduğu yer, bir yapı için fazla yüksek, ama belki de o yüzden hâlâ ayakta.
Arabayı kenara çekip yürümeye başlıyorum. Karşıma önce parçalanmış duvarlar çıkıyor, ardından ince taş kemerli bir geçitten geçiyorum. Etrafımda büyük bir sessizlik var. Bu sessizlik biraz yorgun, biraz da alışılmış gibi. Buraya gelen fazla insan yok. Gelen de pek konuşmuyor zaten.
Manastır dediğimiz bu yapı topluluğu, bin beş yüz yıl önce yapılmış. Taştan yapılmış kiliseler, keşişlerin kaldığı odalar, su kanalları, mezar yerleri… Hepsi hâlâ burada. Zamanla üstü açık kalmış yerler var, ama taşı yerinden oynamamış. Yapıların arası yürüme yollarıyla birbirine bağlı. Genişçe bir alana yayılmış.
Kilise kısmına geliyorum. Duvarlar sağlam. Pencerelerin kenarları dikkat çekici. Süsleme yok denemez, ama gösteriş hiç yok. İnşa edenler belli ki abartıyı değil, dayanıklılığı tercih etmiş. O kadar sade ki, anlatmaya çalışmıyor; olduğu gibi duruyor.
Taşlar arasında yürürken kimse bir şey sormuyor, anlatmıyor. Ama burada bir dönem yaşanmış olduğu belli. Sessizliğin arasında kalmış bir hayat var. Duvarda ne yazı var ne de iz. Ama taşlar düzgün kesilmiş, yerli yerinde duruyor. Yapmaya çalıştıkları şey neyse, hâlâ duruyor.
Manzaraya bakmak için kenara yaklaşıyorum. Aşağılarda Göksu kıvrıla kıvrıla ilerliyor. Rüzgâr fazla değil ama serin. Bu yükseklikte insanın sesi kısılıyor. Bir şey söylemeye gerek yok. Çünkü bu tür yerlerde konuşmak, olanı bozmaktan başka işe yaramaz.
Alahan Manastırı, yukarıdan bakıldığında taş yapılar topluluğu gibi görünüyor. Ama içine girdiğinizde, burada zamanla yarışan bir sakinlik olduğunu anlıyorsunuz. Bir yerin eski olması, ona saygı duyulması için yeterli değil. Ama bazı yerler yaşadığı için değil, sessizce durduğu için değerli olur. Alahan da tam böyle bir yer.
Buradan ayrılırken aklımda tek bir şey kalıyor: Yüksekliğin sebebi sadece manzara değilmiş. Bazı insanlar yaşadıkları yerle dünya arasında mesafe koymak istemiş. Onların neden böyle bir yer seçtiğini, buraya çıkınca anlıyorsun. Başka bir açıklamaya gerek kalmıyor.




