AMCAM AHMET UYSAL’IN HATIRALARI – 2 Değirmenler
AMCAM AHMET UYSAL’IN HATIRALARI – 2
DEĞİRMENLER
Ahmet UYSAL
Babam değirmenin borcunu taksitler halinde öder. Değirmene de bakım yapar, yeniler. Ancak ne var ki bir karışıklık zuhur eder. Ortaya bir rakip çıkar.
Dedemlerin babama verdikleri yukarı ki değirmenden başka bir değirmenleri daha varmış. Onun adı da aşağı ki değirmen idi. Her ikisi de aynı derenin üzerinde yer alıyordu. Birisi Konarı vadisinin girişinde (yukarı ki değirmen), diğeri de vadinin bitiminde (aşağı ki değirmen).
Aşağı ki değirmen Silifke’den Hacı Paşa adlı kişiyle ortak imiş. Babamı çekemeyen köydeki rakipleri burayı alıp yerine yeni değirmen yapmak isterler. Babam bunu önlemek için onların haberi olmadan koca anamın (babaannemin) teyzesinin oğlu Sait UĞUR’a gider.
Sait UĞUR, İstanbul’da tahsil görmüş, uzun yıllar Silifke belediye reisliği ve müftülüğü yapmıştır. İçel Tarihi, Silifke Folkloru vb. adlı birkaç kitabı neşredilmiştir. Babası Hacı Şakir Efendi de müderris (üniversite öğretim üyesi) idi.
Babam Sait beye değirmen mevzusunu açar. Sait Bey, konuyu çözümlemek için Hacı Paşa’nın oğlunun yanına yalnız gider. Babam sonradan gelir. Tesadüfmüş gibi orada buluşurlar ve Sait Bey pazarlığı yapar. Böylece babam, aşağı ki değirmeni satın alır ve rakiplerinden kurtulur. Hem de artık iki değirmen sahibi olur. Bu değirmenlerin müşterileri Demirkapı, Navdalı, Güme, Dağpazarı köyleri ayrıca Silifke’den buralara yaylaya çıkan yörükler ve Mut’un Palantepe, Elbeyli, Yapıntı, Perakende ve başka birçok köylerinden yaylalamaya gelen insanlardı.
Biz ise kışın Dağpazarı Köyü’nde yazın ise köye yaklaşık 5 km mesafede olan değirmenlerin yanında çadırda kalıyorduk. Değirmenin suyu ile çadırın arası 3 metre kadardı. Çadırın önünde büyük bir ardıç ağacı vardı. Gelen misafirler, müşteriler o ağacın altında ağırlanırdı. Bizim en iyi istirahat alanımız orasıydı. Geceleri de o ağacın altında yatardık. Bütün sebzemizi ağaçların arasında kalan küçük alanlarda üretirdik. Domates, fasulye, soğan, kabak, patates vs yetiştirirdik. Anam etraftaki düz kaya parçalarının üzerinde doğranmış sebze ve meyveleri doğrudan kurutur ve kışlık yiyeceklerimizi hazırlardı. Kayalarda toz bile olmaz idi. Dolayısıyla kurular da tertemiz kalırdı.
Koyun ve keçilerimiz de vardı. Bunlardan yoğurt, yağ ve çökelek yapardık. Anamın kızı olmadığı için bu işlere biz yardım ederdik.
Yannıkla yoğurttan yağ elde edilirdi. Ayrıca keçi derisinden yapılan tuluk da bu işte kullanılırdı. Tuluğun bir de bişşeği (tokmağı) olurdu. Bu bişşek, tuluğun içindeki yoğurdu dövdükçe yağ zamanla yoğurttan ayrılırdı. Geri kalan ayran halinde kalırdı. Bu da pişirilince çökelek olurdu. Kışın yemek için yağı yağ derisine, çökeleği çökelek derisine koyardık.
Yazın biz değirmenlerin yanında kalırken koyun ve keçilerimiz köyde olurlardı. Her gün eşekle Dağpazarı’na gider, koyun ve keçileri sağar sütü de değirmene getirirdik. Ben henüz daha 9 yaşında iken bir gün keçileri sağdım. 10 litre kadar süt çıktı. Son keçiyi sağmaya giderken keçi kaçtı ayağım da gevene takıldı, düştüm. Bakır helkedeki (kovadaki) süt döküldü. Ağlamaya başladım. Başta Beyhiba adlı kadın olmak üzere herkes azar azar süt verince sütüm tamamlandı. Gözyaşlarım böylelikle akmaz oldu.




