DOLAR
44,0706
EURO
51,1241
ALTIN
7.305,69
BIST
12.776,62
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Mersin
Parçalı Bulutlu
16°C
Mersin
16°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Hafif Yağmurlu
15°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
16°C
Pazar Açık
15°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
15°C

Serpil TOMAK

HER AÇIDAN

    İYİLİKLE KÖTÜLÜĞÜN SAVAŞI

    Ülke gündemi yangın yeri gibi… Gün geçmiyor ki her gün bir acıyla ya da skandalla güne başlıyoruz. Muhalefet olduğu iddiası ile öne çıkan bir kanalda ünlü bir sabah haberi sunucusu ise trajikomik bir şekilde Bolu Kartalkaya yangınından ders çıkarmamız gerektiğinden bahsediyor. Türkiye ders çıkarma dönemini geride bırakalı çok oldu maalesef. Bu yangında hepimiz boğulduk. Nefes alamıyoruz. Önceki yazılarımda da dile getirmiştim. Denetim yok. Denetim olmayan kurum adı ne olursa olsun (okul, kooperatif, sivil toplum kuruluşu, hastane, otel, üretici, restoran, sanayici, müteahhit vs.) uzak durulmalıdır. Bir çürümüşlüğün ortasında yaşamaya çalışıyoruz: rüşvet, görevi suistimal, yangınlar, iş cinayetleri, kadın cinayetleri, çocuk istismarı, hayvan istismarı. Aile yapısı da bu çürümüşlükten nasibini aldı. Toplumun en küçük yapı taşı da bozuldu. İlişkiler dürüst değil. Hile, aldatma, yalan, şiddet ve suistimal evlerimizin içine kadar girdi.

    Standartlara uygun olmadığı gerekçesiyle dönen ihraç ürünlerimiz, vergiden kaçırmanın normalleştiği bir işletmecilik anlayışı, eğitim sistemindeki hezeyanlar, sağlık sistemindeki yozlaşmalar nefes almamıza izin vermiyor. Üstelik de bu kadar çok acı ve sorun var ama sorumlular yok. Ülke basınındaki çürümüşlük ve olayları ele alış şekli işin diğer bir tuhaf tarafını oluşturuyor. Üçüncü dünya savaşının konuşulduğu bugünlerde bana göre asıl savaş iyilikle kötülüğün savaşı. Kendimizi evimize kapatıp kendi hanemizde korunaklı yaşamaya çalışmak yani pasif iyilik bizi kurtarmayacaktır. Masumiyetimizi kaybettik. İyi olmak, çalışmak, dürüst olmak ya da masumiyet aptallıkla ya da saflıkla özdeşleştirildi günümüzde. Yapanın yanına kar kaldığı anlayışı bu çürümüşlüğü daha da köklendiriyor. Bu kuşağın çocuklarına verebileceği çok fazla bir şey kalmadı. İnsanın doğasına iyilik yakışır. Kötülük ise bozar. Dünya o kadar dibe vurdu ki büyük bir çöküş olmadan temizlenmeyecek maalesef. Yazımı geçen yıl yazdığım bir şiirle bitirmek istiyorum.

    ZEYTİN AĞACI

    Hiç kimse anlamadı ne ara hızla büyüdüğümüzü
    Fabrikalar mı arttı insanlar mı üredi bilmem
    Milli gelir derdi hepimizi gerdi
    Her gün biraz daha zorlaşıyor işyerinden çıkıp eve gelmek ya da evden çıkıp bir yerlere gitmek
    Gergin kalabalıkların tek derdi ise yine kendisi
    Şehrin caddelerini saran kalabalıklar sokakları sağaltırken, bir o kadar da yalnızlaşıyor insan
    En küçük uğraşlar büyük hedeflere bürünüyor bu yoğunlukta
    Diğer taraftan bir komedi programında herkesin yüzü gülüyor keyifle
    Bir otelin tek gecelik ilişkileri ile dolu arsız müşterileri gibi o tek gecelik ilişkilerini anlatıyorlar umarsızca
    Tek kullanımlık sevdalar, tek kullanımlık bardaklar, tek kullanımlık hayatlar…
    Her şey olabildiğince yüzeysel ve geçici buralarda
    Tükettiğimizi sandığımız şeyler tüketiyor usulca
    Şehrin bir kenarına iliştirilmiş insan parçacıkları ile dolu her yer
    Evlerin içi farklı mı sanıyorsun?
    Herkes kendi köşesinde kendi dünyasında
    Zamanla yarışıyor insanlar zamanı yeneceğini sanarak
    Tek derdi yaşamak, ama nasıl yaşamak!
    Herkes bezelye taneleri gibi bir o kadar da aynı
    Bir zeytin ağacı olsam keşke
    Koşmadan yorulmadan
    Dursam köklensem
    Derinleşsem alabildiğine
    Sessiz sakin bir o kadar da dingin
    Arada esen rüzgârlar içimi gıdıklasa
    Yeşillensem dört mevsim oniki ay…

    Yazarın Diğer Yazıları